Cevaplar

En İyi Cevap!
2012-12-07T16:27:29+02:00

Doğa; kendini sürekli olarak yenileyen ve değiştiren, canlı ve cansız maddelerden oluşan varlıkların hepsini kapsar. İnsani faktörler etkin değildir. Madde ve enerji unsurlarından oluştuğu kabul edilir. İnsan etkinliğinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç; canlı ve cansız maddelerden oluşan varlığın tümünü ifade eder. Bazen sadece; insan eliyle büyük değişikliğe uğramamış doğal güzelliklerini koruyan, genellikle kent dışı kesimi anlatmakta kullanılır.

1 5 1
  • Eodev Kullanıcısı
2012-12-07T16:28:41+02:00

Çağrışım, psikolojide, geçmişte yaşanan bir olay ya da bir deneyim anımsanırken, herhangi bir biçimde bu olayla bağlantısı olan başka olayların ve deneyimlerin de yeniden zihinde canlanacağını belirten genel ilke. Önceleri anımsama ve bellek sorunlarıyla bağlantılı olarak ortaya atılan bu ilkenin uygulama alanı, giderek zihinsel yaşamın asıl duyumlar dışındaki hemen her olgusunu içerecek kadar genişlemiş ve çağrışımcılık, psikolojinin tümünü kapsayan kuramsal bır görüş olmuştur.

Eski Yunan düşünürü Aristoteles, benzerlik, karşıtlık ve bitişıneye dayalı üç çağrışim biçimini tanımlayarak bu konudaki yorum ve tartışmalara ortam. hazırlamışsa da, çağrışımcılık genellikle Ingiliz düşünürlerinin öğretisi olarak kabul edilir. “Düşüncelerin çağrışımı” terimini ilk kez John Locke An Essay Canceming Human Understanding (1690; Insanın Anlama Yetisi Uzerine Bir Deneme) adlı yapıtında kullanmıştır. Sonraki yüzyılda David Hume da A Treatise of Humçın Nature (1739; Insan Doğası Uzerine Bir Inceleme) adlı yapıtında, çağrışımın temel biçimlerini benzerlik yoluyla çağrışım, zaman ve mekanda yakınlıkla (bitişme) çağrışım ve neden ve sonuç yoluyla çağrışim olarak tanımlamıştır.

Hume’dan sonra çağrışım konusunu irdeleyen başlıca Ingiliz düşünürler, 18. yüzyılda David Hartley, 19. yüzyılda ise James ve John Stuart Mill, Alexander Bain ve Herbert Spencer’dır. Çağrışim biçimlerinin sayısı ve adlandırılması konusunda pek çok eleştiri ve görüş ayrılığı olmakla birlikte, genelolarak bütün çağnşımcıların daha çok, duyumcu, mekanik ve atomcu görüşleri savundukları öne sürülmüştür. Bu düşünürlere göre, bilgi önce duyulardan biri ya da birkaçı aracılığıyla edinilir. Zihinsel yaşamın doğal akışı içinde ortaya çıkan yinelemeler, başlangıçtaki duyumsal verilerin birbirine bağlanmasım ve simgesel imgeler ya da düşünceler biçiminde canlanıp yeniden kurulmasını sağlar. Insan bilgisi tümüyle, birbirinden ayrı, basit ve özel deneyimlerden oluşur ve geride artakalan hiçbir öğe bırakmaksızın yeniden bu deneyimlere ayrıştınlabilir.

1880′lerde İngiltere’de, filozof F. H. Bradley ile analitik psikologlar James Ward ve G.F. Stout tarafından çağrışımcılığa karşı sert bir tepki başlatıldı. Bu düşünürler, bilginin yalnızca duyumlar üzerine kurulduğunu yadsıyarak, bütün zihinsel etkinliklerin doğasında bir amaç öğesinin bulunduğunu vurguladılar.Doğa; kendini sürekli olarak yenileyen ve değiştiren, canlı ve cansız maddelerden oluşan varlıkların hepsini kapsar. İnsani faktörler etkin değildir. Madde ve enerji unsurlarından oluştuğu kabul edilir. İnsan etkinliğinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç; canlı ve cansız maddelerden oluşan varlığın tümünü ifade eder. Bazen sadece; insan eliyle büyük değişikliğe uğramamış doğal güzelliklerini koruyan, genellikle kent dışı kesimi anlatmakta kullanılır.

1 5 1