Cevaplar

2012-12-04T19:36:23+02:00

İnsan hakları alanında, bireylerde ve toplumda insan hakları bilinç ve kültürünün yerleştirilmesi amacıyla bilimsel ve kalıcı çalışmalar yapacak bir sivil toplum örgütüne duyulan gereksinmeyi karşılamak düşüncesi; bilim, sanat, yayın, basın, sendika ve hukuk çevrelerinden gelen aydınları biraraya getirdi. 1999'un ilk aylarından başlayarak, evrensel değer ve ilkeler temelinde, insan haklarının evrenselliği, bölünmezliği ve karşılıklı bağımlılığı ilkelerinden yola çıkarak, "vakıf" biçiminde bir insan hakları örgütü kurulması düşüncesini gerçekleştirmek için çalışmalar sürdürüldü.Örgütün etkinlik alanı ve amaçları açıklanarak kurucular belirlenmeye çalışıldı.

1 5 1
2012-12-04T19:36:55+02:00

 

Bilhassa ortaçağda, Müslümanların hakim oldukları yerlerde, Müslüman olsun veya olmasın herkese adil muamele yapılıyordu. Renk, dil, ırk farkı gözetmeksizin herkes inancında, ibadetinde mülk edinmede, ticaret yapmakta, mahkemelere müracaatta hep hürdü. Aynı çağda Hıristiyan aleminde ise durum, İslam aleminin tam aksineydi. Hıristiyanlar, kendi dindaşlarına bile zulüm, işkence yapmaktan geri durmuyorlardı. Asil denilen itibarlı aileler ile kilisenin haklı-haksız her dedikleri oluyor, istekleri yerine getiriliyordu. İslam alemindeki huzûru, refahı, adaleti işiten, bizzat gidip gören Hıristiyan ülke insanları, kendilerinin de Müslümanlarca yönetilmesini, arzû eder hale geldiler. Hıristiyan batı dünyasındaki reform hareketlerinin itici gücü, İslam alemi oldu.

Batı dünyasında hor görülen, ezilen insanlar; İslam aleminden görüp öğrendikleri hürriyet düşüncesinden etkilendikçe Avrupa’da insan hakları konusunda gelişmeler başladı. 18. yüzyılda yaşıyan John Locke, Montesquieu, Voltaire ve Jean Jacques Rousseau gibi filozofların bu gelişmelere önemli katkıları oldu. İnsan hakları olarak istenenler ise, kanun önünde eşitlik, kişinin güvenliği, düşünce-inanç hürriyeti, siyasi ve mülkiyet hakları gibi şeylerdi.

Batı dünyasındaki bu mücadele, ancak Birinci Dünya Savaşından sonra devletler tarafından kabul edilip müzakere edilmeye başlandı. İlk olarak 1919’da “Milletler Cemiyeti” kuruldu. Bu cemiyette ezilen, hor görülen insanların durumu, çalışma şartlarının düzeltilmesi, kadın ve çocukların durumu gibi konular ele alındı. Bu cemiyetin akabinde bunun yerine 1945 senesinde Birleşmiş Milletler kuruldu. Bünyesinde hemen hemen her konu ile alakalı bölümler, konseyler teşkil edildi. İnsan haklarının korunması husûsunu, Ekonomik ve Sosyal Konseye bağlı olarak çalışan İnsan Hakları Komisyonu üzerine aldı.

Bu teşkilatlanmanın akabinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 10 Aralık 1948 tarihinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni hazırlayıp kabûl etti. Beyanname’de bütün insanlar ve devletler için geçerli olacak ortak ölçüler kondu. Bunlar , kanun önünde eşitlik, keyfi yakalama ve tutuklamalara karşı korunma, adil yargılama, mülkiyet, din ve vicdan hürriyeti, toplantı yapma, dernek kurma hürriyeti gibi hususlardı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, çeşitli senelerde toplanarak mevcut hak ve hürriyetleri genişletici kararlar aldı ise de, bunları tatbik gücünden mahrumdu. Zaten her devlet, içinde bulunduğu çeşitli şartlar sebebiyle alınan bu kararları uygulayacak durumda değildi. Halen de durum geçerliliğini devam ettirmektedir. Bir de Birleşmiş Milletlerin iktisaden gelişmiş, süper devletlerden meydana gelen daimi üyelerinin menfaatleri söz konusu olunca, bu hakların kullanılması kullandırılması daha da güçleşmektedir.

Birleşmiş Milletlerin ve ILO’nun hazırlayarak uygulamaya sokmaya çalıştığı diğer mühim sözleşmeler arasında; soykırımın önlenmesi ve uygulayanların cezalandırılması, savaş esirlerine insanca muamele edilmesi, mültecilerin durumu, köleliğin zorla çalıştırmanın kaldırılması, ırk ayrımının önlenmesi ve uygulayanların cezalandırılması, işkence ve keyfi işlemlere karşı korunma gibi hususlar da vardır. Fakat bütün bunlar Hıristiyan batı dünyasının menfaatleri ile çatıştığı zaman uygulamadan kalkmakta ve adeta bunların tersinin uygulanıldığına şahid olunmaktadır. Çünkü BM kararlarının mutlak müeyyide (yaptırım) gücü yoktur. Sadece aldığı kararları ilan ederek manevi bir baskı niteliği taşır.

0