Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-11-17T18:24:53+02:00

Osmanlı Devletinin Rumeli’de Uyguladıgı Fetih ve Iskan Siyaseti

Osmanlı Devleti, Rumeli’ye geçtigi andan itibaren yerli halkla iyi geçinme politikası uygulamıs, “istimalet” vererek yerli halkın Osmanlı’ya meyletmesini saglamıslardır. Prof. Dr. Halil Inalcık’ın tespitine göre Osmanlı padisahları bürokraside de bu prensibi uygulamıs “Reaya fukarası”nı “zi-kudret ekabire karsı” korumuslardır.

Özellikle Balkanların fethinde “Toprak ve reaya sultanındır” prensibini ilan ederek yerli feodallere karsı topragı ve köylü emegini; devlet veya tımar rejiminin garantisi altına sokmuslar, yerel feodallerin yerine merkezi imparatorluk rejimini ihya etmislerdir. Balkan tarihçilerinden N. Iorga; anarsiden bıkmıs olan köylülerin Osmanlının merkeziyetçi yapısını uygun bulduklarını ve benimsediklerini kaydetmistir.

Osmanlıların Balkanlarda görünmesi ile birlikte Ortodoks halk Papalıkla Macar Krallarının Katoliklik propagandasından ve mezhep degistirmek için yaptıkları baskıdan kurtulmustur. Devlet, halkın yanı sıra Ortodoks kilisesine karsı da koruyucu bir politika gütmüs, Ortodoks kilisesinin bütün ayrıcalıklarını ve hiyerarsisini aynen tanımıstır.

Kilise gibi Manastırların ayrıcalıklarını, bagısıklıklarını Hıristiyan devletler döneminde nasılsa o biçimde bırakmıs, Balkanlarda Hıristiyan dinini yok etmek isteyen tutucu bir davranıs içine girmemistir. Hatta Yıldırım Bayezid Balkan halklarından sagladıgı askerlere Anadolu Beyliklerine, Ankara savasında Timur’a karsı ordusu içinde yer vermistir.

P. Wittek; kurulusta Osmanlı Devletinin bir Uç gazi devleti karakteri tasıdıgı ve bu özelliginin ön plana çıkarılması gerektigi üzerinde durmaktadır. Ayrıca Uç Kültürünün önemli oldugunu, Osmanlının bunu çok iyi uygulayarak fethedilen yerlerde halka hos görülü davranarak onları kazanmayı basardıgını belirtmektedir. Bu yaklasım Anadolu’da ve Rumeli’de kültürün sürekliligini saglamıstır.

P. Wittek özellikle Rumeli’de bu yaklasımın çok yararlı oldugunu, bazı kale ve sehirlerin zorluk çıkarmadan teslim oldugunu yazmıstır. Diger taraftan P. Wittek, Hıristiyan halkın din degistirmeye zorlanmamıs olmasında, cizye gelirinin ortadan kalkacagı için mali bir kaygı duyulmus olabilecegini ve bu yöntemle gayrimüslimlerin idari kadrolarda yer almamasının saglandıgını düsünmüs, ancak devsirme metodu içinde yetistirilen Hıristiyan çocuklarının dikey asama ile devlet hizmetinde en üst makama kadar gelebilmeleri sayesinde bunun dengelendigini görmüstür.

Osmanlı Devletinin Balkanlarda yayılmasında baska faktörler de bulunmaktadır. Devlet köylünün yanı sıra eski Rum, Sırp, Bulgar ve Arnavut feoadal beylerini devlet hizmetine alarak kazanma yönüne gitmis, onlara karsılıklı güvene dayanan görevler vermistir. Voynuk, Martolos, Eflak (ve digerleri…) gibi geri hizmet kurumları içinde hatta tımar sistemi içinde yer almıslar, vergi muafiyeti elde etmislerdir.

Rumeli’nin Iskanı

Osmanlı Devleti, fethettigi topraklarda sömürge siyaseti takip etmedigi için fetihten kısa bir süre sonra Balkan yarımadasının iskanına öncelik verdi. Gelenlerin çogunun gayesi Rumeli’yi yurt edinmekti.

Anadolu’da oldugu gibi Balkanlarda da Türklesme ve Islamlasma, birbirine paralel yürüdü. Ancak Anadolu’nun Türkler tarafından iskanı ile Rumeli’nin iskanı arasında önemli bir fark oldugu görülmektedir.

Anadolu’ya gelenler; Mogol baskısı sonucu göç eden Türkmenlerdir. Asiret reislerinin yönetiminde güvenli ortam bulabilmek amacıyla daha batıya gitmisler ve Anadolu’nun her tarafında yerlesmislerdir. Buna ragmen XV ve XVI. yüzyıllarda Dogu ve Güneydogu Anadolu’da Türk nüfusun Batı Anadolu’dan çok daha az oldugu bilinmektedir.

Anadolu’nun fethiyle birlikte dalgalar halinde Anadolu’ya gelen göçmenler önceki yasam kosullarına uygun olarak göçebe, yerlesik ve kent yasamını genellikle kendileri seçmislerdi. Selçuklu Devleti gelen göçmenleri uçlara iskan edebilmisse karsılıgında onlardan ülkenin sınırlarını savunma ve koruma görevi istemistir.

Uçlara gönderilen konar göçerler çok sıkı takip edilmesine ragmen bir türlü denetim altına alınamamıs, göçerler daima devlete problem yaratmıstır. Anadolu Selçuklu Devleti; siyasi zafiyeti nedeniyle XIII. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren kalabalık gruplar halinde gelen göçmenleri iskan edemeyecek hale gelmistir.

Buna ragmen asiret reisleri ve gaziler Anadolu’yu yurt edinip yerlesme amacı güttükleri için kendilerini güvencede hissettikleri yerlere konmuslardır. Nitekim bir süre sonra Selçuklu iktidarının zayıflaması ve Mogol istilası nedeniyle Türkmen Beylikleri ayrı ayrı bagımsızlıklarını ilan etmislerdi.

Rumeli’deki yerlesme Anadolu’dakinden farklı olarak daima devletin benimsedigi resmi iskan politikasına uygun olarak gelismistir. Osmanlının Rumeli’deki iskan politikasında, Ortaçagda yaygın olan bir görüsün izleri bulunmaktadır. Buna göre devlet, fethettigi topraklara Anadolu’dan nüfus getirip yerlestirmis, bölge halkını da kolayca denetim altında tutabilmek amacıyla baska yere nakletmistir.

Fethedilen topraklarda, ayaklanma potansiyeli olarak görünen kitlelere dikkat edilmis, onlar Türk nüfusun yogun oldugu yerlere tasınıp iskan edilmistir.

Osmanlı Devleti, Rumeli’nin iskanı konusunda çok dikkatli davranmıs ve iskan politikasını hassasiyetle uygulamıstır. Devlet Anadolu’da hayvanlarına otlak bulmak için mevsime göre yer degistiren konar göçerlere iskan konusunda öncelik vermeyi tercih etmistir. Böylece miri arazihaline getirilmis olan Rumeli’de, konar göçerlerin topraga baglanması, askeri sınıfa dahil olmaları, Rumeli’de nüfus ve tımarlı sipahi sayısının arttırılması aynı anda saglanmıs oluyordu.

1 5 1
2012-11-17T18:25:31+02:00

Rusya’nın Osmanlı Politikası

Çar 1. Petro, Rusya'nın bir dünya devleti olabilmesi için denizlere ulaşması gerektiği idealindeydi. Bu idealini gerçekleştirirken de Osmanlı Devleti ile emellerini açığa çıkarmıştı. Rusya, sıcak denizlere inerek batı ile yarışabilecek güce ulaşmasının yolunun Osmanlı topraklarından geçtiğini biliyordu. Bu nedenle de 17. yüzyıldan sonra Osmanlı Devleti ile sürekli bir mücadeleye girişmişti.
Rusya, Osmanlı toprakları üzerinden sıcak denizlere ulaşabilmek için başlangıçtan 20. yüzyıla kadar üç ayrı siyaset uyguladı.
Birincisi; İstanbul'u alarak Bizans İmparatorluğu'nu yeniden canlandırmak ve boğazlarda geçerek Akdeniz'e inmek (akrabalık ve mezhep birliğine dayanarak Bizans tahtında hak iddia ediyor)
İkincisi; Balkan milletlerini Panslavizm propagandası yolu ile kışkırtarak bu bölgede egemen olmak ve bu yoldan Akdeniz'e ulaşmak,
Üçüncüsü; Balkanlar ve boğazlardan sıcak denizlere ulaşamayacağını anladığında, oluşturduğu Ermeni politikasıdır. Ermenileri Osmanlı aleyhine kışkırtarak, Anadolu'nun Doğu ve Güney doğusunda kendine bağlı bir Ermenistan Devleti'nin kuruluşunu sağlamak ve bu yoldan Akdenize inmek.
Bir kara devleti olan Rusya'nın sömürge yarışma katılabilmesi sıcak denizlere çıkması ile mümkündü. Yukarıda belirtildiği üzere Rusya'yı Akdeniz'e ulaştıracak yollar Osmanlı topraklarından geçiyordu. Bu yollara sahip olmak isteyen Rusya, Osmanlı Devleti'ni parçalamak için Fransız İhtilal etkisi ile gelişen özgürlük ve milliyetçilik akımından yararlandı. Osmanlı sınırları içinde yaşayan ulusları Panslavizm politikasını uygulayarak isyana teşvik etti. Rusya önce Sırpları sonra Yunanlıları kışkırtarak Balkan uluslarını Osmanlıdan ayırdı. Fakat bağımsız olan Balkan devletleri Rusya'nın bu gelişme üzerinden sıcak denizlere inmesine izin vermediler. Rusya sıcak denizlere inme uğruna Osmanlı Devleti'ni parçalamış, ancak parçaları yutamamıştı.
İdeallerinden vazgeçmeyen Rusya, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kafkaslar ve Doğu Anadolu üzerinden Akdeniz'e ulaşmak için Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenileri kışkırttı başladı
0