Cevaplar

2012-11-18T18:23:10+02:00

http://www.edebiyatogretmeni.net/forum/edebiyat/istiklal_marsindan_bir_soru-t2528.0.html 

.................................... 

0
2012-11-18T18:24:00+02:00




İstiklâl Marşı’ndaki tarihî ve estetik değer ölçütü birleştiği zaman ortaya öyle etkili ve fonksiyonel bir edebî değer çıkıyor ki, değer yargıları, edebiyat sınırını aşarak hayata aksediyor. Bir tefekkür, iman ve devlet ideali zemininde, bir milletin yeniden doğuşuna şâhitlik ediyor. İstiklâl Marşı, Türkiye Cumhuriyeti için kutsal bir remiz olmakla birlikte, bu metindeki teklifler, Türk milletinin tarihî değerleri ve gelecek plânı ile birlikte bir terkip hüviyetine ulaşıyor. 

İstiklâl Marşı’nın, klâsik bir kompozisyonun giriş, gelişme, sonuç diyebileceğimiz mürettep plânı, metnin tamamına hâkimdir: Birinci ve ikinci kıt’alar giriş; üçüncü kıt’a dokuzuncu kıt’a gelişme; onuncu kıt’a sonuç. Orta seviyedeki bir okuyucunun, hattâ bir ilkokul öğrencisinin bile anlayabileceği genel takdim plânı, diğer yapı birimlerine inildikçe karmaşık bir hâl alır; satıhtaki kolay anlaşılır mânâlar kaybolmaz ama usta okuyucunun hayâl dünyasını ve estetik seviyesini besleyecek bir mîr-i kelâm, bir kelâm-ı kibar özelliğine bürünür. 

Önce, basit ve kolay görülen bu genel yapı, eserin diğer yapı birimlerine girildikçe, ilk bakıştaki sadeliği sehl-i mümtenî ile koruyan ama teferruat plânında, erbâbına, teknik bilgilerin ve yüksek bir edebiyat birikiminin inanılmaz bir sadelik içinde ortaya konduğunu gösterir.



İstiklâl Marşı’nın metni, edebiyat eğitimi içinde, edebî bilgileri tâlim etmek üzere kullanılırsa, ortaya çıkacak bilgi aktarımı, pek çok metinden daha verimlidir. Bir edebî metindeki kavram düzeyi, edebî tür tekniklerinin uygulanması, orijinâl yorumu, tarihî yapıyı aksettirmesi, edebiyat sanatının teknik özelliklerini kolayca kullanması, bu didaktik yapının sehl-i mümtenî ile yaygın bir muhatap kitlesine ulaşması ve estetik değerinden bir şey kaybetmemesi, Türk edebiyatında Yunus şiirleri ile ancak mukayese yapabileceğimiz bir karakter taşır. Fuzulî’nin Su Kasîdesi’nde gördüğümüz lirik ve mânevî atmosfer ile Yunus şiirindeki sehl-i mümtenî, destanlarda karşılaşılan kahramanlık duygularına ve yüksek seviyedeki heyecan ortamına ulaşınca, İstiklâl Marşı’nın zemîninde yükseldiği kaynaklar hakkında da bir fikir edinmiş oluruz. Estetik yapıyı, hikemî ve felsefî yorum ile erbabının anlayacağı takdimler içinde düşünürsek, İstiklâl Marşı’nı, Ziya Paşa’nın Tercî ve Terkîb-i Bend’i ile Ahmet Hâşim’in hattâ Abdülhak Hâmid’in şiirleriyle, Necip Fazıl’ın veya Yahya Kemâl’in öz şiir sayabileceğimiz örnek eserleriyle mukayese yapmak fırsatını yakalamış oluruz.

Mehmet Âkif’in birçok şiirinde görüldüğü gibi, İstiklâl Marşı’nda da, bir romanın hacmiyle anlatılabilecek kurgusal bir yapı vardır. Bu kurgusal yapının dokusu, Türk milletinin istiklâl mücadelesine giden tarihî şartların gerçekliği içinde, realist bir romanın özelliklerini yoğunlaştıran bir ifâde ile örülmüştür. İstiklâl Marşı’nın yazılma ihtiyacı, işgâlci düşmanların Polatlı’ya kadar gelmeleri, halkın fakr ü zarureti, vatan ve din mukaddesliği, kardeş olan Türk halkı, marş olarak incelemeye alınan metinler, Mehmet Âkif’e ulaşan teklif ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde eserin alkışlarla ve büyük bir teveccühle kabul edilmesi... ve daha birçok tarihî hadise, bu tarihî romanın tahlilinde ortaya çıkan satırlara yansıyacaktır.

Metindeki muhtevâ kurgusu, bir sabah vakti, şafakla birlikte başlar. Müslüman Türk halkının şafak vaktine verdiği ehemmiyet ile Türk ordusunun savaşlarda şafak vakti cenklerine, güneş ile birlikte oluşan taarruzlara ne derece bir hassâsiyet atfettiğine dikkat edersek, bu şiirin gerçek hayat ile iç içe duran bir estetik kurguya ulaştığını anlayabiliriz. İstiklâl Marşı’nın hikâyesi, bir sabah vakti şafakla başlar; millî mücadelenin mukaddesatı ve Türk vatanının düşmanlardan temizlenmesi serüveni ile devam eder ve bir şehidin Türk bayrağında gördüğü istiklâl ve hürriyet duyguları ile sona erer. Bu hikâyedeki varlık plânında insan anlayışı; vatan ve din hususundaki hassasiyet; Allah inancındaki kavîlik, medeniyet yorumlarındaki isâbet, vatan topraklarına olan bağlılık; şehitlik arzuları ile İslâm inancının pekiştirilmesi; ülkemizin birliğini sağlayan ezan sesleri; sonunda millî birliğimiz, istiklâlimiz, hürriyetimiz, vatanımız ve şehitlerimiz ile kutsal bir terkibe ulaşır.


Acaba İstiklâl Marşı’nda Mehmet Âkif, yukarıda zikredilen değerleri hangi kavram sınırlarında yorumlamıştır? Bir başka ifâde ile İstiklâl Marşı’nın bir kavram haritası çıkarılsa, ne gibi alt başlıklar bulunabilir? Bu değerler çerçevesinde ele alınan konuları bir kavram taraması şeklinde sıralarsak şöyle bir liste elde edebiliriz:

İnsan, varlık, halk-millet-cemiyet, Allah, din, vatan, bayrak, dünya, cennet, şehit, irfan, ahlâk, dil, tarih, bilim, sanat, medeniyet, coğrafya ve ona bağlı kozmik unsurlar, tabiat, maddî unsurlar, hasret, dostluk, düşmanlık, aile, sosyal hayat, eğitim, idare, siyâset, ordu, savaş, diğer ülkeler, temsilî kavramlar... 

Bu kavramların örgüsünde, İstiklâl Marşı hakkında söz söyleyebilmek, sanıldığından daha zordur. Her bir mısraı sehl-i mümtenî ile örülmüş bu metni, günlük hayatın hissiyâtı içinde anlamak mümkün değildir. Milletimizin yaşadığı zor günleri, şehitlerimizin çektiği sıkıntıları gönlümüzde duymadan onu anlamak ne kadar gerçekçi olabilir?



0