Cevaplar

2012-11-18T20:26:39+02:00

Eski çağlardan beri zihin ve bedenin birlikte oluş hali insanların merakını uyandırmıştır.
Pek çoğu onların birbirinden ayrı olarak faaliyet gösterdiğini iddia etmişken; son
zamanlardaki düşünceler ve bu konudaki araştırmalar birlikte çalıştıkları inancına doğru
kaymıştır. Bu, insanı bütünleşmiş bir bütün olarak gören "bütüncül tıp" yaklaşımına yol
açmıştır. Beden ve zihin arasındaki yakın ilişkinin pek çok örnekleri günlük hayatta
görülebilir. Fiziksel süreçlerin zihin üzerindeki etkisi, açık bir şekilde örneğin kafein içeren
kahve içildiğinde fark edilebilir. Kafein merkezi sinir sistemini harekete geçiren bir
uyarandır ve bu yüzden konsantrasyon ve canlılık seviyesini arttırır. Kafeinin fazlaca alınması
anksiyeteye yol açabilir. Tıpta da pek çok faydalı ilaç zihinsel süreçleri değiştirebilir.
Örneğin benzodiyazepin gibi anksiyolitik ilaçlar olumsuz duyguları olumlu yönde değiştirmek
için kullanılabilir.
Benzer şekilde, zihinsel ve duygusal deneyimlerin vücutta belirli reaksiyonları ortaya
çıkardığı görülebilir. Örneğin, korkulu ve endişeli bir hale girdiğinizde pek çok şey
olabilir-. Sempatik sinir sisteminiz harekete geçer; bu, adrenal bezlerinden kanınıza
adrenalin salınması ve nefes alma ve kalp hızınızın artmasıyla sonuçlanır. Kan akımı,
bağırsak ve deri gibi alanlardan; kas, kalp ve akciğer gibi dokulara doğru kayar. Net
sonuç sizi harekete geçmeye ve canlanmaya hazırlamaktır. Öte yandan, hoş şeyler
düşünüyor ve kendinizi sakin hissediyorsanız; yavaş ve muntazam soluk

0
2012-11-18T20:28:12+02:00

Zihin-beden tıbbı, batı tıbbında 20-30 yıllık geçmişi olan bir kavramdır. Son yıllarda bu alanda hızlı ve önemli gelişmeler olmuştur. Kavramlar pratik uygulamalarla hayata geçirilmekte ve uygulamalar gittikçe yaygınlaşmaktadır.

Son yıllarda tıpta yeni kavramların ortaya çıkması ve gelişmesi tıptaki dengelerin değişmesiyle ilgilidir. Zaman içinde, tıbbın bilim ve sanat yönleri arasındaki denge ile teknolojik ve insani yaklaşımlar arasındaki denge hızla bilim ve teknoloji yönüne kaydı. Öyle ki, tıbbın bilim olmanın yanında sanat olduğu unutulmaya başlandı. İnsana hizmet eden bir araç olması gereken teknoloji insanı yönetir hale geldi.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında bilimsel ve teknolojik gelişmelerde ani bir sıçrama yaşandı. Penisilin seri üretime geçti. Benim neslim, çocukluğunda antibiyotik nedir bilmedi diyebilirim. O dönemde sülfamitler vardı. Sonra penisilin iğneleri, arkasından da diğer antibiyotikler geldi. Öyle ki, öğrenciliğimde öğrendiğim klasik zatürre tablosuyla hekim olduktan sonra birkaç kez karşılaştım. Geçenlerde, tifo ve kolera aşılarının Türkiye’de artık bulunmadığını öğrendim. Çünkü tedavileri aşıdan daha ucuza geliyormuş.

0