Cevaplar

2012-09-29T17:49:14+03:00

ONAYLANMIŞ CEVAP

×
Uzmanlar tarafından teker teker incelenmiş onaylı cevaplar, doğru ve güvenilir bilgileri içermektedir. Eodev içerisinde moderatörler tarafından kontrol edilmiş milyonlarca kaliteli cevap vardır ancak onaylanmış cevaplar mükemmel ötesidir.

milletin yönetilme şeklinin belirlenmiş olduğu, Atatürk'ün siyasi devrimlerinden bir tanesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) 29 Ekim 1923'te ortaya çıkan kabine bunalımı sonucunda, bu yönetim şeklinin kusurları daha net ortaya çıkmış ve 29 Ekim'de Anayasanın ilgili maddeleri değiştirilerek, ülkenin yönetim şekli cumhuriyet olarak belirlenmiştir.

1 4 1
2012-09-29T17:58:35+03:00

ONAYLANMIŞ CEVAP

×
Uzmanlar tarafından teker teker incelenmiş onaylı cevaplar, doğru ve güvenilir bilgileri içermektedir. Eodev içerisinde moderatörler tarafından kontrol edilmiş milyonlarca kaliteli cevap vardır ancak onaylanmış cevaplar mükemmel ötesidir.

 


Siyasi Durum: 
   
Batı ülkelerinin gelişmeleri zayıflayan Osmanlı devleti üzerinde etkili olmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin bu durumunu düzeltmek için padişahlar çalışma yapsalar da kötü gidişe dur diyemiyorlardı.
   Tanzimat ile başlayan yenileşme hareketleri, gelenekçiler ile yenlikçiler arasında çatışmaya sebep olmuştur.
   II. Abdülhamit yönetimi sürerken bazı aydınlar, bu yönetime son vererek meşrutiyeti yeniden uygulamak ve devletin çıkarlarını göstererek Batı’nın “Şark Sorunu” (Doğu Sorunu) adını verdiği duruma son vermek için 1889’da Selanik’te “İttihat ve Terakki Cemiyeti”ni kurdular. İttihatçılar, Rumelili subayların da desteğiyle 1908’de Meşrutiyet’in ilan edilmesini sağladılar. 
   Yıllardır sıkı bir yönetim altında olan sanatçıları düşünrler ve basın çevreleri büyük coşkuyla istekleri gerçekleştirmek için çalıştılar. Ancak bu durum gelenekçilerin tepkisine neden oldu. 
   Bu dönemdeki Trablusgarp, Balkan, 1. Dünya Savaşı, Arnavutluk Ayaklanması devleti yeni çıkmazlara itti.  Bu çıkmazlar aydınların bazı çıkar yollar denemelerine sebep oldu. Bazı akımlar bu dönemde varlık gösterdi.
OSMANLICILIK: Osmanlıcılık, devlet içindeki ulusları Osmanlılık ruhu içinde birleştirmeyi amaçlar. Bu amaçla devletin bütünlüğünü korumak için dil, din, ırk farkı gözetilmemeli, herkes aynı hak ve yetkilere sahip olmalıdır. II. Meşrutiyet’in ilk yarısına hakim olan bu düşünce, Balkan Savaşı’nın kaybedilmesi ile geçerliliğini kaybetmiş ve yerini Türkçülük düşüncesine bırakmıştır.
İSLAMCILIK: Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü korumak amacıyla 19. yüzyılın ikinci yarısında önem kazanan bir düşünce akımıdır. Önce siyasi düşünce olarak ortaya çıkmış, sonra edebiyat ve düşünürler tarafından savunulmuştur. Amacı; farklı ırklardan Müslümanları birleştirip kalkındırmak, Hıristiyan dünyasının karşısında bir denge unsuru haline getirmektir. Aynı zamanda Balkanlar’daki Müslüman unsurların devletten kopmasını önlemek amacını taşır. Bu akım II. Abdülhamit tarafından desteklenmiştir. 1908’den sonra daha da gelişmiştir. 
   Bu akıma göre toplumun temel direği dindir. Din ile millet birdir. Bütün Müslümanların halifenin etrafında birleşmesi gerekir. Batı taklitçiliğine karşı çıkmışlardır. 
Yayınları: Sırat-ı Müstakim, Sebilürreşât, Mekatip, İslam
Sanatçılar ve Düşünürler: Mehmet Akif Ersoy, M. Şemsettin Günaltay, Sait Halim Paşa, Cevdet Paşa, Şeyhülislam Musa Kazım Efendi, Hacı Zihni Efendi, Eşref Edip
BATICILIK: Tanzimat ile birlikte devleti korumak ve modernleştirmek yolunda ortaya çıkan fikir akımlarından biri de “batıcılık”tır. Kaynağını Tanzimat hatta ondan önceki ıslahat hareketlerinden alır. Bu hareketlerin ilk önderleri padişahlar ve sadrazamlardır. Tanzimat döneminde Namık Kemal, Şinasi ve Ziya Paşa edebiyat aracılığıyla Batı’nın kültürel gelişimi devlete yansıtmada öncülük etmişlerdir. 
   I. Meşrutiyetten sonra Batılılaşmanın önderleri yönetim kadrosunun dışında bulunan Jön Türklerdir. Bunlar devletin ancak Batılılaşarak kurtulabileceğini savunurlar.
Yayınları: İçtihad
Sanatçılar ve Düşünürler: Abdullah Cevdet, Baha Tevfik, Tevfik Fikret, Celal Nuri.
TÜRKÇÜLÜK: Osmanlıcılık ve İslamcılık ideolojilerinin uygulamam alanı bulamadığı bir zamanda devleti kurtarma adına ortaya çıkmıştır.
   Bu düşünce akımın göre devlet ancak dili, dini, soyu ve ülküsü Türk olan bir topluma dayanarak ayakta durabilir. Türkçülük, dil, tarih, edebiyat alanlarındaki çalışmalarla, yani bir kültür hareketi olarak başlamış zamanla siyasi bir nitelik kazanmıştır. İlk çalışmalar Tanzimat döneminde başlamıştır. Ahmet Vekif Paşa’nın Ali Suavi’nin Ahmet Cevdet Paşa’nın ve Şemsettin Sami’nin Türkçülük alanında çalışmaları vardır. 1897 yılındaki Yunan Harbi sırasında M. Emin Yurdakul’un “Cenge Giderken” şiirinde dillendirdiği “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur.” mısrası Türkçülük akımının sloganı olmuştur. 
Dernekler: İlk dernek 1908’de kurulan 1911’de kendi adıyla bir dergi yayınlayan Türk Derneği. Daha sonra bu dernek Türk Yurdu adını alır. Ahmet Hikmet, Yusuf Akçura, Ağaoğlu Ahmet bu derneğin kurucularıdır.
   12 Mart 1912’de tıbbiyeli gençler bir araya gelerek “Türk Ocağı”nı kurarlar. 1913’te “Halka Doğru” dergisini çıkarırlar. Bunların yanında “Yeni Mecmua, Türk Sözü, Milli Tetebbular Mecmuası” gibi dergiler çıkarırlar.
Yayınlar: Türk Derneği (Türk Yurdu), Halka Doğru, Yeni Mecmua, Türk Sözü, Milli Tetebbular Mecmuası
GENÇ KALEMLER: Ali Canip ile Ömer Seyfettin tarafından çıkarılan “Genç Kalemler” dergisi ile milliyetçilik edebiyatta da başlamış olur. Dergide ilk defa Milli Edebiyat Kavramı kullanılır.
   Milli bir edebiyat oluşturulması için önce dilin millileştirilmesi gerektiğinden Yeni Lisan anlayışı ortaya atılır. Bu anlayışta konuşma dili ile yazı dili birbirine yaklaştırılmaya çalışılmıştır. Bu hareket özellikle Ziya Gökalp’la büyük hız kazanmış ve gelişme göstermiştir.
  
1 3 1