Cevaplar

2012-11-22T16:29:47+02:00

Mevlânâ`nın ilk mürşidi babası Bahâeddin Veled`dir. O büyük insanın terbiyesi altında yetişen Mevlânâ henüz küçük bir çocukken olgunlaşmış ve muhakeme sahibi olmuştur.



Diğer çocukların oyunlarına katılmıyor, yüceltilmiş bir varlık olan insanı, damdan dama atlamak (çocuk oyunu) gibi hayvanların bile yapabileceği işleri yapmasına itiraz ediyordu. Zamanını yalnızca dini eğitimine ve îlahî ilimlerin tahsiline harcıyor, günlerini riyazetle geçiriyordu. Belh`te Mevlânâ`nın lala veya atebek denilen hocalarından biri de babasının müridlerinden Seyyid Burhaneddin Muhakkik-i Tırmizî` dir. Bahâeddin Veled göç ettiği zaman Seyyid Burhaneddin de Tırmiz`e gitmiştir. 
Bahâeddin Veled`in ölüm haberini alınca, Seyyid Burhaneddin, Şeyhinin emaneti olan Mevlânâ`yı yalnız bırakmamak amacıyla Konya`ya gelir ve onun manevi terbiyesini üstlenir. Babasının ölümünden iki yıl sonra (1233) Mevlana Seyyid Burhaneddin`le birlikte Halep`e gider. Orada Kemaleddin Bin Adin`den ders alır. Daha sonra Şam`a giden Mevlânâ , burada dört veya yedi yıl kalmış; Muhyiddin İbnü`l-Arabî, Sadeddin El-Hamevî, Şeyh Osmane`r-Rûmî , Evhadüddin-i Kirmânî ve Sadreddin Konevî ile sohbetlerde bulunmuştur.    
Şam`dan Konya`ya dönünce Seyyid Burhaneddin`in yanında hücreden hiç çıkmadan kırkar günlük üç çile çıkarmış; bu süreyi yalnızca ibadet ve tefekkürle geçiren Mevlânâ arınmış bir nefis ve ilahi sırlara açılmış bir gönülle dış dünyaya dönmüştür. Çilenin sonunda Seyyid Burhaneddin : 
"Haydi yürü de insanların ruhunu taze bir hayat ve ölçülemeyecek bir rahmete boğ, bu suret aleminin ölülerini kendi mana ve aşkınla dirilt." Sözleriyle Mevlânâ`nın eğitiminin bittiğini , artık irşad ile görevli olduğunu belirtir. Seyyid Burhaneddin daha sonra Kayseri`ye gitmiş ve 1242`de ebedî âleme 
1 5 1
2012-11-22T16:32:59+02:00
Mevlânâ’ya göre eğitim, insanı olgunluğa ve kemâle taşıyan ve çok yönlü değerleri kapsayan bir süreçtir. Ona göre daha iyi insan yetiştirmenin yolu ruhu manevî değerlerle arındırmak ve ahlâkın güzelleştirilmesini sağlamaktır. Bu amaçla bir eğitimci olarak Mevlânâ, insan ruhu üzerinde çok etkili bir sanat dalı olan şiiri bir eğitim aracı olarak seçmiştir. Amacı, vermek istediği mesajları mecazla kısa yoldan iletmek suretiyle gönülleri eğitmektir (Yeniterzi, 1995). Onun eğitim modeli bir anlamda, insanı ruhen eğitmek suretiyle hür insan oluşturmaya yönelik bir İKG modeli olarak algılanabilir.

Mevlânâ’ya göre eğitimin iki önemli aşaması vardır. Birincisi bireyleri tek tek eğitmek olup eğitimin önemli bir aşamasıdır. İkincisi ise sağlıklı, uyumlu, dengeli ve adaletli bir toplum hatta toplumlar dünyası oluşturmaktır ki Mevlânâ’nın asıl yapmak istediği de budur. Böylesi bütünleyici bir sistem aracılığıyla, insan yalnız kendi varlığından ibaret bağımsız bir bütünlük olmayıp aynı zamanda büyük bir bütünün küçük parçası olduğunu öğrenir. Yani bir bedende tek tek hücreler neyi ifade ediyorsa evren için de insan odur. Çünkü hücrelerin tek tek sağlıklı, uyumlu ve dengeli olması bütünün de aynı özellikleri taşımasını sağlar. Bu nedenle sağlıksızlar sağaltılmalı, sağlıklı hâle getirilmelidir (Düzen, 1991). Bu bir anlamda Toplam Kalite Yönetimi (TKY) anlayışının Mevlânâ’ya göre farklı bir ifadesidir. Onun bireyden başlayarak sağlıklı topluma ulaşma yolunda kullandığı yöntemlerin tümü (inanç, semâ, müzik, şiir, ders...) bu hedefe yöneliktir.

Mevlânâ’ya göre çalışmak, etkin olmak ve bitmeyen bir enerjiyle güçlüklerle mücadele etmek çok önemlidir. O, iyi insan olma yolunda ahlâklı olmanın yanı sıra, çalışmak ve faydacı olmanın gerekliliğine de işaret etmiştir. Aktuna’ya göre ondaki ahlâk ve vicdan kavramı Freud’un üst ben kavramı ile örtüşmektedir. O, insan ruhuna gereken önemi vermek suretiyle günümüz psikodinamik anlayışında önem taşıyan pek çok hususa yıllar öncesinden işaret etmiştir. Mevlânâ’ya göre nefis ancak temizlendikten sonra geliştirilebilir. Onun üzerinde yoğunlaştığı “sevgi (aşk)” ve “çalışmak” kavramları, bugün psikoloji biliminde de sağlıklı ruh hâlinin temelini oluşturmaktadır (Aktuna, 1987). Mevlânâ bu yaklaşım tarzıyla;

•“Sürekli çalış, hareketli ol. Çünkü akar su donmaz. Aşk bile boy atıp baş çekme sırrını hareketten elde etti” (Cin, 1993).

•“İnsanın uğradığı zararlar, çalışmamasından ileri gelir; elde ettiği kazançlar ise çalışıp çabalamasından” (Kutlu, 1995). diyerek insan hayatına bir dinamizm getirmektedir. Yine;

•“Cömertlikte, yardım etmede akarsu gibi ol! Şefkat ve merhamette güneş gibi ol! Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol! Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol! Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol! Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol!” (Halıcı, 1997). diyerek sevgi, hoşgörü ve tevazunun önemini vurgulamaktadır. Dolayısıyla o, bir bireyin sevgi ve hoşgörüyü, çalışma ve yenilikle bütünleştirebildiği ölçüde gerçek anlamda kişisel olgunluğa erişebileceğini savlamaktadır (Kocatürk, 1987).

Bir eğitim süreci olarak tasavvuf; ferdî, kademeli, programlı ve yetişkinlere yönelik bir eğitim olmasının yanısıra eğitimde kullanılan metotlar (anlatım, soru-cevap, yaşayarak öğrenme, gözlem…) yönünden de modern eğitimle büyük benzerlikler taşımaktadır (Gözütok, 1997). Bu eğitimin önemli bir diğer özelliği, performansı ateşleyecek heyecan motifleri oluşturmak suretiyle zekânın geliştirilmesidir. Çünkü pek çok başarılı çalışma, icat ve sanat eseri bilgi ve kalp bütünleşmesinden oluşan yüksek duygulanımlar hâlinde ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla yüksek yaratıcılık ve yapılan işe duyulan aşk tasavvuf eğitiminin özünü oluşturmaktadır.

Mevlânâ ile birlikte Ahmet Yesevi, Tebrizî, Bektaşî, Yunus, Âhi Evran gibi topluma öncülük eden birçok eğitimci on üçüncü yüzyıl Anadolu’sunun kültür, eğitim ve inanç haritasını yeniden oluşturmuşlardır. Eğitim değeri açısından bu öncülerin sahip olduğu ilkeler sağlıklı beden, dengeli ruh, ayrımsız adalet, sevgiye dayalı toplum, hür düşünceye dayalı inanç sisteminden oluşmaktadır. Bu misyon sahipleri kendileriyle olduğu kadar birbirleriyle de uyumlu, saygılı, birbirini önemseyen, inanan ve birbirlerini tamamlayan, sevmek, sevilmek, bağışlamak, hoş görmek ve birleşmek gibi değerler taşıyan bir nevi toplum mimarıydılar


 
0