Cevaplar

2012-11-28T23:15:27+02:00

bdülhak Hamit Tarhan (5 Şubat 1852; Bebek, Beşiktaş, İstanbul - 12 Nisan 1937, İstanbul), Türk şair, oyun yazarı, diplomat. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde ve Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk yıllarında eserler vermiş, modern edebiyatın doğuşunda etkin bir isimdir.

Köklü ve eski bir ulema ailesinin ferdi olarak dünyaya gelmiş, hayatının her döneminde yüksek mevkilerde bulunmuş, dünyanın birçok yerini görme fırsatı yakalamış, çağının büyük ve güçlü bir sanatçısı sayılmıştır. Tanzimatı, Birinci ve İkinci Meşrutiyetleri ve Cumhuriyeti gören; bu devirlerdeki Tanzimat, Edebiyat-ı Cedide, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarını yakından tanıyan sanatçı Türk Edebiyatı'nda Şair'i Azam sıfatı ile anılır (Bu sıfatı ilk kez Süleyman Nazif kullandı). Uzun seneler diplomat olarak hem doğu hem de batı ülkelerinde bulunması nedeniyle iki edebiyatı da tanımış; Türk şiirine batıdan yeni konular, serbest düşünce ve şekiller getirirken; batı yazarlarından etkilenerek yazdığı oyunlarla Türk tiyatrosuna felsefi düşünceyi sokmuştur. Türk edebiyatının en büyük eserlerinden birisi kabul edilen Makber’in şairidir.

 

Babasının ölümü üzerine 1867’de İstanbul’a dönen Abülhak Hamit, memuriyet hayatına Maliye ile Şûrâ-yı Devlet Mektubî Kalemlerinde devam etti. Mektubî Kaleminde Ebüzziya Tevfik, Samipaşazade Sezai ve Baha Bey gibi devrin edebiyatçılarıyla arkadaşlık etme fırsatı buldu. 1873’te Recaizade Ekrem ile tanıştı ve yazarı “ikinci üstadı” olarak kabul etti (Birinci üstadı, dönemin genç yazarlarını etkisi altına alan Namık Kemal’dir). Bu arada Tahran hatıralarını anlatan “Maceray-ı Aşk” adlı ilk eserini yazdı.

1874 yılında Edirne’de ağabeyi Nasuhi Bey’in konağında Pirizade ailesinden on üç yaşındaki Fatma Hanım ile evlendi ve onunla beraber İstanbul’a döndü. Çiftin Abdülhak Hüseyin ve Hamide adında iki çocuğu oldu. Abdülhak Hamit, evliliğinin ilk yıllarında ilk şiirlerini yazdı. Ahmet Vefik Paşa, içinde atasözleri bulunan bir oyun yazmasını önermişti. Düğünden birkaç ay sonra onun öğüdüne uygun olarak Edirne’de “Sabr ü Sebat” adlı oyunu yazdı[2]. “İçli Kız”, “Dubter-i Hindu” “Garam” ve “Sardanapal”, “Nazife” gibi eserleri bu dönemde verdi. Büyük bir üretkenlikle birbiri ardına çıkardığı kitapları geniş yankı buldu, ünü Osmanlı ülkesine yayıldı.

0
2012-11-28T23:16:35+02:00
TANZİMAT EDEBİYATI SANATÇILARI Abdülhak Hamit Tarhan (1852-1937)

5 Şubat 1851’de İstanbul’da doğdu. Tarihçi Hayrullah Efendi’nin oğlu olan Abdülhak Hamit Tarhan, ulema çocuğu olduğundan, beş yaşındayken “İstanbul Rüusu “ rütbesiyle maaşa bağlandı. İlköğrenimini mahalle mektebinde yaparken bir yandan da özel dersler aldı. 1862’de ağabeyiyle birlikte, Paris’te bulunan babasının yanına gitti, bu kentte bir buçuk yıl kadar bir koleje devam etti, dönüşünde de Robert Kolej’de öğrenim gördü. 1865’te Babıâli Tercüme Odası’na girdi. Babasının İran’a elçi olarak atanması nedeniyle iki yıl kadar Tahran’da bulundu, sefaret kâtipliği yaptı. Babasının ölümü üzerine İstanbul’a döndükten sonra bir süre Maliye Mühime Kalemi’nde ve Şura-yı Devlet Kalemi’nde memurluk yaptı. 1871’de Fatma Hanım’la evlendi, şiir yazmaya başladı ve aralarında Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Samipaşazade Sezai’nin de bulunduğu birçok sanatçıyla dostluk kurdu. Daha sonra sırasıyla Paris sefaretinde (1875), Poti’de (Kafkasya, 1881) Golos’ta (1882), Bombay’da (1883) kâtiplik ve konsolosluk görevlerinde bulundu.

 

Bombay’dayken eşi Fatma Hanım’ın hastalanması ve yurda dönerken ölmesi (1885) Abdülhak Hamit Tarhan’ı çok sarstı ve “Makber” şiirine esin kaynağı oldu. 1886’da Londra sefareti başkâtipliğine atandı, 1895’te Lahey büyükelçiliğine getirildi. 1897’de de Londara’daki görevine müsteşar olarak döndü. Londra’da geçen yıllarında İngiliz edebiyatını yakından tanıdı. 1890’da evlendiği Nelly Hanım öldükten sonra, Brüksel elçiliği sırasında Lüsyen Hanım’la evlendi. 1912’de görevinden alındı. Bir süre işsiz kaldıktan sonra 1914’te Meclis-i Ayan üyesi oldu. Mütareke yıllarını Viyana’da geçirdi, cumhuriyetin ilanından sonra yurda döndü. 1928’de İstanbul milletvekili oldu ve ölünceye kadar mebus olarak kaldı. Kendisine vatana üstün hizmet fonundan maaş bağlandı. 12 Nisan 1937’de İstanbul’da öldü. Mezarı Zincirlikuyu’dadır.

0