Cevaplar

2012-11-15T19:15:07+02:00

 

    Hz. Abdullah, gün geçtikçe, gönülleri etrafında pervane gibi döndürüyordu. Fakat, o dönen pervanelerin hiçbirine iltifat etmiyor, iffet ve namusunu ter temiz koruyordu.
Çok sevdiği oğlunun evlenme çağına geldiğini gören Abdülmuttalib, bir an evvel onu mes`ud bir yuvaya kavuşturmak istiyordu. Ancak, ona her yönüyle denk birini bulmak gerekiyordu.
Abdülmuttalib, bunu bulmada gecikmedi. Benî Zühre kabilesinin büyüğü Vehb bin Abd-i Menâf`ın yanına vararak, kızı Âmine`yi oğlu Abdullah`a istediğini söyledi. Vehb, teklifi memnuniyet ve sevinçle karşıladı. Sonra da şöyle konuştu:
"Ey amcamoğlu! Biz bu teklifi sizden önce aldık. Âmine`nin annesi, geçenlerde bir rü`yâ görmüştü. Anlattığına göre, evimize bir nur girmiş. Aydınlığı yerleri ve gökleri tutmuş. Ben de bu gece rüyâmda, dedemiz İbrahim`i (a.s.) gördüm. Bana, `Abdülmuttalib`in oğlu Abdullah`la kızın Amine`nin nikâhlarını ben kıydım. Sen de onu kabul et` dedi. Bugün sabahtan beri bu rüyânın tesiri altındaydım. `Acaba ne zaman gelecekler?` diye kendi kendime sorup duruyordum."
Bunları duyan Abdülmuttalib sevincinden, "Allahü ekber, Allahü ekber!" diyerek tekbir getirdi.
Vehb`in kızı Âmine hem güzellik, hem ahlâk, hem de nesep itibariyle Kureyş kızları arasında en yüksek mevkie sahipti. Her hususta Abdullah`a denkti ve henüz 14 yaşlarında bulunuyordu. Abdullah ise bu sırada 24 yaşlarında idi. Kısa zamanda düğün yapıldı ve Kâinatın Efendisini dünyaya getirecek mes`ud âile yuvası kuruldu. 16
Evliliklerinin üzerinden henüz birkaç hafta geçmişti ki, birçok kimsenin fark ettiği garip bir durum oldu. Hz. Abdullah`ın yüzündeki nur, Hz. Âmine`nin alnında parlamaya başladı. Demek ki, artık Hazret-i Âmine, Kâinatın Efendisine hamile idi.   ama sen özet gçç :D
0