Cevaplar

2012-11-18T21:17:08+02:00

en iyi seçer misin lütfen :) 

ÖĞRETMENE MEKTUP

   Belirlenmiş güzel hedeflere ulaşmak için kullandığımız en güzel şeydir çocuk...Bir amaçtır, bir idealdir. Her şeyden önce geleceğimizdir. Bizim yaşayamadıklarımızı yaşayacak, öğretemediklerimizi öğretecek, koruyamadıklarımızı koruyacak, güzel yarınların mimarı olacaktır. 

   Ne gariptir ki, yıllardır bu güzel sözler hep söylenmiştir. Güzel yarınları, çağdaş, uygar, istenilen hedeflere oturtulmuş Türkiye'yi elde etmeyi hep bir sonraki nesile bırakmışız. Gösterilen gayretlerle bir çizginin üstüne çıkamamışız. Demişiz ki, "Çocuklarımız yapacak bu işi!"

   Sınıflara her girişimizde çocukluğumuzdan beri içimize işleyen Ata'mızın ışıl ışıl, umutla bakan gözlerini sindirmişiz yüreklerimize. Derslerimize, kitaplarımıza umutla sarılırken geleceğin doktorları, hâkimleri olarak görmüşüz kendimizi. Belki de, yanlış anlaşılmış bazı şeyler... 
Sınıfa her girişinde, kıpkırmızı yanakları, ışıl ışıl parlayan siyah gözleriyle, geç kalışından dolayı yüzündeki mahcubiyetiyle özür dileyen Rakibe'nin okula gelmek için katettiği yol aklıma geldikçe, ne kadar erken bir yaşta hayat mücadelesine atıldığını buruk bir sevgiyle gözlerdim. Ressam olmak istiyordu Rakibe...Hem de tüm bedeniyle, ruhuyla... Soruyor, soruşturuyor."Kocaman okulları bitirmek lâzım". Birden yüzünü garip bir hüzün kaplıyor. Elindeki harikulâde resimlerine bakıyorum: "Bu çocuk geleceğin ressamı" diyorum içimden. 
-Öğretmenim, babam beni okutmayacak, diyor bir gün... Paramız yokmuş.
Sonradan duyuyorum, görüyorum. İçine bastırdığı hayalleri ve umutlarıyla Rakibe, çoban olmuş. Biliyorum ki Rakibe, çocuklarını, yetenekleri elverdiği oranda okutacak. Biliyorum ki bu yüzden rahat ve huzurlu. 

   Çocuklarımızı yetenekleri ve idealleri doğrultusunda yetiştirirsek eğer, o güzel yarınlar çok yakınımızda demek. Güzel yarınlara ulaşmak içinse, o tazecik beyinleri bir bilgisayar gibi değil de, işlenmesi gereken, şekil alması gereken değerli bir toprak parçası gibi görmeliyiz. Belki, bir çoğu Rakibe örneğindeki gibi, kişiliği doğrultusundaki mesleklere kavuşamayacak ama, çocuklarına bu konuda yardımcı olacaklardır. 

   Çocuğun kişilik yapısını göz önünde bulunduran bir öğretmen, çocuk-ebeveyn arkadaşlığının ürkütücü çekingenliğini de ortadan kaldırmış demektir. Gittikçe robotlaşan ilişkilerimizde, sevgi denilen iksire o kadar gereksinimimiz var ki bunu, o pırıl pırıl gözlerde yakalamak gerçekten çok kolay. Sermayesi anlayış ve ilgi, faturası da gerçek sevgi olan bu üçgeni çizdiğimiz an, öğretmenler, hatta anneler ve babalar için gerekli olan gerçek bir eğitim zemini hazırlanmış demektir. 

   Ülkemizde on binlerce Rakibe var. Gelin el ele verelim. Umutlarını, hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı olalım. İstemedikleri, mutsuz olacakları dünyalara adım atmalarına izin vermeyelim. Yeteneklerini keşfedelim. 
Büyüklerinin gerçekleştiremedikleri idealleri için onları kullanmalarına izin vermeyelim. 

   Ata'mızın bize gösterdiği eğitim kavramı sadece okullarda değil, evlerde de sosyal, kültürel olanaklar bakımından gözlemlenmelidir. İşte o zaman sınıflarda masmavi bakan gözleriyle Ata'mız, hayallerine kavuşmuş olmanın kıvılcımlarını yansıtacaktır çocuklarına. 
Biz öğretmeniz, eğitmeniz; heykeltıraş, belki de çiftçiyiz. Şekil veriyoruz, tohum ekiyoruz, biçiyoruz. Ne mutlu ki bizlere böylesine kutsal bir vazifenin içinde yıllarımızı harcıyoruz. Hayalleri hayallerimiz, umutları umutlarımız, sevinçleri sevinçlerimiz... 

   Haydi hep birlikte koşalım çağdaş, uygar bir yaşama...Sevgiyle büyütelim, o küçücük dünyaların sevgisiz kalıp da savrulmalarına izin vermeyelim. Korkmasınlar bizden...Sadece sevgimizi kaybetmekten korkmanın verdiği azimle çalışsınlar, kanıtlasınlar bize, kendilerini. 
Pencerelerini açsınlar, büyüklerinin kocaman ama, sevgisiz kalmış bahçelerine. Yüreklerinden sevgilerini avuçlasınlar, savursunlar dünyaya... Bağırsınlar: "Bizi duyun, görün, gelin dünyamıza... Arkadaş olun bizimle."

   Ezbere dayalı, robotlaşmış bir öğretim sisteminin yaygınlaşmasına izin vermeyelim. Biliyoruz ki, bize gerekli olan beyin yapısı, bu sistem içinde değil. Tıpkı küçük Rakibe gibi kendi yeteneğini küçük yaşta keşfetmiş nesillere ihtiyacımız var. Ne istediğini bilen, kararlı, azimli ama asla ezberci olmayan, bunun yerine değişik çözüm yolları bulmak için sürekli beynini çalıştıran, dürüstlüğü kendisine felsefe edinmiş nesiller yetiştirelim. 

   Bir mum gibi yandıkça etrafımızı aydınlatalım ama, asla erimeyelim. Yüzlerce, binlerce "biz" yetiştirelim. Yetiştirelim ki, çağdaş eğitim sisteminin hedeflediği insan modelleriyle yeşersin ülkemiz...

   Çağdaş, uygar, sevgi dolu bir Türkiye dileğiyle...

arkadaşa mektup:

Nerden başlamalı...Önce sessiz ama anlamlı bir tebessüm mü göndermeli? Yoksa kocaman gülümseyerek 

merhaba mı demeli? 


Önce dostluktan mı söz etmeli, yoksa beni unutma mı demeli? 

Hayır, canım...Hayır arkadaşım...Tüm bu saydıklarım şu an anlatmak istediklerimi sıralayamaz sana.. 

Şimdi ardı ardına şiirler yazabilirim... Öylesine sevgi dolu sözler söylerim ki şaşırıp kalırsın..

Evet canım, evet arkadaşım...Ben seni sandığından çok seviyorum..Seni, söylemeye vakit bulamadılarım 

gibi yüreğime gizliyorum... 

Ve biliyorum, ne kadar çok yazarsam yazayım hep eksik kalacak bir şeyler...Hep sözllenmezi gereken, 

söylenmemiş bir şey kalacak içimde...



Oysa ben şimdi tek bir cümle söylemekle yetinebilirim.. Yalansız bir cümle... 


Seni seviyorum...Evet, doğru söylüyorum.Farkında olmasan da sana sevgimi seviyorum...


Hayat bize yarın ne getirecek bilemem..Ama dileğim geleceğin beni hayatından silmemesi dostum..

Adım aklında ve yüreğinde kalsın..Sevgim dolsun kalbine...Ve böylece bir dostluk, daha kuvvetli bir dostluk 

başlasın...




En güzel günler bizimle olsun arkadaşım..

1 5 1
2012-11-18T22:10:58+02:00

ÖĞRETMENE MEKTUP

   Belirlenmiş güzel hedeflere ulaşmak için kullandığımız en güzel şeydir çocuk...Bir amaçtır, bir idealdir. Her şeyden önce geleceğimizdir. Bizim yaşayamadıklarımızı yaşayacak, öğretemediklerimizi öğretecek, koruyamadıklarımızı koruyacak, güzel yarınların mimarı olacaktır. 

   Ne gariptir ki, yıllardır bu güzel sözler hep söylenmiştir. Güzel yarınları, çağdaş, uygar, istenilen hedeflere oturtulmuş Türkiye'yi elde etmeyi hep bir sonraki nesile bırakmışız. Gösterilen gayretlerle bir çizginin üstüne çıkamamışız. Demişiz ki, "Çocuklarımız yapacak bu işi!"

   Sınıflara her girişimizde çocukluğumuzdan beri içimize işleyen Ata'mızın ışıl ışıl, umutla bakan gözlerini sindirmişiz yüreklerimize. Derslerimize, kitaplarımıza umutla sarılırken geleceğin doktorları, hâkimleri olarak görmüşüz kendimizi. Belki de, yanlış anlaşılmış bazı şeyler... 
Sınıfa her girişinde, kıpkırmızı yanakları, ışıl ışıl parlayan siyah gözleriyle, geç kalışından dolayı yüzündeki mahcubiyetiyle özür dileyen Rakibe'nin okula gelmek için katettiği yol aklıma geldikçe, ne kadar erken bir yaşta hayat mücadelesine atıldığını buruk bir sevgiyle gözlerdim. Ressam olmak istiyordu Rakibe...Hem de tüm bedeniyle, ruhuyla... Soruyor, soruşturuyor."Kocaman okulları bitirmek lâzım". Birden yüzünü garip bir hüzün kaplıyor. Elindeki harikulâde resimlerine bakıyorum: "Bu çocuk geleceğin ressamı" diyorum içimden. 
-Öğretmenim, babam beni okutmayacak, diyor bir gün... Paramız yokmuş.
Sonradan duyuyorum, görüyorum. İçine bastırdığı hayalleri ve umutlarıyla Rakibe, çoban olmuş. Biliyorum ki Rakibe, çocuklarını, yetenekleri elverdiği oranda okutacak. Biliyorum ki bu yüzden rahat ve huzurlu. 

   Çocuklarımızı yetenekleri ve idealleri doğrultusunda yetiştirirsek eğer, o güzel yarınlar çok yakınımızda demek. Güzel yarınlara ulaşmak içinse, o tazecik beyinleri bir bilgisayar gibi değil de, işlenmesi gereken, şekil alması gereken değerli bir toprak parçası gibi görmeliyiz. Belki, bir çoğu Rakibe örneğindeki gibi, kişiliği doğrultusundaki mesleklere kavuşamayacak ama, çocuklarına bu konuda yardımcı olacaklardır. 

   Çocuğun kişilik yapısını göz önünde bulunduran bir öğretmen, çocuk-ebeveyn arkadaşlığının ürkütücü çekingenliğini de ortadan kaldırmış demektir. Gittikçe robotlaşan ilişkilerimizde, sevgi denilen iksire o kadar gereksinimimiz var ki bunu, o pırıl pırıl gözlerde yakalamak gerçekten çok kolay. Sermayesi anlayış ve ilgi, faturası da gerçek sevgi olan bu üçgeni çizdiğimiz an, öğretmenler, hatta anneler ve babalar için gerekli olan gerçek bir eğitim zemini hazırlanmış demektir. 

   Ülkemizde on binlerce Rakibe var. Gelin el ele verelim. Umutlarını, hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı olalım. İstemedikleri, mutsuz olacakları dünyalara adım atmalarına izin vermeyelim. Yeteneklerini keşfedelim. 
Büyüklerinin gerçekleştiremedikleri idealleri için onları kullanmalarına izin vermeyelim. 

   Ata'mızın bize gösterdiği eğitim kavramı sadece okullarda değil, evlerde de sosyal, kültürel olanaklar bakımından gözlemlenmelidir. İşte o zaman sınıflarda masmavi bakan gözleriyle Ata'mız, hayallerine kavuşmuş olmanın kıvılcımlarını yansıtacaktır çocuklarına. 
Biz öğretmeniz, eğitmeniz; heykeltıraş, belki de çiftçiyiz. Şekil veriyoruz, tohum ekiyoruz, biçiyoruz. Ne mutlu ki bizlere böylesine kutsal bir vazifenin içinde yıllarımızı harcıyoruz. Hayalleri hayallerimiz, umutları umutlarımız, sevinçleri sevinçlerimiz... 

   Haydi hep birlikte koşalım çağdaş, uygar bir yaşama...Sevgiyle büyütelim, o küçücük dünyaların sevgisiz kalıp da savrulmalarına izin vermeyelim. Korkmasınlar bizden...Sadece sevgimizi kaybetmekten korkmanın verdiği azimle çalışsınlar, kanıtlasınlar bize, kendilerini. 
Pencerelerini açsınlar, büyüklerinin kocaman ama, sevgisiz kalmış bahçelerine. Yüreklerinden sevgilerini avuçlasınlar, savursunlar dünyaya... Bağırsınlar: "Bizi duyun, görün, gelin dünyamıza... Arkadaş olun bizimle."

   Ezbere dayalı, robotlaşmış bir öğretim sisteminin yaygınlaşmasına izin vermeyelim. Biliyoruz ki, bize gerekli olan beyin yapısı, bu sistem içinde değil. Tıpkı küçük Rakibe gibi kendi yeteneğini küçük yaşta keşfetmiş nesillere ihtiyacımız var. Ne istediğini bilen, kararlı, azimli ama asla ezberci olmayan, bunun yerine değişik çözüm yolları bulmak için sürekli beynini çalıştıran, dürüstlüğü kendisine felsefe edinmiş nesiller yetiştirelim. 

   Bir mum gibi yandıkça etrafımızı aydınlatalım ama, asla erimeyelim. Yüzlerce, binlerce "biz" yetiştirelim. Yetiştirelim ki, çağdaş eğitim sisteminin hedeflediği insan modelleriyle yeşersin ülkemiz...

   Çağdaş, uygar, sevgi dolu bir Türkiye dileğiyle...

arkadaşa mektup:

Nerden başlamalı...Önce sessiz ama anlamlı bir tebessüm mü göndermeli? Yoksa kocaman gülümseyerek 

merhaba mı demeli? 


Önce dostluktan mı söz etmeli, yoksa beni unutma mı demeli? 

Hayır, canım...Hayır arkadaşım...Tüm bu saydıklarım şu an anlatmak istediklerimi sıralayamaz sana.. 

Şimdi ardı ardına şiirler yazabilirim... Öylesine sevgi dolu sözler söylerim ki şaşırıp kalırsın..

Evet canım, evet arkadaşım...Ben seni sandığından çok seviyorum..Seni, söylemeye vakit bulamadılarım 

gibi yüreğime gizliyorum... 

Ve biliyorum, ne kadar çok yazarsam yazayım hep eksik kalacak bir şeyler...Hep sözllenmezi gereken, 

söylenmemiş bir şey kalacak içimde...



Oysa ben şimdi tek bir cümle söylemekle yetinebilirim.. Yalansız bir cümle... 


Seni seviyorum...Evet, doğru söylüyorum.Farkında olmasan da sana sevgimi seviyorum...


Hayat bize yarın ne getirecek bilemem..Ama dileğim geleceğin beni hayatından silmemesi dostum..

Adım aklında ve yüreğinde kalsın..Sevgim dolsun kalbine...Ve böylece bir dostluk, daha kuvvetli bir dostluk 

başlasın

0