Cevaplar

2012-11-28T20:10:37+02:00

Kitabın Adı: Hasan Mellah
Kitabın Yazarı: Ahmet Mithat Efendi

Kitabın Özeti:

Fas kıyılarına yakın Kartacena kasabasında Sinyor Alfons adında bir zengin vardır. Kızı Cuzella’yı Pavlos adında bir tüccara vermek ister. Fakat kız bu Pavlos’tan nefret etmektedir. Bir gece uykusu kaçmıştır, yatağında bir tıkırtı duyunca kalkmak ister. Sanki biri pencere önündeki ağaca tırmanıyor gibidir:

Gelen herif sürmeyi açtıktan sonra başını uzattı. Cuzella bunun genç bir adam olduğunu gördü. Kendisini uyur göstermek için gözlerini yumdu. Herif bir kere etrafa göz gezdirdi. İçeri doğru sürüne sürüne pencereden girdi. Uzun boylu, nahif endamlı, güzelce çehreli bir adam ise de arkasında yırtık pırtık, yağ içinde bir gemici gömleği ile ayağında bin yamalı bir gemici pantolonu, başında da yamru yumru bir şapka vardı. Cuzella ise hem kendini uyur göstermek için gözlerini kapamaya lüzum görür, hem de mutlaka gözlerini kapatmayarak, hırsızın hareketını muayene eder idi. Bu aralık hırsız hala etrafına göz gezdirir iken gözlerine rasgelmesin mi? İkisi dahi birbirlerine değil, göz bebeklerine baktılar.

Bu adam Hasan Mellah, yani Gemici lakabiyle maruf Hasan’dır. Hasan bir Fas emirinin oğludur. Babasını düşmanları öldürmüş, Hasan da Madrit’te denizcilik tahsil etmiştir.Zamanla da babasının büyücek hisselerine sahip olduğu Pavlos ticaret şirketinin hissedarları arasına geçer. Bu şirket beş ortaktan ibaret olup, asıl reisleri ihtiyar Pavlos’tur. Ortakların herbiri hisseleri derecesine göre poliçelerine Pavlos adını yazarlar, fakat altına iki veya üç nokta koyarlar. İşte Hasan iki noktalı Pavlos imzasına yetkili iken, Cuzella’yı almak isteyen ve asıl adı Domeniko Badya olan «melun ve sahtekar tüccar» imzasını üç nokta ile Pavlos diye atar.

Cuzella ile göz göze gelip onun uyumadığını anlayınca Hasan Mellah kıza aşkını ilan eder. Cuzella onu resminden tanımış ve sevmiştir. Hasan niçin korsan kıyafetinde bulunduğunu anlatır. Babasının öcünü almaya giderken düşmanları peşine düşmüşler, o da ister istemez bir korsan gemisine binmek zorunda kalmıştır.

Hasan’la Cuzella bu şekilde anlaşıp vedalaştıktan sonra Hasan babasının katilini yok etmeye karar verir. Fakat Pavlos (Domeniko) daha önce davranıp Hasan tarafındaymış gibi adam göndererek Cuzella’yı kaçırır. Hasan hemen bir gemi donatıp ardına düşer. Bu arada İskenderiye’de dört top mermisini birden havada çarpıştırmak gibi kimsenin yapamayacağı bir hüneri gösterdiğinden, Esma adlı bir esir kızı gemisine alır.

Acaba Hasan, filhakika Cuzella’dan vazgeçti mi? Vallahi bilemeyiz. Bildiğimiz bir şey varsa yalnız şudur ki Esma’nın karşısında biçare Hasan gaşyolup gitmişti. Kızın gemiye gelişi zaten akşam üzeri olduğundan biraz sonra artık gece dahi hulul etmiş ve bunlar birbirinin yüzünü görmemeye alışmış olduklarından güverte üzerinde Alanzo’nun tertibiyle bir genç miço aşağıya inerek lambaları yaktı. Hasan ise yüzüne bakınca o güneş gibi parlak çehreyi esna-yı guruptaki misillü kıpkırmızı buldu.

Bir saat sonra tekrar kamaraya indiği zaman kızı deniz tutması ile kendinden geçmiş buldu. Gözler kapanmış ve üst kirpikler alt kirpiklerle birleşerek yanacıklarının başlangıçlarına hücum eylemişlerdi. O kadar da hafif nefes alırdı ki, göğsünün inip çıkması hemen hissolunmayacak kadar idi. Hasan bu hali görünce hevesi
cinnet derecesinde arttı. Kızın yanına sokulup o kadar hülyalarda bulun-du ki, bu hülyaları tasvire hicap haliz gerçekten manidir.

Bu hal ile beraber Esma bir aralık gözlerini açıp yanında Hasan Mellah’ı görünce: «A efendim, aman efendim, öleceğim,» diye Hasan’a hitap etmesin mi? O halde Hasan’a ne oldu? Kızı kolları arasına alıp «Bir şey yok» diye tesliyete gayret etti. Lakin o oynak vücudu ele avuca sığar mı? Deniz hastalığı tesiriyle balık gibi çırpınır. Çırpındıkça Hasan’ın dahi yüreği çırpınır. Bir hal ki medet Allah, bir heves ki aman Allah!

Böylece, Hasan uzun maceralardan sonra, Cuzella’yı bulur. Fakat rakibini ele geçirecekken kaçırır. O, bir müddet daha kötülük yapacak fırsat bulduktan sonra hak ettiği cezaya uğrar. Şam’da hükümetin eliyle kıvrana kıvrana can verir.

2 3 2
2012-11-28T20:32:10+02:00

1844'te İstanbul’da doğdu. 28 Aralık 1912'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. İstanbul Mısır Çarşısı esnafından Hacı Sülayman Ağa'nın oğlu. Babasını küçük yaşta kaybetti. 1854'te Vidin'de bulunan ağabeyi Hafız Ali Ağa'nın yanına gönderildi. Eğitimine burada başladı. 1857'de ailesi ile birlikte İstanbul'a döndü. Mısır Çarşısı’nda bir aktarın yanına çırak verildi. Ağabeyinin yanında çalıştığı Mithad Paşa'nın yanına girdi. Mithad Paşa 1861'da Niş Valiliği'ne atanınca ağabeyi ile birlikte Niş'e gitti. Rüşdiyeyi orada bitirdi. Rusçuk'da Tuna Vilayeti Kalemi'ne memur olarak girdi. Çalışkanlığı ile Mithad Paşa'nın gözüne girdi. Paşa ona kendi adını verdi. Bu arada özel dersler alarak Fransızca'sını ilerletti. 1866'da çevirmen olarak gittiği Sofya'da evlendi. Tuna Gazetesi'nin başyazarı oldu. 1869'da Mithad Paşa ile birlikte Bağdat'a gitti. Vilayet matbaası ve resmi vilayet gazetesi Zevra'nın müdürlüğünü yaptı. İlk kitabı olan Hece-i Evvel adlı ders kitabını burada yazdı. 1871'da ağabeyi ölünce İstanbul'a döndü. Tahtakale'deki evinin altına küçük bir matbaa kurarak kendi kitaplarını basmaya başladı. Bir yandan da Basiret gazetesine yazılar yazdı. 1872'da Namık Kemal ile tanıştı. Devir ve Bedir isimli iki gazete çıkardı. Bu gazeteler kapatılınca Dağarcık ve Kırkambar dergilerini yayınladı. Bu dergilerde çıkan yazılar nedeniyle Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik gibi yazarlarla birlikte Rodos'a sürgüne gönderildi. 3 yıl kaldığı Rodos'ta Medrese-i Süleymaniye isimli bir okul açıp ders verdi. 5. Murat'ın affıyla 1876'da İstanbul'a döndü. 1876'da İttihat Gazetesi'ni yayınlamaya başladı. Muhalif tutumunu yumuşatarak 2. Abdülhamit'e yakınlaştı. Devletin resmi gazetesi Takvim-i Vakayi ve devletin basımevi olan Matbaa-i Amire'nin müdürlüğüne atandı. Mithad Paşa davasında paşanın aleyhine tanıklık yaptı. 1878'de Osmanlı Sarayı'nın desteğiyle Tercüman-ı Hakikat gazetesini kurdu. 1888'de İsveç'te toplanan Müsteşrikler Kongresi'ne katıldı. 1895'te Meclis-i Umur-ı Sıhhiye ikinci reisi oldu. Aynı yıl Sabah gazetesinde yayınlanan "Dekadanlar" başlıklı yazısıyla Servet-i Fünun'u eleştirdi. Sanat ve edebiyat çevrelerinin tepkisini çekti. Yazarlığı bırakmak zorunda kaldı. Ölümüne kadar Darülfünun'da dünya tarihi ve dinlertarihi dersleri verdi, hayır kurumlarında çalıştı.

2 3 2