Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-11-21T18:09:12+02:00

1-)Don't count your chickens before they are hatched. 
Anlamıereyi Görmeden Paçayı Sıvama 

2-)Time is money 
Anlamı:Vakit Nakittir 

3-)Speech is silver,silence is gold 
Anlamı:Söz Gümüşse Sükut Altındır 

4-)No Rose without a thorn/Every rose has a thorn 
Anlamıikensiz gül olmaz 

5-)Better late than never 
Anlamı:Geç olsun güç olmasın 

6-)Out of sight,out of mind 
Anlamı:Gözden Uzak gönülden ırak 

7-)A man is known by the company he keeps 
Anlamı:Kişi Ahbabından bellidir 

8-)Love me,love my dog 
Anlamı:Gülü seven dikenine katlanır 

9-)Charity begins at home 
Anlamı:Hayırseverlik evde başlar 

10-)A penny saved is a penny gained 
Anlamıamlaya damlaya göl olur 

11-)Easy come,easy go 
Anlamı:Haydan gelen huya gider 

12-)Look before you leap 
Anlamıüşüne düşüne görmeli işi Sonra Pişman olmamalı kişi 

13-)The proof of the pudding is in the eating 
Anlamı:Ayinesi iştir Kişinin lafa bakılmaz 

14-)All that glitters is not gold 
Anlamı:Her gördüğün sakallıyı deden sanma 

15-)No somoke without fire 
Anlamı:Ateş olmayan yerden duman tütmez 

16-)Dog dosent eat dog 
Anlamı:it iti ısırmaz 

17-)Every cloud has a silver lining 
Anlamı:her işte bir hayır vardır

1 1 1
  • Eodev Kullanıcısı
2012-11-21T18:09:23+02:00

A friend in need is a friend indeed: İyi dost kara günde belli olur Örnek: When Bill helped me with geometry, I really learned the meaning of “a friend in need is a friend indeed”. (Bill bana geometride yardım ettiğinde, iyi dost kara günde belli olur

sözünün anlamını daha iyi anladım.)

 

 


Ahead of one’s timeBulunduğu toplumdan çok ileride Örnek: Mary’s grandmother was ahead of her time in wanting to study medicine because women were supposed to stay at home and do nothing. (Mary’nin büyükannesi tıp okumak için zamanının çok ilerisinde davranıyordu çünkü o dönemde kadınlardan beklenen evde oturup hiçbir şey yapmamalarıydı.)

 

 

 

Alive and kickingTurp gibi olmak Örnek: John had an accident last week but now he is very alive and kicking. (John geçen hafta bir kaza geçirdi fakat şuan turp gibi)




Apple of someone’s eyeGözbebeği, en sevilen Örnek: Tom is the apple of Jane’s eye. She thinks he is great. (Tom, Jane’in gözbebeği. Jane, onun mükemmel olduğunu düşünüyor.)



 

As light as a featherTüy gibi hafif Örnek: Sally dieted until she was as light as a feather. (Sally, tüy gibi hafif olana kadar rejim yaptı).




Bed of roses: Güllük gülistanlık Örnek: Being the boss is not exactly the bed of roses because there can be so many problems to sort out. (Patron olmak o kadar da güllük gülistanlık bir iş değil çünkü çözülmesi gereken çok sorun olabiliyor).




Between the devil and the deep blue sea: Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık Örnek: He didn’t want to go out with Jane or Margaret. He was between the devil and the deep blue sea. (Jane yada Margaret ile dışarı çıkmak istemedi. “Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık” durumundaydı.)



Every cloud has a silver lining: Her işte bir hayır vardır Örnek: Sally had a sore throat and had to stay at home. When she learned she missed a maths test, she said “every cloud has a silver lining”. (Sally’nin boğazı ağrıyordu ve evde kalması gerekiyordu. Matematik sınavını kaçırdığını öğrendiğinde “her işte bir hayır vardır” diye düşündü.)




Feel something in one’s bones: İçine doğmak Örnek: The train will be late. I feel it in my bones. (Tren geç kalacak. İçime doğuyor.)




Sell like hot cakes: Kapış kapış, peynir ekmek gibi gitmek Örnek: The brand-new cars were selling like hot cakes last week. (Yepyeni, gıcır gıcır arabalar geçen hafta peynir ekmek gibi satıyorlardı.)




Pigs might fly: İtin duası kabul olsa gökten kemik yağardı, olması imkansızÖrnek: Do you really believe that Jack will lend us his car? -”Yes, and pigs might fly”. (Sence Jack bize arabasını ödünç verecek mi? -”Tabii, itin duası kabul olsa gökten kemik yağardı. Bunun olması imkansız”.)




On cloud nine: Çok mutlu olmak, havalarda uçmak Örnek: When I got my promotion, I was on cloud nine. (Terfi aldığımda, havalarda uçuyordum, çok mutlu olmuştum.)




Make something out of nothing: Olayı büyütmek, hiç yoktan sorun çıkarmak Örnek: You have no evidence. You are just making a case out of nothing! (Elinde kanıt yok. Hiç yoktan sorun çıkarıyorsun!)

1 5 1