Cevaplar

2012-11-15T12:47:25+02:00

Atatürk, çok haklı olarak, güçlü bir devletin ancak güçlü bir ekonomiyle mümkün olabileceğini görmüştür.Onun, ekonominin önemine ve önceliğine ilişkin sayısız konuşmaları vardır. Mesela, “yeni Türkiye devleti temellerini süngü ile değil, süngünün dahi dayandığı ekonomi ile kuracaktır.Yeni Türkiye devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye bir ekonomi devleti olacaktır.”
“Bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zafer süngü zaferi değil, ekonomi, ilim ve irfan zaferi olacaktır.Ordumuzun şimdiye kadar kazandığı zaferler memleketimizi gerçek kurtuluşa yöneltmiş sayılmaz.Bu zaferler, ancak zaferlerimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır.Askeri zaferlerimizle gururlanmayalım. Yeni ilim ve ekonomi zaferlerine hazırlanalım.” , “Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar., ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa, husule gelen zaferler sürekli olamaz, az zamanda söner.”
“Hayat demek ekonomi demektir....Yaşamak için, kuvvetli bir devlet yapmak için ekonomi esastır.” , “Ekonomik kalkınma; Türkiye’nin, hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.” Bu anlayış içinde devletin, ekonomik hayata yatırımcı, üretici, dağıtımcı, yönlendirici, denetleyici, teşvik ve yardım edici olarak çeşitli şekillerde müdahale etmesi, güçlü ve çağdaş bir ekonomiye ulaşmak için zorunludur.Özellikle Türkiye’nin 1920’lerdeki ve 1930’lardaki şartları içinde ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesini, o dönemde henüz pek zayıf olan Türk özel teşşebbüsünden beklemek olanaksızdı.

Atatürk, şöyle açıklamaktadır: “Cumhuriyetimiz henüz çok gençtir. Maziden kendine miras kalan bütün hayati işler, zamanın mecburiyetlerini tatmin edecek derecede değildir..Siyasi ve fikri hayatta olduğu gibi iktisadi işlerdede fertlerin teşebbüsleri neticesinde beklemek doğru olmaz.Mühim ve büyük işleri, ancak milletin toplam servetine ve devletin bütün teşkilat ve kuvvetine dayanarak, milli egemenliğin uygulanmasını ve yürütülmesini düzenlemekle görevli olan hükümetin mümkün olduğu kadar üzerine alıp başarması tercih olunmalıdır.. Diğer bazı devletlerin ikinci dereceden görebileceği ve fertlerin teşebbüslerine bırakılmasında beis olmayan işlerden birçoğu, bizim için hayatidir.Ve birinci derecede mühim devlet vazifeleri arasında sayılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ni idare edenlerin, demokrasi esasından ayrılmamakla beraber “devletçilik” prensibine uygun yürümeleri, bugün içinde bulunduğumuz hallere,şartlara ve mucburiyetlere uygun olur.”

0