Cevaplar

2012-11-24T22:46:51+02:00

12. Yüzyıl Rönesans’ının Doğuşu ve Etkileri

8. ve 9. yüzyıllarda Müslümanlar, Yunanlıların bilimsel bilgi bi­rikimlerinin büyük bir bölümünü Arapça’ya aktarmışlar ve yapmış oldukları çalışmalarla bu birikime önemli katkılarda bulunmuşlardı. Hıristiyanlar ise, uzun bir süreden beri içlerine kapanmışlar ve Dün­yevî sorunların çözümünde gelişmemiş ansiklopedik bilgilerle yetin­meyi yeterli görmüşlerdi. Bu arada bazı çeviriler yapmışlardı, ama bunlar nicelik ve nitelik itibariyle bir Hıristiyan Uyanışı’nı gerçekleş­tirebilecek düzeye ulaşmamıştı. Bilime ve doğaya yönelmeleri için uyarılmaları gerekiyordu ve bu uyarılma süreci ise çeviriler yoluyla başlamıştı.

 

11. ve 12. yüzyıl başlarında özellikle bilim ve felsefeye olan ilgi yoğunlaştıkça, geleneksel öğretinin yetersiz olduğu görüşü hâkim olmuş ve bilim adamları geçmişin mirasına ulaşmak için harekete geçmişlerdi. 12. yüzyıl boyunca Arapça’dan Latince’ye yoğun bir şekilde çeviriler yapmışlar ve 13. yüzyılda İslâm biliminin ve felsefe­sinin önemli bir bölümünü Latince’ye kazandırmışlardı.

Eşine ender rastlanır bu çeviri etkinliği sırasında, meselâ Johannes Hispanus, İbn Sina’nın Kitâbu’n-Nefs (De Anima), Kitâbü’ş-Şifâ (Suffıcientia), Kitâbü’s-Semâ ve’l-Âlem’ini (De Coelo et Mundo), Fergânî’nin astronomiye ilişkin bir yapıtını, Gazzâlî’nin Makâsıdü’l-Felâsife’sinin mantık, metafizik ve fiziğe ilişkin bölümlerini (Logika et Phüosophia Algazalis), yazarı bilinmeyen el-Medhal ilâ İlmi Ahkâmi’n-Nücûm (Introductio ad Scientiom Judiorum Astrorum) adlı bir astroloji kitabını, Hârizmî’nin aritmetiğe ilişkin eserini (Liber Algorismi de Praetica Arismetica) ve Râzî’nin Sırrü’l-Esrâr’ım (Secretum Secretorum), Dominicus Gundissalvi İbn Sina’nın el-Necât’mı (Avicenna Metaphysicorum Libri Decem Interprete Dominico Gondisalvo) ve en ö-nemli mütercimlerden Gerardus Cremonensis ise, Hârizmî’nin Kitâbü’l-Cebr ve’l-Mukâbele’si (Liber Akhoarismi de lebra et Almucabla Tractatus) ile İbn Sina’nın el-Kânûn fî’t-Tıbb’ı (Canon Aviceni) başta olmak üzere bilim ve felsefenin çeşitli dallarında yetmişi aşkın değerli yapıtı Arapça’dan Latince’ye çevirmiştir; bu dönemde çalışan müter­cimleri ve tercüme ettikleri eserleri sayfalarca sıralamak olanaklıdır, ama yukarıdaki küçük liste bile çevirinin Ortaçağ Hristiyanları tara­fından ne kadar ciddiye alındığı konusunda sağlıklı bir fikir verebile­cek düzeydedir.

12. ve 13. yüzyılarda yapılmış olan bu çeviriler olmasaydı, Orta­çağ zihniyeti aşılamaz ve 17. yüzyıldaki Bilim Devrimi gerçekleştiri­lemezdi. Ancak, bu çeviriler sonucunda aktarılan bilimsel bilgi biri­kimi o denli büyüktü ki ilkin özümsenmesi gerekiyordu ve bu özüm­seme işlemi bütün 13. ve 14. yüzyıllar boyunca sürmüştü.

0
2012-11-24T22:47:02+02:00

12. Yüzyıl Rönesans’ının Doğuşu ve Etkileri

8. ve 9. yüzyıllarda Müslümanlar, Yunanlıların bilimsel bilgi bi­rikimlerinin büyük bir bölümünü Arapça’ya aktarmışlar ve yapmış oldukları çalışmalarla bu birikime önemli katkılarda bulunmuşlardı. Hıristiyanlar ise, uzun bir süreden beri içlerine kapanmışlar ve Dün­yevî sorunların çözümünde gelişmemiş ansiklopedik bilgilerle yetin­meyi yeterli görmüşlerdi. Bu arada bazı çeviriler yapmışlardı, ama bunlar nicelik ve nitelik itibariyle bir Hıristiyan Uyanışı’nı gerçekleş­tirebilecek düzeye ulaşmamıştı. Bilime ve doğaya yönelmeleri için uyarılmaları gerekiyordu ve bu uyarılma süreci ise çeviriler yoluyla başlamıştı.

 

11. ve 12. yüzyıl başlarında özellikle bilim ve felsefeye olan ilgi yoğunlaştıkça, geleneksel öğretinin yetersiz olduğu görüşü hâkim olmuş ve bilim adamları geçmişin mirasına ulaşmak için harekete geçmişlerdi. 12. yüzyıl boyunca Arapça’dan Latince’ye yoğun bir şekilde çeviriler yapmışlar ve 13. yüzyılda İslâm biliminin ve felsefe­sinin önemli bir bölümünü Latince’ye kazandırmışlardı.

Eşine ender rastlanır bu çeviri etkinliği sırasında, meselâ Johannes Hispanus, İbn Sina’nın Kitâbu’n-Nefs (De Anima), Kitâbü’ş-Şifâ (Suffıcientia), Kitâbü’s-Semâ ve’l-Âlem’ini (De Coelo et Mundo), Fergânî’nin astronomiye ilişkin bir yapıtını, Gazzâlî’nin Makâsıdü’l-Felâsife’sinin mantık, metafizik ve fiziğe ilişkin bölümlerini (Logika et Phüosophia Algazalis), yazarı bilinmeyen el-Medhal ilâ İlmi Ahkâmi’n-Nücûm (Introductio ad Scientiom Judiorum Astrorum) adlı bir astroloji kitabını, Hârizmî’nin aritmetiğe ilişkin eserini (Liber Algorismi de Praetica Arismetica) ve Râzî’nin Sırrü’l-Esrâr’ım (Secretum Secretorum), Dominicus Gundissalvi İbn Sina’nın el-Necât’mı (Avicenna Metaphysicorum Libri Decem Interprete Dominico Gondisalvo) ve en ö-nemli mütercimlerden Gerardus Cremonensis ise, Hârizmî’nin Kitâbü’l-Cebr ve’l-Mukâbele’si (Liber Akhoarismi de lebra et Almucabla Tractatus) ile İbn Sina’nın el-Kânûn fî’t-Tıbb’ı (Canon Aviceni) başta olmak üzere bilim ve felsefenin çeşitli dallarında yetmişi aşkın değerli yapıtı Arapça’dan Latince’ye çevirmiştir; bu dönemde çalışan müter­cimleri ve tercüme ettikleri eserleri sayfalarca sıralamak olanaklıdır, ama yukarıdaki küçük liste bile çevirinin Ortaçağ Hristiyanları tara­fından ne kadar ciddiye alındığı konusunda sağlıklı bir fikir verebile­cek düzeydedir.

12. ve 13. yüzyılarda yapılmış olan bu çeviriler olmasaydı, Orta­çağ zihniyeti aşılamaz ve 17. yüzyıldaki Bilim Devrimi gerçekleştiri­lemezdi. Ancak, bu çeviriler sonucunda aktarılan bilimsel bilgi biri­kimi o denli büyüktü ki ilkin özümsenmesi gerekiyordu ve bu özüm­seme işlemi bütün 13. ve 14. yüzyıllar boyunca sürmüştü.

Öyleyse, Müslümanlar yalnızca bilimsel düşünce geleneğini ko­rumakla ve sürdürmekle kalmamışlar, bu düşüncenin Avrupa’da yeniden canlanmasında da etkin bir rol oynamışlardır. 12. yüzyıl, İslâm Dünyası’ndaki bilimsel çalışmaların sürdüğü ve yavaşlamanın ve duraklamanın açıkça ortaya çıkmadığı bir dönemdir; Batı Dünyası ise bu dönemde bilim alanında ne kadar geri olduğunun bilincine varmış ve Arapça’dan yapmış olduğu çeviriler yoluyla Müslümanlarla aralarındaki farkı kapatmaya başlamıştır.

12. yüzyıl aslında bir geçiş çağıdır ve bu çağda Akdeniz’i çevre­leyen İslâm, Hıristiyan ve Yahudi Dünyaları önceki yüzyıllara oranla çok daha sıkı bir bağ kurmuşlar ve birbirlerini karşılıklı olarak etki­lemişlerdir; ancak bu dünyalar arasında en belirleyici ve en etkin olanı kuşkusuz ki İslâm Dünyası’dır; diğerleri sürekli olarak onu sömürmeye ve ondaki bilgileri ve becerileri kendi bünyeleri içine alarak sindirmeye çalışmışlardır. Bu uğraş o kadar canlıdır ki bu ne­denle bilim tarihçileri bir 12. Yüzyıl Rönesans’ından söz ederler.

Öyleyse, bu dönemde büyük bir yeğinlik ve yoğunluk kazanan Batı Ortaçağ Dünyası’ndaki düşünsel uğraşının en temel özelliği bilime katkı değil, çeviriler yolu ile eski ve yeni kültürlerin aktarıl­masıdır. Batı kültürünü oluşturan ilmî ve felsefî bilgiler, Batılıların yapmış oldukları araştırmaların bir sonucu değil, Arapça’dan yapılan çevirilerin bir sonucudur.

Kültür ve medeniyetin yayılmasında önemli bir rolü olan kağıdın seri üretimini gerçekleştirenlerde yine Müslüman Araplardır.Batı kağıt yapmayı italyan tüccarlar sayesinde doğudan öğrendi.

0