Cevaplar

2012-11-20T16:29:22+02:00

Atatürk'ün vefatının ardından Dolmabahçe Sarayı'ndaki heykelinin söktürülmesi bakın neleri hatırlattı? Paradan, puldan Atatürk'ün resimleri çıkartılmış.. Atatürk'ün Mutad-ı Zevat'ı tasfiye edilmiş.. Dedikodulara göre Çankaya Köşkü'ndeki tarihi değerdeki bazı belgeler yok edilmiş... Dilimize pelesenk olan şu Mutad-ı Zevat nedir? En başta Kılıç Ali, Recep Zühtü Soyak, Hasan Rıza Soyak, Fuat Bulca, Cevat Abbas Gürer, Salih Bozok gibi isimler.. Atatürk'ün akşam sekizde başlayıp sabahın ikisine kadar süren sofraların kıdemli müdavimleri. Zaten İsmet Paşa, sofrada çıkan tartışma yüzünden Başbakanlıktan azledilmedi mi?.. Siyaseten bitmiştir diye yalnızlığa mahkum edilmemiş miydi?

Sayılı günler çabuk geçer.. Atatürk'ün hastalığı artınca Mutad-ı Zevat'ı korku sarmış.. İsmet Paşa korkusu.. Meclis'ten uzaklaştırmak mı istemezler, büyükelçilik vererek yurt dışına çıkartma planları mı yapmazlar.. Yeter ki İsmet Paşa başa geçmesin.. Sırf bu yüzden Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak'ın, Meclis Başkanı Abdulhaluk Renda'nın, Başbakan Celal Bayar'ın ağzını ararlar. Acaba Cumhurbaşkanlığını kabul buyururlar mıydı? Buyurmazlardı.. Bu derecede İsmet Paşa korkusu.. Korktukları başlarına gelmiş. Mareşal Çakmak'ın desteğiyle İsmet Paşa Cumhurbaşkanı seçilivermiş. Kudretli Çevre de değişivermiş.. Atatürk'ün naaşını Ankara'ya götüren tren İzmit'te durdurularak Recep Zühtü indirilmiş.. Atatürk'ün özel kaleminden Haldun Derin, "Kral öldü, Yaşasın Kral", Süreyya Anderiman ise "Efendimiz öldü, yeni Efendiye hizmet edeceğiz" diye karşılamış bu tuhaflıkları.

Basında yalakalık erkenden başlamış. Cumhuriyet gazetesi, şair Yusuf Ziya Ortaç'ın "İsmet İnönü" başlıklı kasidesini ilk sayfaya korken, Yunus Nadi, daha Atatürk'ün naaşı soğumamışken, "İnönü'ye İkinci Atatürk demekte tereddüt etmeyiz" diye döktürüvermiş, maşaallah.

Manzaraya bakar mısınız? CHP'li kadın milletvekili Fakihe Öymen, "Aman Afet İnan'la görüşmeyin" diye ikaz edilir.. Kim Atatürk'e yakınsa, o İsmet Paşa'nın düşmanı.. Yani İsmet Paşa, Atatürk'ü kıskanıyordu.. Bu yüzden ilk fırsatta "Milli Şef"liğini ilan ettirmiş. Ortalık yerde "Devri İsmet, Fazilet devri başladı" nutukları sökün etmiş.. Bir olay daha var ki, İsmet Paşa'nın Atatürk takıntısının en önemli işareti.. Şu: Atatürk Çankaya'da gömülmeyi vasiyet etmişti.. Ama naaşı yıllarca Etnografya Müzesi'nin eşyaları arasında bırakıldı.. Yakup Kadri'nin dediği gibi, anıtkabir inşası, baştan savma işler gibi, komisyona havale edilip uyutuldu..

Atatürk'ün ölümünün birinci yıl dönümü için Türk Ocakları'nda Halkevi gençlerinin düzenlediği anma törenlerine katılan CHP milletvekilleri ve Hükümet üyelerinin sayısı bir elin parmakları kadarmış. Cumhurbaşkanına ayrılan loca da cinler cirit atmaktaymış. Sahnede iki ateşli şair boy göstermiş.. Biri Behçet Kemal Çağlar, diğeri Necip Fazıl Kısakürek.. İşin doğrusu, Atatürk'ün naaşı onbeş yıl müzede kaldı. Anıtkabir'e nakil de Atatürk'ü Koruma Kanunu'nu çıkartmak da karşı-devrimci Demokrat Parti'lilere kısmet oldu.. 1950'de olan nedir? Şudur: Devr-i İsmet kapanır, devr-i millet açılır.. Bizim Kemalistlerin, DP'yi Karşı-Devrimci diye suçlamalarına kulak asmayın.. Çocukça şeyler.. Siz bunu Karşı-İsmet diye anlayın.. Yerine oturur.

 

Geç gelen 'tesettür faciası' özrü

Hürriyet gazetesi, "Tesettür Faciası" başlıklı bir haberle, Konya'da iki tesettürlü doktorun, ultrasonunu çekmedikleri için bir erkek hastanın testisini kaybetmesine neden olduğu iddiasını gündeme getirmişti.. Dün Ertuğrul Özkök, iki kadın doktordan özür diledi.. Olayın aslı öyle değilmiş.. Hata yaptıklarını kabul eden Özkök yazısında, "Daha dikkatli davranmamız, sadece rapora güvenmeyip araştırmamız gerekirdi.. O bakımdan hem muhabirin, hem de yazı işleri olarak bizim kusurumuz var. Ayrıca olayı hemen "Tesetür faciası" olarak sunmak da açıkça önyargılı bir davranış olmuş.." demiş.. Özür dilemesi gereken sadece Ertuğrul Özkök mü? Habere imza atan televizyoncunun, sazan gibi atlayan yazarlar ve diğer gazetelerin özür borcu yok mudur? Yoksa "Boşver, nasıl olsa unutulur" mu diyorlar?

 

Demirel'in "Derin Devlet" tanıklığı

Sabah yazarı Hıncal Uluç dünkü yazısında Süleyman Demirel ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Derin Devlet"le ilgili sözlerini karşılaştırmış.. Uluç, Demirel'in yıllar önce söylediği, "Devletin içinde Türkiye Cumhuriyeti'nin kumanda sistemine, kanunlarına ve nizamlarına tabi olmayan silahlı güçlerin bulunması kadar Türkiye Cumhuriyeti'ne yapılan bir iftirayı düşünemiyorum. Bir devleti küçülten şeyler bunlar. (..)Devlet bir tanedir, iki tane olamaz. Devlet içinde devlet olmaz. Evhamlara ve Türk devleti hakkında şüpheye düşürmeye gerek yok" şeklindeki sözlerine yer vermiş.. Ardından Demirel'in yıllarca bu ülkeyi başbakan olarak yönettiğini, iki defa askeri müdahale ile makamını terk ettiğini, 7 yıl da cumhurbaşkanlığı yaparak devletin en üst kademelerinde yer aldığını, böylece tüm sırlarını öğrenmiş bir devlet adamı olduğunu eklemiş.

Sonra da Başbakan Erdoğan'ın önceki gün basına yansıyan sözlerini aktarmış. Kim doğru kim yanlış diye soruyor.. Aslında Uluç'un aradığı cevap kendi sözleri içinde.. İki defa askeri müdahale ile makamından edilmiş bir Başbakan'ın "Derin Devlet yok" demesi tuhaf kaçmaz mı?.. Kaldı ki ilk defa bu tartışmaları en üst düzeyde gündeme taşıyan, eski Başbakanlardan Bülent Ecevit idi.. Uluç, aklı sıra iki başbakanı kapıştıracak.. Allah aşkına Hıncal Uluç, herkesin bildiği sır, sır mıdır.?

 

 

1 5 1
2012-11-20T16:31:08+02:00

soruyu internete yaz çıkar

0