Cevaplar

2012-12-05T19:10:09+02:00

öncelikle çok kolay:) cevabı şudur.

Mikrobiyolojiye Genel Giriş
Galaksi sistemi, güneş sistemi ve dünya sistemi gibi sistemler dizesine 
bakıldığında, bir kent ekosistemi, tarım ekosistemi, orman ekosistemi veya 
atıksu arıtma tesisi ekosistemi bunların yanında çok küçük bir bölüm olarak 
kalır. Toprak, su, hava, yeraltı ve canlı ortamları ise canlı ve cansız unsurlardan 
oluşan bir ekosistemin komponentleridir. Ekosistem yaşam ortamı ve yaşam 
topluluğundan oluştuğuna göre, yaşam topluluğunu oluşturan canlıları ve 
bunların sistematiğini. özelliklerini bilmek gerekir. Biyoloji genel anlamda tüm 
canlıları ele alıp öğreten bir bilim dalıdır. 
Genel mikrobiyoloji insanlık için çok önemli bir bilim dalı olmasının yanı sıra 
Çevre Mühendisliği Mikrobiyolojisi de mühendislik uygulamalarındaki katkısı
açısından çok önemli bir “Çevre Bilimi ve Teknolojisi Dalı“dır. 
Mikrobiyolojinin sistematiğini aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür: 
E. Haeckel 1866 yılında canlıları üç ana grupta toplamıştır. 
1. Bitkiler alemi (Tohumlu bitkiler, yaprak ve ciğer yosunları, eğrelti otları) 
Mikrobiyoloji 
Phycoloji Mycoloji Protozooloji
Bakteriyoloji Viroloji
Biyoloji 
Botanik Zooloji 1 - 2
2. Hayvanlar alemi (Omurgalılar, omurgasızlar) 
3. Protistler (İlk organizmalar , ata organizmalar) olarak üçe ayırmıştır. 
Protistler de iki ana grupta toplanırlar. 
a. Yüksek protistler (Ökaryotlar): Alg, Maya, Küf, Protozoa, Metazoa 
b. Alçak protistler (Prokaryotlar): Bakteriler, Cyanobakteriler, Mavi algler 
Bakteri ve diğer mikroorganizmaların varlığını Antony van Leenwenhook 
(1632 - 1723) 1676 da keşfetti. 
Louis Pasteur (1822 - 1895) 1861 yılında 1. Havanın mikroskop da 
görülebilir, organize olmuş danelerinin bulunduğunu 2. Bu partiküller steril bir 
ortama verildiğinde mikroorganizmaların gelişmesine neden olduğunu 3. Şeker 
çözeltisi veya diğer besi ortamda aylarca steril olarak kaldığını göstermiştir. 
1857 ile 1876 yılları arasında yaptığı çalışmalar ile de fermentasyon olayının 
canlı organizmalar tarafından meydana getirildiğini kanıtlamıştır. İnsanoğlu 
5000 yıldan beri süt içtiği halde, sütün mayalanması konusunda ancak 19. asırda 
bazı bilimsel ilerlemeler kaydedilmiştir. 1860 yılında L. Pasteur mayalanmanın 
sırlarını açığa çıkarmıştır. L. Pasteur ve R. Koch mikroskopunda yardımı ile bir 
çok patenojik mikroorganizmaların varlığını gün ışığına çıkarmışlardır. Nüfus 
kırılmasına neden olan Koleranın önüne de bu aydınlanma aşamasından sonra 
geçilmiştir. Pasteur bir çalışmasında da 60°C dolayında sütü, bira ve şarabı
birkaç dakika ısıttığında hastalık yapıcı bakterilerin (patojen 
mikroorganizmaların) öldüğünü buna karşılık besin değerini kaybetmediğini 
saptamıştır. "Pastörizasyon" adı da buradan kaynaklamaktadır. Son yıllarda da, 
geli-şen bilimsel çalışmalar sonucunda, UHT (ultra Pastörizasyon) yöntemi 
geliştirilmiştir. UHT yönteminde, süt 135-150° arasında 2-6 saniye gibi bir 
işleme tabi tutulmaktadır. Bu esnada hem patojen mikroorganizmalar hem de 
sporları imha edilir. İsveç'li Ruben Rausing, Lund kentinde 1951 yılında uzun 
ömürlü olarak sütü saklayabilmek için TetraPak ambalaj yöntemini 
geliştirmiştir. 
Robert Koch (1843 - 1910), bakteri üretmek ve saf kültür olarak elde etmek 
için yöntemler geliştirmiştir ve 1876 yılında ise Bacillus anthracis'i bulmuş ve 
ilk defa bir mikroorganizmanın hastalık nedeni olabildiğini göstermiştir. 1882'de 
de Tuberkel bacillus (Mycobacterium tuberculosis), 1883 'de de kolera 
mikrobunu (Vibrio comma) bulmuş ve 1890 yılında da Tuberkulin imal etmiştir.

Termofil Mikroorganizmalar ve Keşfi
Ekstrem termofil mikroorganizmalar ilk defa 1960'lı yılların ortalarında 
bulunmuştur. 60°C'den 115°'ye kadar yaşayanları mevcuttur. Burada çok 
enteresan olan normal canlılar için çok uygun ve optimal olan sıcaklık 37
°
C'ye 
ulaşıldığında bunların metabolizma faliyetleri durmakta ve mikroorganizmaların 
protein hücreleri parçalanmaktadır. Katalizatör görevini gören enzimler yok 
olmaktadır. Bu nedenle de ekstrem termofil bakterilerin metabolizmalarının 
araştırılması çok ilginç bir araştırma konusu olmaktadır ve Avrupa Topluluğu 
projesi olarak da bir araştırma projesi TU Hamburg-Harburg'un yönetiminde 
yürütülmektedir (Erdin,1993). 

 
0