Cevaplar

2012-12-03T17:48:30+02:00

AH NEFİS

Girdim Aşkın denizine bahrılayın yüzer oldum 
Geştediben denizler Hızır'layın gezer oldum 

Cemalini gördüm düşte çok aradım yazda kışta 
Bulamadım dağda taşta denizleri süzer oldum 

Sordum deniz malikine ırak değil salığına 
Girdim gönül sınığına gönülleri düzer oldum 

Viran gönlüm eyledim şar bunculayın şar nerde var 
Haznesinden aldım gevher dükkân yüzün bozar oldum 

Ben ol dükkân-dar kuluyum gevherler ile doluyum 
Dost bağının bülbülüyüm budaktabın gül üzer oldum 

Ol budakta biter iman iman bitse gider güman 
Dün gün isim budur heman nefsime bir tatar oldum 

Canım bu tene gireli nazarım yoktur altına 
Düştüm ayaklar altına topraklayın tozar oldum 

Tenim toprak tozar yolca nefsim iltir beni önce 
Gördüm nefsin burcu yüce kazma aldım kazar oldum 

Kaza kaza indim yere gördüm nefsin yüzü kara 
Hümeti yok resul'lere bentlerini bozar oldum 

Bu nefs ile dünya fani bu dünyaya gelen hanı 
Aldattın ey dünya beni işlerinden bezer oldum 

Yunus sordu girdi yola kamu gurbetleri bile 
Kendi ciğerim kanıyla vasf-ı halim yazar oldum

YUNUS EMRE

 

AH ÖLÜM

 

Yalancı dünyaya konup göçenler 
Ne söylerler ne bir haber verirler 
Üzerinde türlü otlar bitenler 
Ne söylerler ne bir haber verirler 

Kiminin başında biter ağaçlar 
Kiminin başında sararır otlar 
Kimi masum kimi güzel yiğitler 
Ne söylerler ne bir haber verirler 

Toprağa gark olmuş nazik tenleri 
Söylemeden kalmış tatlı dilleri 
Gelin duadan unutman bunları 
Ne söylerler ne bir haber verirler 

Yunus derki gör takdirin işleri 
Dökülmüştür kirpikleri kaşları 
Başları ucunda hece taşları 
Ne söylerler ne bir haber verirler

YUNUS EMRE

0
2012-12-03T17:48:37+02:00

 Yunus Emre, ne felsefî manada bir filozof ne ilimle uğraşan, sistemli bir eğitimden geçmiş bir müderris ne de filozofik manada bir hakim(bilge)dir. Yunus Emre  hikmeti ledün anlamında kullanan bir mutasavvıftır ve sanatı da buna göre düşünülmelidir.

Yunus Emre, İslam şeriatine bağlı, seyr ü sülûku yaşamış ve İslam tasavvufunun belirlemiş olduğu şeriat, tarikat, hakikat ve marifet makamlarından geçerek irfana ulaşmış bir âriftir. Tamamen ilhama dayalı olan, medresede okuyup yazmakla öğrenilemeyen yakîn yani kesin ve apaçık, her türlü şüpheyi ortadan kaldıran gaybın hakikatine erişme bilgisine sahiptir.

Yunus Emre de birçok mutasavvıf gibi “Biz Hızır’a kendi ilmimizden öğrettik” âyetindeki ledün kelimesini tasavvuf anlamında almıştır. Kur’an-ı Kerim’de mana çift yönlüdür. Bunlardan biri zahirî diğeri ise batınîdir. Batınî mana, pek çok insanın bilgisini ve tecrübesini aşan, ancak ârifler tarafından yorumlanan ve bilinen bir manadır. İlm-i ledün de bu batınî öğreten ilimdir. Bu da ancak bir mürşid-i kâmil aracılığıyla olur. Ledün yoluna ancak aşk ile varılır dini bilgileri ilmen öğrenmek bir şey ifade etmez. Ledüne ulaşmak için bu yolda yetenek sahibi olmak gerekir. Bu bilgi ve hayat insanı ab-ı hayat gibi ölümsüz kılar. Ledün, sâlik için yalnızca dört menzil uzaktadır.

İnsan kendinin nereden gelip nerede olduğunu ve nereye gittiğini öğrenmek ister bu da ancak ilm-i ledün ile öğrenilir. Gaflet bu yolu engelleyici gönül ise hedefe ulaştırıcıdır. Mana alemine ulaşabilmek için sâlikin bir mürşide bağlanması ve onun dediklerine uyarak yola  devam etmesi gerekir.

Yunus Emre tasavvuf yerine ilm-i ledün yanında ledünni, ilm-i batın, ilm-i hüner, âb-ı Hayvan terkiplerini kullanır. Onun belirttiği tasavvufi hayatı Hz. Peygamber, Cüneyd-i Bağdadî, Hallac-ı Mansur, Bayezîd-i Bistamî, Ma’ruf-ı Kerhî, İbrahim Edhem yaşamışlardır. Fenafillah’ın timsalini ise ona göre Ashab-ı Suffa verir. Yunus Emre de ilm-i ledün tahsil etmiştir:

Et ü deri sünük çatan cism eyleyüp diri tutam

0