Cevaplar

2012-12-10T14:39:55+02:00

Adana Köprü başı : 

Ne zaman ruhunda bir daralma, yüreğinde bir sıkıntı hissetse koşar gelirdi hemen köprübaşına.Gelir de ayaklarını taş köprüden sarkıtarak köpüklü sulara dikerdi gözlerini uzun uzun. 
İnsanlar sanki aralarında sözleşmiş gibi o köprünün başındayken kimse cesaret edemezdi köprüden geçmeye.Ta ki içindeki dertleri,kederleri,öfkeyi,hıncı ve çaresizliği hatta insanlara söyleyemediklerini köpüklü sulara dökünceye kadar.
Köpüklü sular,sularında sakladığı tüm bu sırları alır, köpüre köpüre,başını taşlara vura vura,ama emanetine helal getirmeden engin denizlerin sakinliğine ve dinginliğine bırakırdı.

Gözlerinden iki damla yaş süzülmeye başladı mı yanaklarına doğru,artık eve dönme vakti geldi demektir.Yaşlar akar da akar sonra ama hiç hıçkırık sesleri duyulmaz,çünkü hep sessiz ağlar.

Akşam olup güneş batınca,buz gibi ıssız evine geriye dönerdi.Başka gideceği yeri mi vardı sanki? Bir Hasan dedesi bir köprübaşı bir de evi...

Evin kapısı daima açık olduğundan konu komşunun hayır hasenat namıyla bıraktıkları yemeklerden birkaç lokma zoraki alır ve dört duvar arasında yapayalnız,yer yatağında yorganına sarılıp uykusuz gecede,bir türlü geçmeyen 
dakikaları sayardı birer birer.

Rüyasında hep konuştuğunu görürdü.Meşhur bir hatip olmuş,kürsülerden vaazlar edip kalabalıkları coşturuyordu.Uçan kuşu,yüzen balığıyla,renk renk açan çiçeğiyle de konuşurdu Süleyman peygamber gibi.Ta ki kanlanmış örtüyü kaldırıncaya kadar.Kanlı örtünün altında anne babasının taze cesetlerini görünce sırılsıklam terler içinde kalır,omuzundan güçlü kollar cılız bedenini kavrayıp dilini bıçakla keserken de çığlıklar atarak uyanırdı.

Siz hiç yapayalnız bir odada tek başınıza gece yarıları, kabuslardan uyandınız mı çığlıklar atarak? ya da sabahın da tatlı rüyanızı sevdiğiniz birisiyle paylaşamamak nedir bilir misiniz? Beraber büyüyüp,el ele okula beraber gidip, mahallenin en güzel kızına şu dudaklardan -seni seviyorum- diyememek bir defacık olsun, nedir bilir misiniz?

Yalnızlığı,kimsesizliği hiçbirisine yanmazdı da işte buna yanardı.Hele badem gözlü,kiraz dudaklı,nazlı dilberin evleneceği gün köprübaşına gelişi yok muydu

Mahallede düğün dernek telaşı yine köprübaşına gelip, gözlerini dikmişti soğuk sulara.Üzerinde beyaz gelinliği, boynunda gerdanlığı,kolunda boy boy bilezikleri,melek simasındaki pak safiyetiyle iste orada,köprünün ucunda 
duruyordu.Sadece ikisi vardı.Her şey durdu o an.Dağıyla, taşıyla,okyanusu, uçan kuşuyla dönüp duran koca dünya bir anlığına durdu o an.

Uzun uzun bakıştılar manalı manalı.Gözleriyle konuşup, gözleriyle ağlaşıp, hatta gözleriyle gülüştüler.

Kararlı bakışlarını ceylan gibi ürkek bakışlara dikerek yavaşça yaklaştı güzellik abidesine.Bilezikli kolundan tuttu,kızın elini kalbi üzerine götürerek orada sıkıca bastırdı,sonra tekrar ellerini gerisin geriye, kızın serçe yüreği gibi pır pır çarpan kalbi üzerine götürüp orada bastırdı sıkıca.


 

0
2012-12-10T14:56:15+02:00


Ne zaman ruhunda bir daralma, yüreğinde bir sıkıntı hissetse koşar gelirdi hemen köprübaşına.Gelir de ayaklarını taş köprüden sarkıtarak köpüklü sulara dikerdi gözlerini uzun uzun. 
İnsanlar sanki aralarında sözleşmiş gibi o köprünün başındayken kimse cesaret edemezdi köprüden geçmeye.Ta ki içindeki dertleri,kederleri,öfkeyi,hıncı ve çaresizliği hatta insanlara söyleyemediklerini köpüklü sulara dökünceye kadar.
Köpüklü sular,sularında sakladığı tüm bu sırları alır, köpüre köpüre,başını taşlara vura vura,ama emanetine helal getirmeden engin denizlerin sakinliğine ve dinginliğine bırakırdı.

Gözlerinden iki damla yaş süzülmeye başladı mı yanaklarına doğru,artık eve dönme vakti geldi demektir.Yaşlar akar da akar sonra ama hiç hıçkırık sesleri duyulmaz,çünkü hep sessiz ağlar.

Akşam olup güneş batınca,buz gibi ıssız evine geriye dönerdi.Başka gideceği yeri mi vardı sanki? Bir Hasan dedesi bir köprübaşı bir de evi...

Evin kapısı daima açık olduğundan konu komşunun hayır hasenat namıyla bıraktıkları yemeklerden birkaç lokma zoraki alır ve dört duvar arasında yapayalnız,yer yatağında yorganına sarılıp uykusuz gecede,bir türlü geçmeyen 
dakikaları sayardı birer birer.

Rüyasında hep konuştuğunu görürdü.Meşhur bir hatip olmuş,kürsülerden vaazlar edip kalabalıkları coşturuyordu.Uçan kuşu,yüzen balığıyla,renk renk açan çiçeğiyle de konuşurdu Süleyman peygamber gibi.Ta ki kanlanmış örtüyü kaldırıncaya kadar.Kanlı örtünün altında anne babasının taze cesetlerini görünce sırılsıklam terler içinde kalır,omuzundan güçlü kollar cılız bedenini kavrayıp dilini bıçakla keserken de çığlıklar atarak uyanırdı.

Siz hiç yapayalnız bir odada tek başınıza gece yarıları, kabuslardan uyandınız mı çığlıklar atarak? ya da sabahın da tatlı rüyanızı sevdiğiniz birisiyle paylaşamamak nedir bilir misiniz? Beraber büyüyüp,el ele okula beraber gidip, mahallenin en güzel kızına şu dudaklardan -seni seviyorum- diyememek bir defacık olsun, nedir bilir misiniz?

Yalnızlığı,kimsesizliği hiçbirisine yanmazdı da işte buna yanardı.Hele badem gözlü,kiraz dudaklı,nazlı dilberin evleneceği gün köprübaşına gelişi yok muydu

Mahallede düğün dernek telaşı yine köprübaşına gelip, gözlerini dikmişti soğuk sulara.Üzerinde beyaz gelinliği, boynunda gerdanlığı,kolunda boy boy bilezikleri,melek simasındaki pak safiyetiyle iste orada,köprünün ucunda 
duruyordu.Sadece ikisi vardı.Her şey durdu o an.Dağıyla, taşıyla,okyanusu, uçan kuşuyla dönüp duran koca dünya bir anlığına durdu o an.

0