Cevaplar

2015-07-15T15:34:00+03:00

ONAYLANMIŞ CEVAP

×
Uzmanlar tarafından teker teker incelenmiş onaylı cevaplar, doğru ve güvenilir bilgileri içermektedir. Eodev içerisinde moderatörler tarafından kontrol edilmiş milyonlarca kaliteli cevap vardır ancak onaylanmış cevaplar mükemmel ötesidir.
Inanma; kendinden daha üstün bir varlığa güvenme, itaat etme eski çağlardan beri insanoğlunun en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biridir.

doğduğu andan itibaren sayısız tehlikeye maruz kalan ve hükmedemediği olaylara (doğa olaylarına) şahit olan insan, kendisinden ve herşeyden çok daha üstün bir varlığı tarih boyunca hep aramıştır. insanoğlu'nun çok eski dönemlerinden günümüze kadar bu ihtiyaç çeşitli şekillerde giderilmiştir. insanlar başlarda kimi zaman aya, güneşe, yıldızlara "yaratıcı" vasfını verirken kimi zaman mitoloji ile yaşamış; bunları tanrı-krallar dönemi takip etmiştir.

böylesine bir ihtiyaç dönemindeyken, adına "peygamber" dediğimiz bazı özel kişilerin varlığından haberdar olan insanoğlu, gerçek "din" kavramıyla tanışmış ve gerçek yaratıcıyı tanıma fırsatı bulmuştur. bir yaratıcının varlığına inanan insanlara ilahi (semavi) dinlerle hayatlarını sürdürürken, yaratıcı fikrini kabul etmeyen bir kısım insan ise, kendince bazı nesneleri, kişileri veya hayvanları kutsal sayarak kendince bir din oluşturmuştur. böylece ilahi dinler ve ilahi olmayan dinler şeklinde dinleri sınıflandırma imkanı doğmuştur.

özü itibariyle, ister ilahi bilgiye dayansın ister insanlar tarafından uydurulmuş olsun bütün dinler; insanın kendini tanıması, kendini geliştirmesi ve yetiştirmesi, dünyayı ve kainatı keşfetmesi, geliştikçe ve bilgiyle donandıkça maruz kaldığı dış tehditlerden korunması, düzenli ve huzurlu bir yaşam sürmesi, ölüm ötesi dünyaya hazırlık yapması şeklinde ifade edebileceğimiz amaç ve hedefler doğrultusunda insanı "en iyi" ve "en üstün" varlık haline getirmeyi amaçlamıştır.

başta belirttiğimiz üzere bir ihtiyaçtan doğan din kavramı, tarih boyunca hem bireylerin hem toplumların hayatına yön vermiştir. her toplum öyle veya böyle, ister ilahi ister ilahi olmayan olsun, bir dini muhakkak benimsemiş ve ona göre kendi kültür, örf, adet ve geleneklerini hatta daha ileri düzeyde devlet ve medeniyet sistemlerini oluşturmuşlardır. tarih içerisinde, benimsediği inanç sisteminden yani dininden uzaklaşan toplumların çöküp yok oldukları da gözlemlenmiştir.

bütün buraya kadar anlattıklarımızı devletimizin kurucusu ve 20.yüzyılın önemli devlet adamlarından olan Mustafa Kemal Atatürk "din lüzumlu bir müessesedir. dinsiz milletlerin devamına imkann yoktur. yalnız şurası vardır ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıının din simsarlığına müsaade edilmemelidir." diyerek dinin toplum hayatındaki önemini ifade etmiş, "softa sınıfının din simsarlığıına müsaade edilmemelidir" diyerek aynı zamanda din üzerinden toplumu cahil bırakmaya veya yanıltmaya çalışan kötü niyetli kimselere imakn ve fırsat verilmemesi gerektiğini ifade etmiştir. ki bu son kısım oldukça önemlidir.

gerçekten, iyi öğretilmez ve iyi anlatılmazsa din, bir milleti ve toplumu karıştırmak, ayrıştırmak, bölmek ve yok etmek için kullanılabilecek tehlikeli bir silaha dönüşebilmektedir. üstelik dinin kişilerin kendi menfaatleri tarafından yorumlanıp ona göre uygulanması toplumların genelinde ahlaksızlıkların. öldürmelerin, haksızlık ve hukuksuzlukların başlıca sebebi olabilmektedir. bu nedenle din kavramının dikkatle ele alınması ve doğru yorumlanıp insanlara doğru şekilde anlatılması son derece önemlidir.

mustafa munip - napoleon
3 5 3