Cevaplar

2012-12-01T19:19:43+02:00

Kırgızlar arasında oluşan Manas destanı bugün de bütün canlılığı ile devam etmektedir. Manas destanının 11 ile 12. asırlar arasında meydana geldiği düşünülmektedir. Bu destanın ana kahramanı Manas da, tıpkı Oğuz Kağan destanının İslâmî rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi İslamiyeti yaymak için mücadele eden bir yiğittir. Böyle olmakla birlikte Manas destanında müslümanlık öncesi Türk kültür, inanç ve kabullerinin tamamını sergilenmektedir. Bazı varyantları dört yüz bin mısra olan Manas destanı Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dairesinin kültür abidesi niteliğindedir.

Büyük Türkolog Wilhelm Radloff (1837-1918) bu destanla ilgili ilk derlemeyi, Kırgızistan’ın Tokmak şehri güneyindeki Sarı Bağış boyuna mensup bir Manasçıdan 1869′da yaptı. Radloff’un derlediği yedi bölümlük Manas Destanı, toplam 11 bin 454 mısradan oluşuyor. Fakat, Manasçıların okuduğu dize sayısı, 16 bin mısra civarındadır.

Kırgız Türklerinin ulusal kahramanı Manas’ın etrafında örgülenen Manas Destanı’nın ilk bölümünden itibaren; Manas’ın doğumu, daha beşikte iken konuşmaya başlaması, kafirleri yeneceğini söylemesi, büyüyüp delikanlı olunca Çinlileri yenmesi, Müslüman yiğit Almanbet’le tanışıp, birlikle birçok savaşa girmeleri, Manas’ın evlenmesi, düşmanları tarafından iki defa öldürülmesine rağmen tekrar dirilmesi, Mekke’yi ziyaret ve Kabe’yi tavaf etmesi, lirik bir üslupla anlatılır.

0
2012-12-01T19:30:51+02:00

Necâtî

«Ey Necati, yürü sabreyle elinden ne gelir
Hublar, cevr-u cefayı kime öğretmediler»

Necâtî
«Gül-şen-i vasfında her beyti Necati çakerin
Benzer ol mevzun nihale kim ucunda gül var»

Necâtî
Nedîm

«Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl ü bahâdır.
Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır.»


Nedîm
«Buy-ı gül taktir olmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş huy birisi dest-mal olmuş sana»

Nedîm
«Döğülmeğe söğülmeğe koğulmağa billâh
Hep kâilim ammâ ki efendim senin olsam»

Nedîm
«Hac yollarında meş'ale-i kârbân gibi
Erbâb-ı ışk içinde nümâyânsın ey gönül»

Nedîm
«Haddeden geçmiş nezaket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı âl olmuş sana»

Nedîm
«Kal'a-yı maarîf satılık suklarında
Bazâr-ı hüner, mâ'deni ilm ü ulemâdır.»


Nedîm
«Niçin sık sık bakarsın böyle mir'at-ı mücellaya
Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir»

Nedîm
«Sînede bir lahza ârâm eyle gel cânım gibi
Geçme ey rûh-i revân ömr-i şitâbânım gibi»


Nedîm


En az iki mısradan oluşan dize ve şiirde önemli bir ahenk unsuru sayılan uyakların belli bir düzen dahilinde bir araya gelmesinden oluşan şekillere nazım şekilleri denir. Nazım şekilleri ifadesinden başka karşımıza nazım biçimleri, eşkal-i nazm gibi adlandırmalar da çıkabilir.
Nazım şekilleri bir konudan diğer konuya, bir dönemden başka bir döneme hatta bir milletten diğer bir millete göre değişiklik gösterebilmektedir. Nazım şekli bir şiirin dış görünümü, çerçevesini belirler.
Türk nazmı da milli nazım şekillerinin yanında özellikle Arap ve Acem nazım şekillerinden etkilenmiştir. Bu etkileşim yüzyıllardır iç içe ve ilişki içinde olmanın kaçınılmaz sonucudur. Doğal olarak da Türk nazmından faydalanma olduğu gibi Türkler de Arap ve Acem nazmından faydalanmıştır.
Türk şiirini Divan şiiri, halk şiiri ve yeni Türk şiiri diye üçe ayıran edebiyat kuramcıları nazım şekillerini oluşturan unsurların bu üç şiir türüne göre farklılık gösterdiğini belirtirler. Örneğin, nazım şekillerinde ölçü olarak kullanılan parçaya nazım birimi denir. Nazım birimi divan şiirinde beyitken (kimi biçimlerde dize), halk şiirinde dörtlük ve yeni Türk şiirinde dizedir (Dilçin 1999: 95).
Konumuz gereği üzerinde duracağımız divan şiirinde kullanılan nazım şekilleri kafiye düzeni ve mısra sayıları bakımından iki bölümde incelenmektedir (İpekten 2001: 14).
1. Beyitten oluşan nazım şekilleri
2. Bendlerden oluşan nazım şekilleri
Beyitlerden oluşan nazım şekilleri de kendi arasında tek kafiyeli olanlar ve ayrı kafiyeli olanlar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. İşte tek kafiyeli olanlardan biri de bu çalışmada değinilecek olan gazeldir.

Bir Nazım Şekli Olarak Gazel

Gazel Türk Dil Kurumu sözlüğünde: 1. Divan edebiyatında beş ile on beş beyit arasında değişen, ilk beytinin dizeleri birbiriyle, sonraki beyitlerinin ikinci dizeleri birinci beyitle uyaklı, genellikle lirik konularda yazılan nazım biçimi, 2. müzik Klasik Türk müziğinde belli bir kurala bağlı olmadan bir kişi tarafından sazlardan birinin eşliğinde söylenen, söyleyenin ses gücünü göstermesine de olanak veren müzik eseri, olarak geçmektedir. Ferit Devellioğlu ise gazeli klasik şark şiirinin en mühim ve en çok kullanılmış olan nazım şeklidir, biçiminde tanımlamaktadır.
Cem Dilçin’e göre gazel, sözlük anlamı kadınlarla aşıkâne sohbet etmek olan Arapça bir sözcüktür. Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir (Dilçin 1999: 104). Bundan başka çeşitli kaynaklarda kadınlarla sevgi üzerine konuşmak, söyleşmek; kadınlar için söylenen güzel ve aşk dolu söz tanımlamaları yer almaktadır. Gazellerde sevgiliden, sevgilinin güzelliğinden, vefasızlığından, aşığa acı vermesinden, naz yapmasından bahsedilir.
Arap edebiyatında önceleri kasidelerin içinde yer alan gazeller, VII. yüzyıldan sonra bu adla ayrı bir şekil olarak kullanılmaya başlanmıştır. İlk zamanlardaki bu gazellerin kasidelerin nesib ve teşbib bölümleri olduğu sanılmaktadır. Bugünse kullanılan anlamda bir nazım şeklinin adı olmayıp hangi şekilde yazılırsa yazılsın sadece konuları bakımından bu adı taşıyan şiirlerdir (İpekten 2001: 17).
Gazel Türk edebiyatına bağımsız bir nazım şekli olarak İran edebiyatı yoluyla girmiştir. Biçimde hiçbir değişiklik yapılmadan Türk şairlerince yüzyıllar boyunca kullanılmıştır (Dilçin 1999: 105). Bir nazım terimi olarak gazel, kafiye düzeni aa, ba, ca… şeklinde olan nazım şeklinin adıdır (Kılıç 2005: 215). Yani ilk beytin mısraları kendi içinde uyaklıdır. Bu beyte musarra denir. Diğer beyitlerin ilk mısraı serbest, ikinci mısraları ilk beyit ile kafiyelidir. Gazeller aruzun her kalıbıyla yazılırlar.

alıntıdır......

0