Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2015-06-06T16:42:06+03:00
Değerli Dostum'a mektup  30 yılı aşan,  “birçoklarına göre başarılı sayılabilecek”  bir hekimlik yaşantımın sonunda tanıştık seninle. Tıp Profesörlüğünde 10 yılı çoktan devirmiş bir öğretim üyesi olarak “felsefi konulara mı dalmalı, tıp tarihi mi yazmalı, hastalara ve öğrencilerime nasıl hala yararlı olmalı. diye düşünürken bir televizyon programına çağırdın beni. Ne keyifli bir sohbetti o. Karşımda biraz bozuk, ama sempatik Türkçesiyle, ömrünü yurtdışında geçirmiş, nedense Doçent Doktor olduğunu söylemekten sıkılan, Hüseyin Nazlıkul diye biri vardı, ama sanki aynı yerde okumuş, aynı hastalara bakmışız, aynı sıkıntıları hissetmişiz gibiydik. Konuştuğum kişi benim branşımla ilgili bilimsel konulara bile son derece hakim, çağdaş, aynı bilimsel dili konuşan, aynı düşünceleri paylaşan bir ciddi bilim adamıydı. Üstelik yurtdışında tamamlayıcı tıp uzmanlığını almıştı.  Oysa 10 yıl önceden beri tanıdığım birçok tamamlayıcı tıpçı, ya benim Çin felsefesini öğrenmem gerektiğini ve hiçbir şekilde anatomi bilgimle bağdaşmayan “mesane meridyeni”nin varlığına inanmam gerektiğini söyledi; ya da Hint felsefesine inanmamı ve “üçüncü göz” ve “şakralarımın” olduğunu – her ne kadar bunların anatomik olarak gösterilemiyor ise de?- ya da  elleriyle enerjimi ölçüp azalan yerlere takviye yaptıklarını… Vs anlatmaya çalıştı.  Üstelik benim bir şey söylememe gerek kalmadan hangi meslektaşlarının Şaklaban “ olduğunu falan anlatıyorlardı.  Zaman zaman yararlı olabildiklerini gözlemlediğim bu meslektaşlarımla aynı dili konuşamamanın sıkıntısını yaşıyordum, etkilerinin bir çoğunun plasebo ile içıklananmayacak kadar fazla olduğunu gözlemliyor, ancak ömrümü verdiğim mantik ve pozitif bilime dayalı modern tıp biliminin bu yapılanları açıklaması gerektiğini düşünüyordum- hala da böyle düşünüyorum-. Sen de tamamlayıcı tıbba yıllarını vermiş biri olarak bana hak veriyordun. Çok ilginç bir durumdu.   
0