Cevaplar

2012-11-19T22:14:50+02:00

Türkçe’nin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri

Türkçe Dünya’nın en eski kültür ve yazı dillerinden birisidir. Lehçeleri ile birlikte 2.000.000 kelimeye sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Bu özelliğiyle de dünyadaki‚ kelime hazinesi en zengin dil konumundadır. Türkçe’yi sırayla Macarca ve Japonca takip etmektedir ki bu dillerin de Türkçe ile çok yakın bir akrabalığı söz konusudur. İşte tüm bu özellikleriye Türkçe‚ diğer dillerle kıyas bile kabul etmeyecek bir yapıya sahiptir. Türkçe gayet ahenkli‚ öğrenilmesi kolay bir dildir. Dil bilimciler Türkçe için matematiksel‚ formüllerden oluşan bir dil tanımını kullanmaktadırlar. Türkçe son derece kurallı bir dildir.


Türkçe‚ yeryüzündeki diller arasında Ural- Altay dilleri grubuna girer. Ural- Altay dillerindeki benzerlik‚ köken birliğinden ziyade yapı birliği şeklinde kendisini gösterir. Ural-Altay dillerinin de aynı kökten çıkmış olmaları çok kuvvetli fakat araştırılmadığından kesinlik kazanmamış bir ihtimaldir. Ural-Altay dillerinin tamamı eklemeli dillerdir ve ünlü uyumuna sahiptirler. Diğer dil ailelerinden etkilenenler dışında cümle yapıları büyük benzelikler gözterir ve hatta aynıdır. Türkçe sondan eklemeli bir dildir. Altay koluna bağlıdır. Moğolca‚ Mançuca‚ Tunguzça‚ Korece ve Japonca ile çok büyük benzerlikler göstermekle birlikte‚ Fince‚ Ugorca‚ Estce‚ Macarca‚ Permce ve Samoyedce ile de takın benzerlikler göstermektedir.

alıntı

1 1 1
En İyi Cevap!
2012-11-19T22:16:08+02:00

Dil, duygu, düşünce ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan öğeler ve kurallardan yararlanılarak, başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü, çok gelişmiş bir araçtır Kültür ise; bir toplum ve milleti diğer toplum ve milletlerden farklı kılan ve ona kendine has bir kimlik kazandıran, zaman ve coğrafya içinde meydana gelmiş maddi ve manevi her türlü değerler bütünüdür

Dil sayesinde geçmiş ve gelecek bizim için gerçek haline gelir Dil, hemen hemen bütün kültür tariflerinde onu teşkil eden değerler manzumesinin başında yer alır Bu durum, dil – millet ve dil – kültür ilişkisini açıkça ortaya koyduğu gibi aynı zamanda dilin ve kültürün varlığı, bütünlüğü, gelişmesi ve devamlılığındaki önemini de sezdirir

Öncelikle şu gerçek bilinmelidir ki, her “millet” adını taşıyan toplumun kendine mahsus bir dili vardır Bir başka ifadeyle, millet olmanın en temel şartlarından biri ve belki de en önemlisi, o milleti oluşturan insanların ortak bir dile sahip olmalarıdır Dil birliği, insanların bir arada, toplum veya millet halinde yaşayabilmelerinin en önemli şartıdır

Dilin zenginliği ya da yoksulluğu o kültürün zenginliği ya da yoksulluğudur Dilin sınırlarını, o toplumun kültürü belirler İlgi alanı artan, idraki açılan, dünyası ve çerçevesi genişleyen bir kültürün dili de o ölçüde zenginleşir Hayatın her alanında problem alanları genişledikçe, bu problemlere çözümler üretme çabası içerisinde dil zenginleşir Ancak hayatın her alanını, kendi diliyle yaşamak şarttır Kültürün problemi dilin problemidir Kültürün temel sorunları gelişme sürecinin yönü ve içeriği açılarından ortaya çıkar Aynı sorunlar dilde de yaşanır Toplumun dolayısıyla kültürün geçirdiği tüm evrelerden dil de geçer Bunun sonucu olarak insan topluluklarının yaşamış oldukları olaylar, edinmiş oldukları birikimler en doğru şekilde dil üzerinde durularak öğrenilebilir Türk kültüründe meydana gelen değişim ve gelişim buna güzel bir örnektir

Kültür ile dil ilişkisi içerisinde toplumun yaşayış biçimlerine bakıldığında özellikle Orta Asya bölgesinde atın önemli bir yerinin olduğu görülmektedir Bu durumun sonucu olarak Türkçeye bakıldığında atla ilgili deyim ve atasözlerinin geni bir yere sahip olduğu görülmektedir Türk milli kültürü, Türklerin tarihi süreç içerisinde toplumsal yapılarını, dini, iktisadi hayatlarını, edebi kültür, dil ve sanatlarını, düşünce ve ahlak özelliklerini içerisine alan geniş bir konudur Bize göre dilini kaybetmiş bir millet milli benliğini, değerlerini, özünü kaybetmiştir Tarih bize göstermiştir ki milli kültürünü kaybeden milletler, daima “güçlü milli duygu”lara sahip milletlerin egemenliğine girmiştir

Sonuç olarak, dil milli kültürün ilerlemesi ve yayılmasında önemli bir araç olduğu gibi milli duygunun gelişmesinde ve bağımsızlığın korunmasında da önemli bir etkendir Bu sebeple, Atatürkçülükte, milli kültürün, bağımsızlığın, milli bütünlük ve toplumsal barışın korunması, sürdürülebilmesi için milleti oluşturan kişiler arasında konuşulan dilin birbirinden farklı olmamamsı, sade, anlaşılır ve zengin olması gereklidir Türk’üm diyen herkesin Türk dilini bilmesi ve kullanması şarttır Türkçenin en büyük koruyucusu, geliştiricisi eşsiz liderimiz Atatürk’ün dediği gibi “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır 


2 3 2