Cevaplar

2012-12-02T18:19:52+02:00

Andre Gide’in bu süslü sözü, sanıyorum amatöredebiyatçıların pek beğendikleri sözdür. Benzer bir lafı aziz nesin ülke insanımızın ören yerleri, tarihi eserler, duvarlar ve helalara yazma dürtüleri için de kullanmış: kalıcı olmak….

Bazılarıda anılarını boş verip kariyer hedeflerine verirler kendilerini… ya da kariyer hayalleri kurup kendilerini hesaba eder bu plaza insanları. Sabahları, mini etekli henüz uykusu açılmamış resepsiyonistlerin ve asık suratlı güvenlik görevlilerinin önünden geçerek kendilerini güvenli(!) binaların koyu renk camlarla gün ışığından ayrılmış bedenlerine teslim eden ve zaman zaman o camlardan dışarıya baktığında metrelerce aşağıda yağmurun çamurun arasında dura kalka ilerleyen trafiği, ufka kadar uzanan gri renkli binaların, sokakların, eğri büğrü evlerle dolu yokuşların çamuru andıran curcunasını ya da sarı güneş ışığı altında beton kaktüslerle dolu çölü andıran şehrin kuru dudaklarını görerek hayatın içinde açtığı dev bir parantezde gerçek zamanın dışında yaşayan, yaşatılan insan kitlesidir, sosyolojik olgudur.

Plazada yaşamak kasabada yaşamak gibidir, koca memeli sekreterlerin diyet krakerlerini kemirirken yaptığı dedikoduların konusu olmak, üçüncü kattaki satış ekibinin güzel bacaklı fıstığı buket hanıma (ki kendisi tanga buket olarak bilinir) ya da aynı ekibin yöneticisi solaryum ve fitness burak (bey)e aşık olarak akşam karanlığında eve dönerken hayaller kurmak, çeyrek ya da yarım yıllık periodlarda yapılacak zamlara ilişkin masturbasyon kılıklı sohpetler yapmak, elli hafta boyunca iki haftalık tatili planlayarak bir hafta kala çocuk gibi sevinçli bütün plazaya kendini duyurmak zorunda hissetmek, insan kaynaklarından nefret ederken eski renault’lar gibi sabahları bilgisayarın helpdesk’teki çocuğu görmeden açılmaması, ticket’ların hiçbir zaman öğle yemeği masraflarına yetmemesi, öğle yemeklerine birlikte çıkılan insanlardan birinin mutlaka hiç sevilmemesi, bir saatlik azad süresince hapishane avlusuna hava almaya salınan mahkumlar gibi ince ince sıralar halinde çıkılan öğle tatillerinde zamanın bir anda uçup gitmesi, sabahları simit, çatal ve poşet çaydan oluşan fiks menünün sıkıcılığı, internet’ten gazete okumak, fast food patateslerinin ellerde bıraktığı yağ kokusu, akşam servislerindeki zoraki konuşmalar, pegueot minibüslerinin pancar motoru andıran homurtusu demektir.

1 3 1
2012-12-02T18:20:13+02:00

Dedım ya. Anılar tükenmez ve bitmez silinemezde. bu dedıgımle ılgılı bır paragraf yaz ıste çok mu zor ela yaa :D

1 3 1