Cevaplar

2012-11-30T20:31:10+02:00

Çocuk psikiyatrları olarak sıklıkla okulda zorluklar yaşayan çocukları değerlendirmeye çağrılırız. Değerlendirme okula gitmeyi reddetmekten başlayarak, münferit notlar, zayıf sınav performansı, dikkat problemleri ya da okuldan zevk almama durumlarına kadar devam eden belirtileri içermektedir. Halk genel anlamda hiperaktivite ve dikkatsizlik kavramlarına aşina olduğu için çocuğun yeteneği ile gerçek performansı arasındaki uyumsuzluk ve yoğunlaşma problemi genellikle anne-babaları ve öğretmenleri Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluklarını düşündürmeye sevk ediyor. 

Heyecan verici gelişme, çocukların daha erken okul yıllarındayken bu tür değerlendirmelere tabi tutulmasıdır. Değerlendirmeler süresince hiçbir varsayım yapılmamaktadır. Psikiyatristin işi, düşük okul performansının ve dikkatsizliğin her etiyolojisini ve katkı unsurlarını düşünmektir. Çalışmamız aracılığıyla, düşük okul performansında kaygının başlıca faktör ve etiyoloji olduğunu bulduk. 

Çocuklukta kaygı pek çok alanda problemlidir. Sosyal kaygı kolayca ‘çekingenlik’ dediğimiz kavram ergenlerin ve çocukların ikili ilişkilerinde yaşattığı problemlerden daha fazlasına sebep olmaktadır. Örneğin, kaygının hafıza, bunun yanısıra odaklanma ve konsantrasyonu sağlama yeteneğini düşürdüğü kanıtlanmıştır. Notlar düşmeye başladığında kendine saygıdan daha fazla durum devreye girmektedir. Kaygı ezici seviyede olmaya başlayınca kişi doğal olarak kaygı üretici uyarıcılardan kaçmaya başlıyor. Örneğin; okula gitmeyi ya da sınava girmeyi reddetme gibi. 

Okulu reddetme gibi durumları incelediğimiz zaman çocukların ya da ergenlerin sınıfta panik atak veya aşırı kaygı belirtileri gösterdiğini gözlemledik. Okuldaki sıradan bir gün bile potansiyel olarak stres içeren pek çok unsur taşır. İkili arkadaşlıklardan, okul servisine, zamanın kısıtlı olduğu bir sınavdan, düşük notlara kadar çocuğun “kaç ya da saldır” tepkisini vermesi için çok sebebi vardır. “Kaç ya da saldır” güdüsü adrenalin sistemi tarafından kontrol edilir. Bu sistem işlekken kişi stres ya da kaygı duyar. Okulda, bu kaygı tipik şekilde şaşkınlık olarak görülebilir. Bu nedenle öğretmen çocuğun dikkatsizliğini vurgulayan pek çok dönüt gönderebilir. Böylece veliler ve öğretmen hiperaktivite ve dikkat eksikliği bozukluğundan şüphelenebilirler. 

Kaygı belirli yani ‘normal’ derecede faydalıdır. Kişiyi tehlikeli bir durumdan kurtarmak veya sınava çalışmak için motive edebilir. Çocuklar genelde duyduğu fazla kaygınn mantıksız olduğunun farkındadırlar ama sınav gibi durumlarda kaygılanmaktan kendilerini alamazlar. Çocuk sınava çok iyi hazırlanmış bile olsa sınavda aşırı kaygı duymaya devam etmektedir. Çocuklardan sürekli olarak “Ben bunu biliyordum!”gibi cümleler duyarız. Sınav panik atak için bir uyarıcı halini alır. Panik atakta çocuk genelde yoğun bir karanlık hissi duyar ve kendini hemen ölecekmiş gibi hisseder. Oldukça basit bir alıştırma testi bile onun için tehdit oluşturan bir stres kaynağı olabilir. 

Bunların yanısıra kaygılı çocuklar yıkıcı davranışlar gösterebilirler. Yıkıcı davranış çocuğun kaygı üretici uyarıcılardan kaçmasına yardım eden tipik harekettir. Bu davranışlar konuşma, sınıfta atlama-zıplama, ödevlerini unutma, kavga etme ve hatta cisimleri kaçırmaya kadar giden aklı farklı yöne çekmeye çalışma eylemlerini içerebilir. 

Şiddetli kaygının okul performansını düşürdüğünü ve davranış zorluklarına neden olduğunu bilmenin ailede bazı çatışmalara yol açması şaşırtıcı değildir. Anne-babaların kurduğu seviye ve belirlediği limitler her zaman sorgulanmalıdır. Davranışın ardındaki kaçınma güdüsünü ve kaygıyı anlayamayan anne-babalar onların beklentilerinin çocukların yıkıcı davranışlarını tetiklediğini fark edemeyebilirler. Her iki şekilde de anne-babalar için destek ve eğitim oldukça gereklidir. Ailede iletişim şeklini değiştirmek, aile içerisindeki kırılmalar ve çatışmaların çözülmesine de katkı sağlayacaktır. Kaygının depresif ruh haline ve öz saygının azalmasına sebep olmasından dolayı çocuğa verilen destek oldukça kritik bir önem taşır. 

Çocuklarda ve ergenlerde bozuklukların tedavisinde bireysellik ve çok açılı düşünme gereklidir. Tedavi ailenin, öğretmenlerin ve çocuğun kendisinin eğitilmesini içerir. Okul temelli terapiler, destekleyici ve bilişsel davranış terapileri kullanılabilir. 

Sonuç olarak, ilaçla tedavi de kaygı bozukluklarında tedavi olarak önemlidir. Bazı durumlarda kaygı o kadar şiddetli bir hale gelir ki bu tür tedaviler gerekli olabilir.

 
1 4 1