Cevaplar

En İyi Cevap!
  • Eodev Kullanıcısı
2012-12-09T19:46:31+02:00

Yüz yıllık yalnızlıkla lanetlenmiş geniş bir soyun kalabalıklar içerisindeki yalnızlığı ve kaçınılmaz sonu… Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yanızlık’ını bu şekilde tanımlamak yanlış olmaz sanırım. Marquez’in Güney Amerika’nın küçük bir kasabasında geçen çocukluğunun düşsel bir yansıması olan roman, yazar tarafından on beş yıllık bir ön çalışma ile kaleme alındıktan iki yıl sonra; 1967’de yayımlanmış ve edebiyat dünyasında önemli izler bırakmıştır.

Yazar Hakkında
Marquez 1928 yılında Kolombiya’nın Aracataca adlı bir nehir kasabasında hayata gözlerini açmış, büyükannesi ve teyzeleri tarafından büyütülmüştür. Kendisine sürekli hayalet temalı fantastik öyküler anlatan büyükannesinin; eserlerindeki anlatımına çok büyük katkısı olduğunu söyleyen yazar, 1946’da gönülsüz olarak hukuk eğitimi almaya başlamıştır. Ne var ki yürekten gelmeden yapılan hiçbir işin fayda getirmeyeceğini düşünen her sanat adamı gibi eğitimini yarıda bırakmış ve 1950 yılında gazeteciliğe atılmış, fakat edebiyatla uğraşmaktan da kendisini alamamıştır. Gazetecilik yıllarında öykü ve senaryolar kaleme alan Garcia Marquez en başarılı çıkışını tam da bu dönemde Yüzyıllık Yalnızlık’la yakalamıştır.

William Faulkner, Juan Rulfo, Sofokles, Dostoyevski gibi isimlerden etkilenen Marquez’i kuşkusuz en çok etkisi altına alan isim Dönüşüm adlı uzun öyküsüyle Franz Kafka olmuştur. Genç bir öğrenciyken Dönüşüm’ü okuduğu anda edebiyat kavramının aslında o ana dek bilmediği farklı bir şey olduğunu fark etmiştir. Bu fark edişi, daha önce hiç kimsenin bir edebî metin kahramanını böceğe dönüştürmediğini, eğer böyle de yazılabiliyor olduğunu bilse çok önceden yazmaya başlayacağını vurgulayarak dile getirmiştir.
Hiç kuşkusuz ünlü isimlerin dışında yazarı özellikle bu romanı yazarken etkileyen bir isim daha vardı, büyükannesi. Büyülü gerçekçilik akımını bizlere yansıtırken büyükannesinin fantastik masallarından da etkilenmiş oldan yazar Yüzyıllık Yalnızlık romanının arka kapağında u etkiyi kendi kelimeleriyle de okuyucuya anlatmıştır: “Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım.”

1982 yılında ise yazar, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanarak kendisini ispatlamıştır. Doğduğu ülkede çok büyük bir hayran kitlesine sahip olan Marquez’in yetmişinci yaş gününe denk gelen 1997 yılı doğduğu ülkede medya tarafından “Gabriel Marquez Yılı” olarak nitelendirilmiştir. Seksenince yaş günü ise 2007 yılında seksen pare top atışı ile kutlanırken, İspanya’da Başkan Yardımcısı’nın başlattığı ve ünlü isimlerden oluşan seksen kişinin rol aldığı yirmi saatlik bir okuma maratonunda Yüzyıllık Yalnızlık elden ele dolaşarak okunmuş ve yazar bu şekilde onurlandırılmıştır.

Kitap Hakkında
“Gerçek ile fantastik olanı bir arada aynı inandırıcılıkla kaynaştırmakla yetinmeyip, bir de anlatılanların tümünü doğal hayatın izdüşümleri gibi yansıtan tuhaf, yadırgatıcı kurmaca biçimi, başlangıçta inanılır gibi gelmemişti.” Kitabı bu denli önemli kılıp tanıtan en önemli özelliği, eleştirmen-yazar Semih Gümüş’ün de değindiği bu etkileyici noktası olsa gerek. Fakat yine de şüphesiz bir anı doğallığında, bir tarih gerçekçiliğinde okuduğunuz sade dille yazılmış bir romanın sayfalarında domuz kuyruklu çocuklar, sokaklarda başıboş dolanırken görülebilen ruhlar, sıcak buzlar gibi “saçma” öğeler birdenbire bir duvar gibi karşınıza çıktığında “büyülü gerçekçilik” terimiyle ne anlatılmak istendiğini daha iyi anlıyorsunuz.

Yer kavramı; gerçek hayatta bir nehir kasabası olan Aracataca’nın düşsel dünyaya yansıtılmış halinde, “Macondo Kasabası”nda, romana geçirilmiştir. Fakat romanda tam bir zaman kavramı yakalamak oldukça zordur. Sonraları devlet, iktidar, liberalizm ve muhafazakârlık çatışmaları gibi güncel kavramlara rastlanır olsa da eserin başında yazar zaman kavramını çok daha eskilere dayandırıyor gibidir: “Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bunlardan söz ederken parmakla işaret edip göstermek gerekirdi.” Ne var ki eserde bozulan akış sırasını takip etmek de okuyucuyu zamanın labirenti arasında kaybolma noktasına kadar sürüklemektedir. 

2 5 2
2012-12-09T19:47:37+02:00

yok okumadım yazarı ney söle bbuluyim

0