Soru

furkan1453 kullanıcısının avatarı

Osmanlı zamanında balkanlardaki istikrarsızlık

gönderen Furkan1453

Yorumlar

  • rdeniz kullanıcısının avatarı en iyi olanı seçmelisinRdeniz
    şikayetim var!
Bu soruyu Furkan1453 kullanıcısına sor...

Cevaplar

Cevaplar

rdeniz kullanıcısının avatarı
Rdeniz cevapladı
14. yüzyılda, Balkan yarımadasında, egemen güç olarak, dejenere olmuş Bizans idaresiyle, Katolik despotları görülmektedir.(1) Bizans idaresi deyince aklımıza merkeziyetçi bir otorite gelmemelidir. Zira Balkan yarımadasındaki topraklar, İstanbul (Konstantinopolis)’dan değil, mahalli despot tekfurlar tarafından yönetilmekteydi.

Rum, Bulgar, Sırp ve Arnavutlardan müteşekkil halk, tekfurların keyfi yönetimi altında ezilmekteydi. Katolik Venedikliler ve Macarlar, Ortodoks halkı zulüm altında ilim inim inletiyorlardı.(2) Bunun yanında, Balkan milletleri kendi aralarında da iyi geçinemiyorlardı. İstanbul’da saray entrikalarıyla meşgul olan Bizanslılar da duruma müdahale edemeyince, Balkan yarımadasında tam bir istikrarsızlık hüküm sürmekteydi. 

Osmanlılar’ın, Gelibolu’da Çimpe kalesini ele geçirmesiyle başlayan Rumeli’ye geçiş hareketi, giderek bütün Balkanlar’a yayıldı; karşılarında kendilerini durduracak güçlü bir devlet yoktu. Balkan yarımadasının Osmanlılar’ın eline geçmesini Sırpsındığı, I. Kosova ve Niğbolu savaşları sağlarken, Osmanlılar’ın Balkanlar’dan bir daha çıkarılamayacakları da Varna ve II. Kosova savaşlarıyla kesinlik kazanmış oldu. Osmanlı’nın uygulamış olduğu akılcı ve aktif dış politika ve Balkan halklarına göstermiş olduğu İslâm inancından kaynaklanan engin hoşgörü, Balkanlar’da Müslümanlığın yayılmasını hızlandırmıştı. Mora, Attika yarımadası, Tesalya, Epir, Makedonya, Ege adaları halkı, Osmanlı idaresine kendi istekleriyle girmişlerdi. Türk milletinin getirdiği adil, huzurlu idarenin ünü her tarafa yayılmış, bu yüzden Türk idaresi, zulüm altında inleyen toplumlar için bir câzibe merkezi haline gelmişti. Attika yarımadası ve Mora’da yaşayan Rum halk, Latin ve Bizans despotlarının zulmünden kurtulmak için, Yıldırım Bayezid’i ülkelerine davet etmişlerdi. Salono Piskoposu Dorotheus, padişaha yazdığı bir mektupla, Mora’yı zulüm ve kargaşadan kurtarmak için onu bizzat ülkesine davet etmiştir.(3) Müsteşriklerin hazırladığı İslam Ansiklopedisinde de adil Türk idaresi sonucu, Mora’da bir kısım Rum’un Müslüman olduğu yazılıdır.(4) “Fatih Sultan Mehmed, Ortodoks halka; dinlerini, örf, adet ve geleneklerini yaşama hürriyetini, yalnız Dünya Hıristiyan Birliği’ni parçalamak için vermemişti. Böyle bir niyet, sadece politik bir tedbir olurdu. Hâlbuki esas saik, Türklerin kültür yapısı ve insana bakış tarzıydı. Türk-İslâm kültürünün özünde bulunan inanç hürriyetinin nimetlerinden yalnız Ortodoks halk değil, Musevi, Ermeni, Süryâni vs. halk da faydalanıyordu.”(5) Osmanlı otoritesi, Balkan milletleri tarafından kabul görmüştü ve bu da Balkan yarımadasına istikrar getirmişti. Güçlü ve faal Osmanlı idaresinde daha önceki gibi hoşnutsuzluklar meydana gelmiyordu. 

18. yüzyıla gelindiğinde ise, Balkanlar’daki istikrar tehdit edilmeye başlanmıştı. Bunun en önemli sebepleri; Fransız İhtilali’nden kaynaklanan milliyetçilik akımları, dış güçlerin müdahaleleri ve her şeyden önemlisi Osmanlı Devleti’nin eski gücünü kaybetmeye başlaması olmuştu. Devlet güç kaybetmeye başlayınca, bir otorite boşluğu meydana gelmiş ve bu boşluğu doldurmak isteyen devletler ortaya çıkınca da, günümüze kadar sürecek olan istikrarsızlığın temelleri atılmış oldu. O günden bugüne Balkan halkları istikrarı beklemektedir. Bunu, günümüzde cereyan eden hâdiseleri inceleyince daha iyi anlayabiliriz. 
  • Yorumlar
  • Şikayetim var!
  • Teşekkürler (0)
  • oy ver

Yorumlar

Bu cevap için yorumunu buraya yaz...