Cevaplar

2012-12-02T19:45:18+02:00

Dinimizde insanın yaşama hakkının kutsal kabul edilmesi, sadece başkalarının

yaşama hakkına değil, aynı zamanda insanın kendi yaşama hakkına saygılı olması da

kapsamaktadı r. Bireye verilen can, Allah tarafından emanet olarak verilmiş, ecel gelinceye

kadar korunması istenmiştir. Kur’an’da, “...kendinizi öldürmeyin...” (Nisâ suresi 29.

ayet.) ayetiyle, bu gerçeğe işaret edilmektedir. İnsanın sorumlu bir varlık olması görev

ve sorumluluklarını yerine getirebilmesi için yaşam hakkı çok önemlidir. İntikam a l m a k

amacıyla, haksız yere adam öldürmenin ve kan davalarının dini ve hukuki yönleri bulunmamaktadır. 
Çünkü kan davaları ile sorunlar ve haksızlıklar çözülmez. Haksız yere cana

kıyan kişiyi cezalandırmak, şahıslara değil, mahkemelere aittir. İslam’a göre cezayı

kişiler değil, hukuk ve adalet verir. Hukukun öngördüğü cezayı da ancak yine hukukun

öngördüğü bağımsız mahkemeler uygulayabilir. Kan davası gibi ilkel uygulamalar,

hiçbir dinde hoş görülmeyen ve yasaklanan davranışlardandır. Nitekim Nisa Suresi’nde

bir mümini kasden öldürmenin cezasının, içinde ebedi olarak kalacağı cehennem

olduğu gerçeği haber verilmektedir (Nisâ Suresi, 93. ayet.)

Bütün ilahi dinlerde insanın yaşama hakkına müdahale yasaklanmış, bu hak temel

haklardan en önemlisi sayılmıştır. Hz. Musa’ya vahyedilen Tevrat’ta “ Öldürmeyeceksin”

emri bulunmaktadır. Kutsal kitaplardan İncil’de de öldürmek yasaklanmış, insanları

yaşatmanın ulvi görev olduğu ifade edilmiştir. Hinduizm ve Budizm’de de cana kıymak

çirkin davranışlar arasında sayılmaktadır. Çünkü Allah, insana büyük değer vermiş ve

onun yaşama hakkını her şeyin önünde kutsal olarak görmüştür. Hz. Muhammed, Veda

Hutbesi’nde insanların can, mal ve namuslarının kutsal olduğunu belirtmiş, her insanın

bunları koruması için mücadele etmesini istemiştir. O, büyük günahların ne olduğunu

soran bir sahabeye şu cevabı vermiştir: “Allah’a ortak koşmak, anne ve babaya zulmetmek,
adam öldürmek ve yalancı şahitlikte bulunmaktır.” (Tirmizi, 45.). Hz. Muhammed’in

cana kıymayı büyük günahlardan sayması yaşam hakkına verilen değeri göstermektedir.

Müslüman, söz ve davranışlarıyla önce kendisine daha sonra ise çevresine faydalı

olmaya çalışmalıdır. Bunalıma girmiş kimselere güzel sözlerle nasihat ve tavsiyelerde

bulunmak, insanların dertlerine ortak olmak, kötü günlerinde insanların yanlarında

olmak, yoksul düşmüş komşu ve akrabaların yardımına koşup, imkan nispetinde

yardımcı olmak, insanların hayata ve işlerine devamlılığını sağlamak güzel ve faydalı

işlerden bazılarıdır. Çünkü bu tür davranışlar, bireylerin yaşama sımsıkı sarılmasına

neden olduğu gibi tavsiye edilen sevap kazandırıcı işlerdir. Nitekim Peygamberimiz,

bir hadisinde, “ Bir Müslüman bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını karşılarsa Allah da

ona yardım eder” buyurmaktadı r. Herkes, gücü nispetinde insanların yaşama tutunmalarına

katkı sağlayabilir. Bir hastaya kan vermek, hastane odalarında nakil için bekleyen

hastalara organlarını bağışlamak yaşam hakkı için güzel ve örnek davranışlardır.

Yaşam hakkı, tüm canlılar için kutsal bir haktır. Bu amaçla, fakir ve kimsesiz

yaşlılar için vakışar, hastaneler, aşevleri ve Darülaceze gibi birçok yardım müesseseleri

kurulmuştur. Birçok tarihi binanın duvarlarına, ağaçların dallarına, evlerin saçaklarına

kuşların yuva yapmaları için özel bölümlerin oluşturulması, tüm canlıların yaşamına verilen önemin bir sonucudur.

1 5 1
2012-12-02T19:45:20+02:00

Dinimizde insanın yaşama hakkının kutsal kabul edilmesi, sadece başkalarının

yaşama hakkına değil, aynı zamanda insanın kendi yaşama hakkına saygılı olması da

kapsamaktadı r. Bireye verilen can, Allah tarafından emanet olarak verilmiş, ecel gelinceye

kadar korunması istenmiştir. Kur’an’da, “...kendinizi öldürmeyin...” (Nisâ suresi 29.

ayet.) ayetiyle, bu gerçeğe işaret edilmektedir. İnsanın sorumlu bir varlık olması görev

ve sorumluluklarını yerine getirebilmesi için yaşam hakkı çok önemlidir. İntikam a l m a k

amacıyla, haksız yere adam öldürmenin ve kan davalarının dini ve hukuki yönleri bulunmamaktadır. 
Çünkü kan davaları ile sorunlar ve haksızlıklar çözülmez. Haksız yere cana

kıyan kişiyi cezalandırmak, şahıslara değil, mahkemelere aittir. İslam’a göre cezayı

kişiler değil, hukuk ve adalet verir. Hukukun öngördüğü cezayı da ancak yine hukukun

öngördüğü bağımsız mahkemeler uygulayabilir. Kan davası gibi ilkel uygulamalar,

hiçbir dinde hoş görülmeyen ve yasaklanan davranışlardandır. Nitekim Nisa Suresi’nde

bir mümini kasden öldürmenin cezasının, içinde ebedi olarak kalacağı cehennem

olduğu gerçeği haber verilmektedir (Nisâ Suresi, 93. ayet.)

Bütün ilahi dinlerde insanın yaşama hakkına müdahale yasaklanmış, bu hak temel

haklardan en önemlisi sayılmıştır. Hz. Musa’ya vahyedilen Tevrat’ta “ Öldürmeyeceksin”

emri bulunmaktadır. Kutsal kitaplardan İncil’de de öldürmek yasaklanmış, insanları

yaşatmanın ulvi görev olduğu ifade edilmiştir. Hinduizm ve Budizm’de de cana kıymak

çirkin davranışlar arasında sayılmaktadır.

1 5 1