Cevaplar

2012-12-04T19:15:27+02:00

dil kirliliği yani kirliliğin pis olduğunu anlatan şey ve dil kirliliği denince kirlenme aklına gelir

0
2012-12-04T19:16:20+02:00


Ulusal diller üzerinde yabancı dillerin etkisi olması doğaldır. Özellikle toplumlar arası ilişkilerin artması, diller üzerinde de "melezleştirici" etkilerin ortaya çıkmasına yol açar. 19. yüzyıl sonlarında yazılmış büyük Rus romanlarında Tolstoy, Dostoevsky, Turgenyev gibi yazarların, Rus toplumunda okumuş yazmışların Fransızca kullanmaya düşkünlüklerini çarpıcı biçimde işledikleri bilinir. Ülkemizde 20. yüzyılın ilk yarısında Fransızca'nın, daha sonra ise İngilizce'nin "okumuş kesim" tarafından gittikçe artan düzeyde dile sokulduğu bilinmektedir.

1980'lerden sonra ise yalnızca "okumuş kesim"in dili ile kısıtlı kalmayan, sokağa da uzanan bir olgu dikkat çekmektedir. Dükkan ve eğlence yerlerinin isimleriyle başlayan yabancı sözcük ve yabancı yazım salgını gençlerin günlük konuşmalarında da yansımakta, dilde kirlenme gittikçe daha fazla dikkat çekici boyutlara ulaşmaktadır. Bu olguya kısaca "sokak dilindeki yabancılaşma" diyebiliriz.

"Okumuş kesim", konuşma dilinde yabancı sözcükler kullanırken, genellikle, sıradan insandan daha farklı, daha "derin", daha "üstün" bir düşünce düzeyini, ayrıntılı, ince farklara daha fazla özen gösteren bir iletişim çabasını vurgular. Bu çabanın kendi dilimizle karşılanıp karşılanamayacağı bir yana, yabancı dilin bu amaçla kullanılmasının, kendi dilimizi geliştirmeye yaramadığı açıktır.

Osmanlı döneminden kalan "ağdalı dil" eğilimi de aynı çerçevede değerlendirilebilir. Bilindiği gibi basit Türkçe yerine karmaşık Arapça ve Farsça tamlamaların kullanımı, 19. yüzyıl sonunda Osmanlı toplumunda da dikkat çekmekteydi. Aynı dönemde Islahat ve Tanzimat süreciyle köklenen Batılılaşma girişimlerine paralel olarak Fransızca da Osmanlı okumuşlarınca rağbet görüyordu.

1980'lerde başlayarak sokak dilinde de görülen yabancılaşma, kitle iletişim araçlarının hızla yaygınlaşması, 1990'lardaki Internet "patlama"sı gibi olguların da etkisiyle İngilizce'nin küresel ölçekteki baskınlığının ülkemize yansıması olarak değerlendirilebilir.

Kısaca iletişimde kendi dilleriyle elde edemediklerini düşündükleri bir şeyleri bir başka dille elde edebilme çabasındaki kişilerin günlük dile yabancı bir dili sokmaları olarak nitelenebilecek bu olgu, öncelikle bireysel yetersizlik duygusunun, daha sonra da bu duygunun toplumsallaşmasının göstergesi sayılabilir.

Günümüzde, bu olgu, toplumda eksiklik, yetersizlik duyguları yaygınlaştıkça, özellikle de gençlerin son derece olağan olarak yaşadıkları çevreyi eleştirme, çevreye baş kaldırma eğilimleri ile birlikte, giyim kuşamları, davranış kalıpları ve kullandıkları dil ile kendini göstermektedir. Özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerindeki çarpıcı gelişmeler, farklı dil kullanımlarının yaygınlaşmasında etken olmaktadır. Cep telefonlarındaki kısa mesajlar, Internet üzerinden sohbet, elektronik posta vbiletişim türleri, yalnızca yabancı dillerden alınan melez sözcüklerin (ör. "okey!", "chat yapmak", "admin", "sms atmak", "link vermek", "format atmak" vb) kullanıma girmesiyle değil, sözcüklerin gittikçe daha kısa ve neredeyse şifreli biçimde yazılışı ile de (ör. "slms", "nbr", vb) ciddi bozulmalara yol açmaktadır.
Kanımca günlük ve kişisel kullanımda, "melezleşme" adını verebileceğimiz bu gelişmelerin yasal önlemlere konu olması düşünülemez. Ancak resmi yazışmalarda kullanılan Türkçe'ye özen gösterilmesi başta TBMM olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarında resmi politika olarak benimsenmelidir. Öncelikle yasa dili, belki Türkçe uzmanlarından da destek ve danışmanlık hizmeti alınarak en üst düzeye getirilmeli ve bu düzey korunmalıdır. TBMM'nin yanısıra tüm resmi kuruluşların yazışmalarında dil eğitimi görmüş uzmanlardan destek almaları, özellikle de kamuya açık duyuru,genelge, yasa, yönetmelik, yönerge gibi metinlerde kullanılan dile özen gösterilmesi, resmi belgelerdeki dilin örnek nitelik kazanması sağlanmalıdır.

0