Cevaplar

2012-11-16T18:51:48+02:00

 


Ben bir öğretmen çocuğuyum. İlk öğretmenim de annemdir. Öbür çocuklar gibi okula başlarken yabancılık çektiğimi söyleyemem. Yaşamım okulda başlamıştı. Ancak okula başlamamla yeni bir sorun önüme çıktı. Annemi öbür çocuklarla paylaşmak zorunda kalmıştım. Evde benim üzerime kanat geren, bana bir çiçek gibi özen gösteren annem, okulda ve özellikle sınıfımızda bambaşka biri oluyor, tüm çocuklar onunmuş gibi onlara da aynı sevgiyi gösteriyordu.

Dahası, onların sorunlarını eve de getiriyor ve hepsiyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Bu benim kıskançlığımı arttırıyordu. Özellikle "Ümmü" ile çok ilgileniyordu. Bu siyah saçlı, siyah gözlü, tombul yanaklı köy çocuğu pek konuşkan değildi. Teneffüslerde oyunlara da katılmazdı. İçine kapanık, sessiz bir tipti. Annem teneffüslerde "Ümmü" ile oynardı. Ümmü'nün sorununa çözüm bulabilmek için ailesi ile sıkı bir ilişki kurmuştu. Bu çalışma kısa sürede meyvesini verdi.
Ümmü oyunlara bizim çağırmamızı beklemeden katılıyor, çalışmaları ile de kendini gösteriyordu. Annemin sevinci sonsuzdu. Bir ödül almışçasına "Ümmü'yü kazandım" diye seviniyordu. Fakat sevinci uzun sürmedi. Talihsiz bir olay Ümmü'nün yaşantısını alt üst etti. 
Soğuk bir kış günü evde yalnız kalan Ümmü, sobayı yakmak istemiş fakat yakamamış. Bakmış ki olmuyor, kızgın odunların üzerine gaz dökmüş ve kibriti yakmış. İşte ne oldu ise o zaman olmuş, sobadan fırlayan alevler Ümmü'yü sarmış. Dumanları gören komşular eve koşmuşlar. Ümmü'yü yarı baygın halde kurtarmışlar, yangını da bastırmışlar.

Ev kurtuldu. Fakat Ümmü geçirdiği korku nedeniyle konuşamaz oldu. Gösterildiği doktorlar Ümmü'yü ancak bir şokun konuşturabileceğini söylemişler. Annem Ümmü'yü sıkıntılı günlerinde yalnız bırakmadı. Sınıfa getiriyor, onunla yine ilgileniyordu.

Aradan iki ay geçti. Annem kalp çarpıntısı geçirerek derste rahatsızlandı. Rengi sararıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Babam bir taksi getirdi, annemi bir battaniye içinde sarsmadan arabaya yerleştiriyorlardı ki; kekeleyen bir ses işitildi. "Öğretmenim ne olur iyi ol, seni çok seviyorum." Hepimizden önce annem tanıdı sesin sahibini. Ümmü'ydü bu.
Annem kapalı gözlerinin ardından sızan yaşlarla, "Ah ne güzel Tanrım. Ümmü de konuştu." dedi.

Ben de Başöğretmen Atatürk'ümün eğitim ordusunda öğretmen olacağım. Ben de bilgisizliğin karanlığına ışık tutacağım. Yurdumun çocuklarına bilgiden taç öreceğim. Öğrencilerimin gönüllerinde yaşayacağım.


iniz yazın

 

0
  • Eodev Kullanıcısı
2012-11-16T18:52:12+02:00


ÖĞRETMENİM

Kalkınma yolunda her ülke birtakım zenginlik kaynaklarına muhtaçtır. Bu kaynakların bulunması ise, o ülke insanlarının tutum ve davranışlarına sıkı sıkıya bağlıdır. Bu tutum ve davranışların iyi yönde gelişmesin! sağlayan eğitimdir.

Eğitimin temeli şüphesiz öğretmenlerdir. O öğretmenler ki, insanları cehaletten kurtarıp onlara gerçeği anlatırlar. Üzerinde yaşadığımız ve fedakar atalarımızın kanlarıyla sulanmış bu yurdu sevmeyi, onun için gerekirse canımızı vermeyi, bize öğretmenlerimiz öğretirler. Bağımsızlığımızı simgeleyen ve Türk’ün her zaman özgür yaşayacağım göklerde dalgalanarak bütün dünyaya haykıran şanlı bayrağımızı sevmeyi, ona saygı göstermeyi bize ilk kez kim öğretti?
Öğretmenlik mesleği, mesleklerin en kutsalıdır. Özveri ister, yurtseverlik ister. Öğretmen, karşılıksız vermeyi bilen yüce bir varlıktır. Bize düşen görev, öğretmenin bu çabalarına çok, daha çok yardımcı olmaktır. Büyük Atatürk: "Muallimler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" derken öğretmene olan güvenini vurgulamamış mıdır? Bu eserin Atatürkçü doğrultuda yücelmesi, öğretmenlerin kutsal çabasına bizim de gönülden katılmamızla mümkün olacaktır.
Öğretmenim, sana sevgi, sana saygı... Bize güven, sen bizim dünümüz, bugünümüz ve yarınımızsın. Senin kutsal ellerinle biçimlenen bizler, yarının güzel Türkiye’sini mutlaka yaratacağız; şüphen olmasın...

(İlhan ÖZPOLAT, Kompozisyon Yarışması Birincisi)

ÖĞRETMENİM

Siz bugün benden çok uzakta sonsuzluk yolunda ağır ağır ilerlerken, koyu karanlık kalbimi tümüyle kaplayan büyük gölgeniz olduğu yerde hiç kıpırdamadan öylece kalıyor.
Siz huysuz bir çocuğu şefkat dolu tatlı bir sesle, tatlı bir gülümsemeyle okşarken, ben sizi üzüldüğüm için unutmaktayım.
Okula girdiğim ilk günden, sizden ayrıldığım güne kadar öğrendiklerimin bana bugün sahip olduğum şekli verdiğine inanırım. Siz bana... Hayır, hayır hepimize hayatın sözlük anlamı dışında da bir anlam taşıdığım öğrettiniz. Güneşin sadece parlak sarı olmadığım, daha pek çok rengi olduğunu da söylediniz. O gün gözlerimiz tecrübesizde zihnimizdeki kayalıklar da çok sarp; söylediklerinizi dinleyip anlayamadık. Oysa bugün çok iyi anlıyorum. Size minnet duyuyorum. Eğer o öğütleri, beni hayat yolunda tecrübeli kılacak bilgileri öğrenmeseydim, hayatın gül bahçesindeki dikenlere takılır kalırdım.
Bizleri yarının ışıklı günlerinin meşaleleri olarak yetiştirdiniz. Bize "Vatanın, Milletin, Bayrağın" kandan, candan üstün olduğunu, "Dinin, Namusun, Ülkünün" her ne pahasına olursa olsun korunması gerektiğini anlattınız.
Hep söylerdiniz: "Ben bir ağacım, siz de benim meyvelerimsiniz. Siz olgun, yararlı meyveler olun. Millet sizi toplasın. Vatana yarayın."
Yarayacağız, yarayacağız. Bu vatanda her derde şifa olacağız.
Elimizden geldiğince size olan minnet borcumuzu ödemeğe çalışacağız. Sonsuzluktan bizi izlerken size gurur duyurabilirsek ne mutlu bize.
- Kalbimizde yaşayacaksınız. "Güneş severken toprağı,
Işıkları canlı,ışıkları gururlu, ışıkları yarından ümitli. Tıpkı sevinçten ağlayan Öğretmenim gibi."

0