Cevaplar

2012-12-01T18:32:09+02:00

Geçmiş yıllara bakıldığında kullanılan Türkçe’nin zaman içinde nasıl değiştiğini fark etmemek mümkün mü?

1930’lu yıllarda konuşulan Türkçe ile 1970’li yıllarda konuşulan Türkçe birbirinden çok farklı. 2000 li yıllarda ise dilin artık iyiden iyiye yabancılaştığı acı bir gerçek.

Hal böyle olunca 45–50 senelik bir yazarın ilk kitabıyla son kitabı arasındaki farkı tahmin etmek hiç de zor değil. Ya da eski bir filmi izlerken duyduğumuz Türkçe’nin geçen zaman içinde nasıl değiştiğini farketmemek.. Yadırgadığımız o Türkçe’nin aslında Öz Türkçe’miz olduğunu düşündüğümüzde hafiften dudak bükeriz. Bazen hayıflanır, bazen de gülüp geçeriz öz Türkçe kelimeleri o ilk okuduğumuz ya da duyduğumuz zaman.

Türkçenin ya da genel anlamda Dil’in bu denli değişmesinin sebebi nedir?

Konunun burasına gelmeden önce Türk Dil Kurumu’nun bu manada Dil’in tanımını nasıl yaptığına bakalım

1-) İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan, zeban
2-) Bir çağa, bir gruba, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi
3-) Belli mesleklere özgü dil: Örneğin; Hukuk dili

TDK’nun sözlüğünde farklı tanımlar da var. Fakat konuyla ilgili önem arz edenler bunlar. Bu kısa tanımların ardından Türkçe’nin bozulan yapısı ve ne denli yabancılaştığına gelelim.

Dili güzel ve düzgün kullanmak sadece gramer ve diksiyondan ibaret değil. Dil bilmek ve düzgün kullanmak o dilin edebiyatını, kültürel kimliğini bilmekten geçer.

Bir ulusu ayakta tutan milli değerleridir. Bunların başında da dil gelir.

Dil yaşayan bir olgudur. Tıpkı insan gibi….

İnsanoğlu yaşamsal faaliyetini devam ettirebilmek için nasıl her şeyden önce beslenmeye ihtiyaç duyuyorsa. Dilde böyledir. Devamını sağlayabilmek için beslenmesi gerekir.

Dil, sahip olduğu kültürle, bilimle, sanatla, dünya üzerine yerleşmiş bütün ilimlerle beslenir. Neticede tüm bu öğeler zaman içinde her daim kendini yenileyen, gücünü ve desteğini birbirinden alan ve birbirine bağımlı kavramlardır.

Zincirin halkaları gibi. Halkalardan biri koptuğunda zincir özelliğini kaybetmez, fakat anlamını yitirir. Eskisi gibi işinize yaramayacaktır. Demek ki bütünlüğünün sağlanması için korunmaya ihtiyacı vardır. Korumak, etrafını zırhla örmek değildir. Korumak beslenmesine engel olmak, gelişmesini duraklatmak değildir. Korumak sahip çıkmaktır. Kabullenmektir.

Türkçenin öz varlığını koruyacağım düşüncesiyle, yalınlaştırmak dilin beslenmesine engel olmaktır.

Yani bilimin ve sanatın her kolu anbean kendini besleyerek yenilerken, beraberinde başlıca açıklayıcı ve ifade edici unsur olan dili de besler. Bu da dil’in zaman içinde değişime uğramasına neden olur.

Peki, bu değişimin ölçüsü ne olmalı? Ya da bir sınırlama getirilmeli mi?

Lisanda süregelen bu yabancılaşma yüzyıllardır dünya üzerindeki birçok dilde söz konusu. Yani birçok dil birbiriyle iletişim halindedir.

Türkçe’de de durum aynı. Bu gün Öz Türkçe olarak bilinen kelimelerin büyük bir çoğunluğu sanıldığının aksine, Arapça Farsça ve Fransızca kökenli kelimelerdir.

Selçuklular döneminde, ana dil Farsça olarak ilan edilmiş ve özellikle devlet işlerinde tamamıyla Farsça kullanılmıştır. Farsça’nın anadil olarak tam manasıyla kullanımı , Selçuklu devletinin yıkılmasıyla son bulmuştur. Bugün hala kullandığımız Türkçe içinde Farsça kelimelerin olması o dönemden kalmıştır.

Demek ki asırlar sonra dahi dil sürekliliğini koruyabiliyor. Buradan yola çıkarak Türkçe’deki yabancılaşmanın zamanla dili tamamen ortadan kaldırdığı, yok ettiği hakkında fikirlerin ileri sürülmesi tamamen yersizdir.

Türkiye'nin resmi dili Türkçe’dir.

Farsça örneğindeki gibi ulusun tamamen ortadan kalkması dahi Türkçe’nin tamamen yok olmasına sebep olamaz.

Dil'de önemli olan, konuşulan ya da okunan ile hedefte var olanı hissettirebilmektir. Dili, toplumsal fenomenler amaç, bilimsel fenomenler ise araç olarak kullanılır.

Eğer dil besleyici kaynağını farklı kültürlerin dilinden almaya başlarsa, kendisiyle birlikte kültürünü de değiştirir.

Dil’in yaşayan bir olgu olarak farklı karinelerden beslenerek değişime uğraması normaldir. Önemli olan bunun yönünü tayin edebilmek. Dışa değil içe, öze doğru yönlendirmektir. Bu noktada önemli olan değişimin müspet yönde olmasıdır.

Türkçe’nin yabancılaşması adına, sıfırdan hızla uzaklaşan negatif yönü, popüler kültürün bir eseridir.

Türkçe, canlı tutmaya çalışırken öldüren, güzelleştirmeye çalışırken çirkinleştiren, modernize edeyim derken postmodernliği arattıran bir kalıba sokulmuştur.

Türkçe’nin bu denli bozulmasındaki ana sebeplerden bir diğeri, sözlü ya da yazılı ifadelerde, anlatımın kelimelerde değil fikirlerde gizli olduğunun bilincine varılamamış olmasıdır.

Kelimeler sadece araçtır.

Düşünce tarzının ne denli dar oluşu, bakış açısının sınırlandırılması, bilgi, beceri ve deneyim eksikliğinin sebebi, gelişmeyen kültürel yapıda, bilgi dağarcığında, ufkun ne denli alçakta oluşunda aranmamış, bütün bu eksikler kelimelerle kamufle edilmeye çalışılmıştır.

Değişim kelimelerle olmaz.


Devamı: http://www.yenimakale.com/turkcenin-duzgun-kullanimi-ve-korunmasi.html#ixzz2Dooqbf9p
0
2012-12-01T18:32:14+02:00


http://www.mainboard24.com/turkce-turkche-olmasin/374348-turkceyi-korumak-kimin-gorevi.html

0