Cevaplar

2012-11-26T19:41:20+02:00

On iki ve on üçüncü yüzyıllar Anadolu’da Türkleşme ve İslamlaşmanın gerçekleştiği dönemlerdir. Anadolu’nun Türk ve İslam yurdu haline gelmesinde pek çok etken vardır. Bunlardan biri de tasavvuf ve tasavvufi zümrelerdir. Ahmed Yesevî, Mevlana, Hacı Bektâş-ı Veli ve Yunus Emre gibi sufiler Anadolu insanının hâmîsi hâline gelmişlerdir. Yeseviyye, Mevleviyye, Kübreviyye, Sühreverdiyye ve Rufâiyye gibi tarikatlar ise zaviyeleri ile Anadolu’nun mamur hâle gelmesinde önemli roller üstlenmişlerdir. Anadolu Müslümanları genelde tasavvufa meyyal zümrelerdir. Zaviyeler Anadolu insanının buhranlı anlarında sığındığı liman hâline gelmiştir. Toprağın işlenmesinde, sanat dallarının gelişmesinde, sosyal barışın sağlanmasında, dinî eğitimin verilmesinde önemli roller üstlenmişlerdir.

1 5 1
2012-11-26T19:42:18+02:00

Anadolu’nun Türk ve İslam yurdu haline gelmesinde pek çok sebep vardır. Bunlardan biri de tasavvuf ve tasavvufi zümrelerdir. Ahmet Yesevî, Mevlana, Hacı Bektâş-ı Veli ve Yunus Emre gibi gönül mimarları, Anadolu insanının feyiz kaynağı olmuşlardır. Dolayısıyla Anadolu’da, Türkleşme ve İslamlaşma hareketinin daha çok on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda gerçekleştiği söylenebilir.

Yeseviyye, Mevleviyye ve Rufâiyye gibi tasavvuf okulları, Anadolu’nun maddi-manevi imarında etkili olmuşlardır. Anadolu insanı, genel anlamda tasavvufa yatkın olduğu için, dergâhlar, sığınma yerleri haline gelmiştir. Toprağın işlenmesinde, sanatın gelişmesinde ve sosyal barışın sağlanmasında etkili olmuşlardır.

11. yüzyıldan itibaren Anadolu’da birçok değişiklik olmuş, bölgeye yerleşen Türkler, sürekli olarak Horasan ve Orta Asya’dan gelen yeni kafilelerle desteklenmişlerdir. Önceleri, çeşitli bağımsız Türkmen grupları tarafından başlatılan akınlar, Selçuklular tarafından devam ettirilmiş birçok yerde Türkler çoğunluk konumuna gelmişlerdir. Bunun tabii sonucu olarak, Anadolu’daki siyasî güç, tarım, ticaret, sanayi ve hayvancılıkla uğraşan Türklerin eline geçmeye başlamıştır. Anadolu’nun İslamlaşması, ancak on dördüncü yüzyılın ortalarında mümkün olabilmiştir.

2 4 2