Cevaplar

2012-11-19T19:07:23+02:00

Ölçü kaçtı.
İnternet çöplüğüne her türlü pislik karıştı.
Eleştiriler hakarete dönüştü.
Yetmedi; soy, sop, cibilliyete kadar alçakça karalamalar başladı.
Atatürk’e saldırılar kampanyaya dönüştü.
* * *
Bilen, bilmeyen...
Okuyan, okumayan...
Yaşı yeten, yetmeyen...
Birileri tarafından düğmelerine basılmış gibi Mustafa Kemal Atatürk’e karşı harekete geçti.
Gerçi son yıllarda başlamıştı ama artan dozu isyan noktasına getirdi.
Gün geçmiyor ki ucuz kahramanlar, kendini gösterip bir yerlere yama olmak isteyenler seviyeden yoksun tanımlamalar yapsın, laflar söylesin.
Atatürk’e karşı konuşsun, konuşturulsun.
İçindeki anlaşılmaz kini kussunlar.
* * *
Aslında yürürlükte bir yasamız var.
5186 sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki” kanun.
1951 yılında, çok açık ifadeli ve beş maddeli.
Bir; Atatürk’ün anısına hakaret eden, söven hapis cezasına çarptırılır.
İki; basın yayın yoluyla işlenirse ceza yarı oranında artrılır.
Üç; yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcıları res’en takibat yapar.
Son maddesi ise; Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür.
* * *
Gereğini yapmak yargının işi.
Yasa, savcılara res’en hareketi yüklemiş.
Adalet Bakanı’na da sorumluluğu vermiş,
Gerisi devletin yürütme organlarının hassasiyeti, ciddiyeti ve vicdanındadır.
* * *
Merakım şudur ki; Atatürk’ün kurduğu, ilk genel başkanı olduğu parti ne yapıyor?
Ata’nın izinde, ışığında olduğunu savunun

0
2012-11-19T19:19:04+02:00

Atatürk, kendi milletini ve bütün insanları samimî duygularla seven, iyi kalpli bir insandı. Bütün milletleri bir vücut, her milleti de bu vücudun bir organı olarak görürdü. Dünyanın herhangi bir yerinde bir rahatsızlık varsa ilgisiz kalamazdı. "İnsanları mesut edecek tek vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan hareket ve enerjidir" derken insanlar için ne kadar iyi duygular beslediğini açıklıyordu.

Atatürk, çocukları ve gençleri çok sever, onların en iyi şartlarda yetişip yükselmesini isterdi. Çünkü bir milletin ancak iyi nesiller yetiştirebilirse yükseleceği düşüncesini taşıyordu.

Atatürk, insanlara değer vermiş, insanlığın hizmetinde çalışmayı amaç edinmiştir. Romanya dışişleri bakanı ile yaptığı bir konuşmada insanlık ailesinin yerini ve değerini şu sözlerle belirtmiştir: "İnsan, mensup olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin mutluluğuna ne kadar kıymet veriyorsa, bütün dünya milletlerinin mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Bütün akıllı adamlar takdir ederler ki bu yolda çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez. Çünkü dünya milletlerinin mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzur ve mutluluğunu temine çalışmak demektir"

Atatürk, barışa önem veren bir liderdi. Ona göre barışın bozulmasından bütün dünya ülkeleri ıstırap duymalıydı. Anlaşmazlıkların ortadan kalkması, insanlığın başlıca dileği olmalıydı. Dünyada yalnızca sevgi egemen olmalıydı. Atatürk'ün bu sevgi anlayışının nedeni insana duyduğu saygıdır. Onun "Yurtta sulh, cihanda sulh" sözü barış idealinin simgesi hâline gelmiştir.

0