Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-11-20T20:08:24+02:00
Katre'nin mukaddemesinde Birinci kelam olan "inni lestü maliki" ve Dördüncü kelam olan "ene" açıklanıyor. İkisinin de açıklaması aynı gibi. İzah eder misiniz?  

"Birinci kelâm: اِنِّى لَسْتُ مَالِكِى Ben kendime mâlik değilim. Ancak mâlikim kâinatın mâlikidir. Fakat kendime mâlik nazarıyla bakıyorum ki, Mâlik-i Hakikînin sıfâtını ve sıfatların bir derece mâhiyetini ve hududunu bileyim. Evet, mevhum, mütenahi hududumla Mâlik-i Hakikînin sıfatlarının bir cihette gayr-ı mütenahi hududunu bildim..."(1)

Birinci kelamda, insanın hiçbir şeye hakiki anlamda sahip olmadığı izah ediliyor. Bu kelamda makam haksız temellük davasının esassız bir şey olduğuna, lakin mevhum olarak verilmesinin hikmetinin de sonsuz sıfatları kavramak olduğuna işaret ediliyor. Yani bu kelamda asıl mana, sahiplik davasının hakikat noktasında batıl olduğudur.

Bu manaya ve farka işaret etmek için bir temsil verelim: Çok zengin ve muktedir bir  zat emrinde çalışan iki işçiye, servet idare etmenin meşakkatini, tasarrufunun büyüklüğünü, zenginliğin bir takım lezzetlerini kendi haşmet ve ihtişamını anlatmak için, çok tesis ve fabrikalarından ikisinin idare ve gelirini, bir yıllığına emaneten onlara verir. Şart olarak da  fabrikanın mülkiyeti, içindeki makinelerin eksiksiz geri verilmesi, kendi namına işlettirilmesi ve kendi prensiplerine göre idare edilmesi gibi şeyleri o iki işçiye tembih eder.

İki işçiden birincisi, 
fabrikanın idaresini alır ve aynen O zatın direktifine göre hareket eder ve onun çok vasıflarını kıyas yolu ile anlar. Mesela der, “ben şu küçük tesisi idare ediyorum, şu zat ise binlercesini idare ediyor. Ben, şu kadar insanla uğraşıyorum, O binlercesi ile alakadardır. Şu, tesisin gelirindeki zenginlik, şu Onun mülkünün zenginliği ise baş döndürür” der. O Zat’a olan sevgi ve saygısı artar ve her zaman da orada geçici ve emaneten bulunduğunu unutmaz. Bu davranışı ile onun teveccühünü kazanır.  O Zatta, onu çok büyük bir mükafatla ödüllendirir.

Diğer işçi ise, fabrikaya girer girmez, vaziyetini ve vazifesini unutur. Hemen fabrikanın isim tabelasını indirir, kendi ismini takar. İdarede O zatın prensiplerine uymaz. Demirbaş olan makineleri haraç merac satar. Emanetçi ve geçici olduğunu hiç hatırlamaz. Asıl fabrika sahibini inkar eder ve ona meydan okur. Haddini aşarak, temellük davasına sapar. Ayna olduğunu inkar eder. Mevhum olan, yani farazi olan hallerini gerçek telakki eder. Asıl fabrika sahibi olan Zat da  ona layık bir ceza ile onu cezalandırır.

İşte  bu misalde olduğu gibi, insanın vücudu bir fabrika azaları gibidir. O zat ise, Cenab-ı Haktır. O iki işçi ise, biri mümin ve haddini bilen, temellük davasına sapmayan, benlik ve hislerini Allah’ın isim ve sıfatlarını anlamakta kullananları temsil eder. Diğeri ise temellük davasına sapan, haddini aşan, kendine ait olmayan şeyleri kendine mal eden, firavun meşrep kafirleri temsil eder. O Zat’ın tembihleri ise İslam ve şeriattır ve hakeza...

"Dördüncü kelâm: Ene ile tâbir edilen benlik, yani kendisine bir vücut, bir kıymet vermektir ki, bu ene, Cenab-ı Hakkın sıfâtını, şuûnatını bilmek için bir santral ve bir vahid-i kıyasîdir..."(2)

Bu kelamda ise, makam "ene" denilen mevhum sahiplenme duygusunun, Allah’ın isim ve sıfatlarını idrak ve anlamakta nasıl hayırlı bir araç olduğuna işaret ediliyor. İnsandaki benlik duygusu, adeta Allah’ın isim ve sıfatlarının temerküz ettiği bir merkez, bir santral gibi olduğu vurgulanıyor.

Diğer bir bakış açısı olarak ise, birinci kelamda sadece temellük, yani sahiplenme manası vurgulanıyor. Sahiplenmek ene kavramının bir cüzü bir parçası mesabesindedir. Dördüncü kelamda ene kavramı geniş bir mana ile ele alınmakla beraber, daha ziyade varlık ve meydan okuma şeklinde tasvir edilmiştir. Yani insan önce cüzi kabiliyetlere sahipleniyor, sonra varlık ve kıymet veriyor. Bir sürecin iki merhale ve aşaması şeklinde anlayabiliriz. Bu sebeple aynı gibi duruyor.  

0