Cevaplar

2012-12-03T22:52:15+02:00

Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya’nın temsilcileri 1774’de Bulgaristan’ın Küçük Kaynarca kasabasında Avrupa diplomasi tarihinin en ünlü ve en önemli anlaşmalarından birini imzaladılar. Anlaşmanın üç önemli hükmü Kırım Hanlığı’na bağlı Kuban ve Terek bölgelerinin Rusya’ya bırakılması Rus ticaret gemilerine İstanbul ve Çanakkale boğazlarından serbest geçiş hakkının tanınması ve Rusya’nın “Ortodoks Kilisesi’ni ve ona hizmet edenleri temsil hakkını” almasıydı. Özellikle bu üçüncü madde ile Osmanlı İmparatorluğu’nun toplumsal yapısı içinde bulunan Ortodoks nüfus doğrudan Rusya’nın karışmasına açık bir hale geliyordu. Bunun en önemli hedefi de Doğu Anadolu’da yaşayan Ortodoks Ermeni nüfustu. Ayrıca bu sayede Rusya Balkanlar’da yaşayan Ortodoks nüfus (Sırplar Rumlar ve Ulahlar) üzerinde etkinlik kurarak en büyük ülküsü ve politikası olan Akdeniz’e ulaşmak projesini de gerçekleştirme olanağına kavuşacaktı.


Rusya’nın bu projesinin bir parçası olmak üzere önce Balkanlar’da 19. yüzyılın hemen başında bir Sırp ayaklanması örgütlendi. Görünürde yerel yöneticilere ve yeniçerilerin halka uyguladığı baskılara karşı bir tepki olarak başlayan ayaklanma kısa sürede Osmanlı merkezi otoritesinden kopma mücadelesine dönüştü. Osmanlı yönetimi ayaklanmayı bastırmakla birlikte Sırplara ekonomik ve siyasal bazı ayrıcalıklar vermek zorunda kaldı. 


Rus politikasının ikinci hedefi Rumların Osmanlı idaresinden kopma planını uygulamaya koymak oldu. İonnis Kapodistria’nın başkanlığında görünürde bir dostluk ve kardeşlik derneği olarak kurulan ve Rus Çarı’nın yaverinin de üye olduğu Filiki Eterya’nın asıl amacı Rusya’nın da desteğiyle Osmanlı yönetimindeki Rumları örgütleyerek büyük bir Rum ayaklanması çıkarmaktı. 1821’de Rum nüfusun en yoğun olarak bulunduğu Mora’da başlayan Yunan ayaklanması Rumların Osmanlı İmparatorluğu içinde çok geniş bir coğrafyaya dağılmış olmaları nedeniyle kısa sürede genişledi. 

Yunan Ayaklanması Avrupa Devletleri’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun iç işlerine karışması için bir fırsat verdi. Avrupa Devletleri Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle gayrımüslim nüfusu üzerinde etki kurarak Osmanlı yönetiminin gayrimüslimlerin durumunu da iyileştirecek bazı sosyal siyasal ve hukuksal düzenlemeler yapılmasını dayattılar. 
Bu durum Tanzimat ve Islahat fermanlarının duyurulmasın hazırlayan dış etkenler olarak ortaya çıktı. Elbette Tanzimat sürecinin açılması sadece Avrupa Devletlerinin bu baskılarına bağlanmamalıdır. Bu aynı zamanda 18. yüzyıldan beri Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan yenileşme dinamiklerinin de ulaştığı bir sonuçtur. Bu dinamikleri su yüzüne çıkaran en önemli göstergelerden biri II. Mahmut’un tutumu olmuştur. II. Mahmut Osmanlı tebaasının din ve etnik farkı olmaksızın hukuk önünde eşit olması isteğini şu sözlerle dile getirmiştir. “Ben tebaanın Müslüman’ını camide Hıristiyan’ını kilisedeMusevi’sini de havrada fark ederim. Bundan başka aralarında bir tek fark yoktur. Cümlesi hakkında muhabbet ve adaletim kavidir ve hepsi hakiki evladımdır.”

0