Cevaplar

2012-11-22T11:23:28+02:00

2 düşman krallığın prensi ve prensesiydi sütlü siyah ve beyaz çikolata , onlar herşeye rağmen birbirlerine aşıklardı . Bitter krallığının prensi sütlü siyah bu savaşı anlamsız buluyodu ve babası imparator Karemelaya bunu anlatmaya çalışıyodu fakat babası imparator Karemela ve Antepfıstığı krallığının imparatoru şam fıstığının bu savaşı iki taraftan biri pes etmeden asla sonlandırmayacağını biliyordu ..... devamını sen getir tek ihtiyacın hayalgücü dostum :) okula gidicek olmasam devamını da yazardım 

 
8 4 8
2012-11-22T11:53:26+02:00

Din adamlarının bazen onayını alan bazen yasak kararına maruz kalan, edebiyatçıların düşünürlerin kalemlerinde asırlardır layıkıyla yer alan, adına fuarlar bile açılan çikolatanın hikayesini biliyor musunuz?

Hikayeye göre, 1515 yılında Aztek ülkesine doğudan gelen bir gemiyle beyaz tenli, sakallı bir şef ve bir grup inmiş. Aztekler ömürlerinde ilk defa beyaz bir adam gördükleri için, Cortès adındaki İspanyol asıllı bu adamı “Tanrı” diye kabul edip, ona altından bir maşrapada çikolata ikram etmişler. Christophe Colombe şüphesiz Amerika’nın keşfinden daha az önemli olmayacak bu içeceği fark etmiş, ama önemsememiş. Cortès ise Tanrı sıfatına aldırmadan koşup Aztek ülkesindeki bu müthiş içeceği İspanya’ya taşımış.

Kızılderililer’in sabahları içtiklerinde, gün boyu bütün kötülüklerden korunduklarına inandıkları, henüz sıvı halinde görünen çikolata, o donemde henüz şekerle buluşmuş değildir. İspanyollar Meksika’yı fethedip, kakaonun gücünü kavradıktan hemen sonra, Karayip adalarında şekerkamışı kültürünü geliştirmiştir. Ardından şekeri alıp Meksika’ya getirdiklerinde, beklenmeyen bu buluşma, kimilerine göre, İspanyollar, kimilerine göre Meksikalı din adamları sayesinde gerçekleşti. Çikolataya olan aşkını dile getiren İspanyol kralıyla birlikte, çikolatanın süksesi asillere arasında da yayılmaya başlamıştır…

Kilise, 1624’de çikolata orucu bozar mı bozmaz mı tartışmasında “Bozmaz şarap gibi bir içecek, gıda değil” hükmünü vermiş. Azteklerin yakından idrak ettiği üzere, çikolatanın afrodizyak etkisi yarattığı, aynı nedenden dolayı da imparator Moctezuma’nin vaktiyle günde 50 tas Çikolata içtiğinin haberi, herhalde İspanya’ya ulaşmamıştı. Ama bir din bilgini, çikolatanın ruhları ve duyguları kızıştırıp, coşturttuğunu öne sürerek manastırlarda çikolata tüketiminin yasaklanmasını istemiş.

İspanyol asilleri arasında aşk hayallerini canlandırdığı bilinen çikolata, on altıncı yüzyılın gravürlerinde ve daha sonraları Almanların baskı resimlerinde sıklıkla işlenen bir konu. Bir kadın ve erkekten oluşan çiftler çikolata içerken görülüyor. Markiz de Sade, Juliette’te çikolatayı aşk ve ölümün birleşiminin sembolü diye nitelendiriyor. 20 yüzyılın en büyük romancılarından diye tanınan İngiliz John Cowper Powys “seni duyuyor gibi” adli kitabında, kadınların da erkeklerin de değerlerinin ne kadar ettiklerini biliyorum. Çikolata onlardan çok daha değerli” diyor.

Çikolatayı engizisyon mahkemelerinden kaçan İspanyol Yahudileri Avrupa’ya yayarken, üretim sırları önce İtalya’da, sonra Fransa’da çıktı. İspanyollar’ı Jamaik’te bozguna uğratan İngilizler 1674’te Londra’da modaya dönüşen ünlü Coffee Mill and Tobacco Roll’u, ardından ilk çikolata kulübü Cacaotree’yi açtılar. Aynı dönemde Ren nehrinin bir tarafında “Çikolata beyinsel fonksiyonların uzun süre işlemesine imkan tanır” diye öngören Balzac’a karşılık, diğer tarafta Goethe de “Bir bardak çikolatayla, bir günlük yolculuk rahatça yapılabilir” diyordu...Zaten, Londra’daki “Cacaotre” de sadece sütlü çikolata içilip, tadılan bir yer değil, Stuart’lar ve destekçilerine karşı komplo hazırlanan ülkenin ve dünyanın kurtarıldığı yer diye biliniyor.

Endüstri devrimini gerçekleştiren İngiltere olduğu için olsa gerek, çikolata üretimine ilişkin ilk makineler de aynı ülkede icat edildi. Walter Churchman, 1730’da kitle üretimine hazırlık yapacak ilk makineleri icad eden kişiydi. 30 yıl sonra da Joseph Fry, ilk tablet çikolataları üretti. Aslında Cizvit papazları Meksika’da çoktan beri tablet çikolatayı keşfedip yemişti ama eski kıtanın haberi yoktu. Çikolatanın bugünkü memleketine, İsviçre’ye varması ise ancak On yedinci yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşti. Bir yüzyıl sonra çikolata, Vatikan’ın gözüne de ilişti. On sekizinci yüzyılda, dini törenlerde, Papa din adamlarına rütbelerine göre çikolata dağıtıyordu. Din adamları yükseldiklerini ellerine verilen çikolatadan anlıyorlardı. Maya medeniyetinde komşu halklarla değiş-tokuş yada müzakere yaparken kayıp ve kazancı anlamayı sağlayan bir yiyecektir çikolata…

Çikolata mutluluktur, herkesle paylaşılamayacak kadar özel, gece yarısı sokaklarda kendisini aratacak kadar müthiş ve düşündürücüdür. La Rochefoucould’nun dediği gibi, “Çikolatayı bütün derinliğiyle sevin, kompleksli ve yalancı bir utangaçlıkla değil... Zira hatırlayınız ki, hiç deliliği olmayan bir adam asla akıllı bir adam değildir “…

 

2 1 2