Cevaplar

2012-12-10T19:00:21+02:00

Mevlana
Hayatını," Hamdım, piştim, yandım" diye özetleyen büyük İslâm velisinden bahsetmek herkesin kullandığı dil ve kalemin kârı değildir. Hz.Mevlânâ her ne kadar dış görünüşü itibariyle sıradan bir insan gibi de olsa, kendisinden asırlar sonra bile dünya insanlarının duygu düşünce ikliminde ufuklar açılmasına vesile olan bir hazinedir.

Hz. Mevlânâ, hayatında Kur'an ve Sünnet'ten bir adım ve bir nefes dahi ayrılmamaya çalışmıştır. Bu iki ana kaynağın dışında bir şey O'na isnâd edilecek olunursa, bundan bizar olduğunu veya olacağını net olarak ifade etmiştir.

Ayrıca ;"Ben sağ olduğum müddetçe Kur'an'ın bendesiyim, Hz. Muhammed'in yolunun tozuyum " ifadesi de O'nun Kur'an-ı Kerim ve sünnete bağlılığının göstergesidir.

Hz. Mevlânâ'yı iyi anlayabilmek için yaşadığı yüzyılda meydana gelen hadiselerin de çok iyi tetkikinin yapılması gerekmektedir. Bu itibarla; Hz.Mevlânâ'yı sadece şiirlerindeki âhenkte arayan, kabuğu öz zannedenlerdir.

Milletler kahramanlarıyla birlikte yaşarlar. Kahramansız bir milletin yaşaması mümkün değildir. Savaş zamanlarının kahramanları sınır boylarına koşarlar iken, barış zamanının kahramanları da dünyamızın mimarlarıdır. Onlar bizim güzellik manzumemizdir. Gönül dünyamazın kahramanlarından birisinin de Hz. Mevlânâ olduğunu açık ve kesin bir şekilde ifade etmek mecburiyetindeyiz. Çünkü; Hz. Adem'den bu yana nice insanlar gelmiş geçmiş; sultanlar, vezirler, âlimler çoğu unutulmuş gitmiştir.

Ama Hz.Mevlânâ; ünü günümüze kadar artarak gelen bir âlim kişidir.Yediyüzyıl öncesinden günümüze kadar ilim ışıklarını salmış ve sonsuza kadar da dünyayı aydınlatacağı muhakkak görülen bir er kişidir... O'nu bu dünya hayatında rahmetle andıran, öteki dünyasını da mamur eden; kendisini Hak yoluna tahsis etmesidir. Bu itibarla, 732 yıldır dünyanın dört bir tarafında ismi diri olan ender büyüklerden Konya'nın manevî mimarlarından Hz.Mevlânâ'yı rahmetle yâd ediyorum. Yeryüzünde medfunu bulunduğu bu şehrin Kültür ve Turizm Müdürü olarak hizmet etmekten bahtiyarım.

Gönüller sultanı Mevlânâ; şüphesiz düşünce ve kültür tarihimizin âbide şahsiyetlerinden birisidir, insanlığa vermiş olduğu eserlerle; tasavvuf düşüncesinin ve İslâm dininin yayılmasında ve kökleşmesinde önemli bir misyon üstlenmiştir.

Elinizdeki bu eser Selçuk Üniversitesi ilahiyat Fakültesi (emekli) öğretim üyelerinden, Dr. A. Selâhaddin HİDAYETOĞLU hocamız tarafından büyük gayretlerle hazırlanmıştır, ilk olarak 1989 yılında İl Kültür Müdürlüğü tarafından neşredilen eserde; Hz.Mevlânâ'nın hayatı özet olarak ele alınmıştır. O'nun hayatındaki önemli olaylara vurgular yapılmış, düşünce dünyasında bir damla da olsa fikirleri yansıtılarak, hayatından kesitler sunulmuştur.

Eseri hazırlayan Dr. A. Selâhaddin HİDAYETOĞLU'na, yayınlanmasında emeği geçenlere gönülden teşekkür ediyorum, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü olarak bu eseri yeniden tüm insanların hizmetine sunuyoruz.

0
2012-12-10T19:01:44+02:00

Büyük Türk destan bilgesi Dede Korkut'un kişiliği üzerinde bilgilerimiz yetersiz kalıyor. Korkut Ata adıyla da tanınan Dede Korkut, söylentilere göre Oğuzların Bayat Boyundan Kara Hoca’nın oğludur. 

Onun, IX. ve XI. yüzyıllar arasında Türkistan'da Sir-Derya nehrinin Aral Gölüne döküldüğü yerde doğduğu, Ürgeç Dede adında bir oğlu olduğu, Oğuz Türklerinden büyük saygı gördüğü, bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına akıl hocalığı ve danışmanlık ettiği destanlarından anlaşılmaktadır. 

Dede Korkut'un Türkler arasında, ağızdan ağza, dilden dile dolaşan destan niteliğindeki hikâyeleri XV. yüzyılda Akkoyunlular devrinde Dede Korkut Kitabı adıyla bir kitapta toplanmış, böylelikle sözden yazıya dökülmüştür. Destan derleyicisi, Dede Korkut kitabının önsözünde Dede Korkut hakkında şu bilgileri verir ve onun ağzından şu öğütlerde bulunur:

Bayat Boyundan Korkut Ata derler bir er ortaya çıktı. O kişi, Oğuz'un tam bilicisi idi. Ne derse olurdu. Gaipten türlü haber söylerdi...

Korkut Ata Oğuz Kavminin her müşkülünü hallederdi. Her ne iş olsa Korkut Ata'ya danışmayınca yapmazlardı. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi. Sözünü tutup tamam ederlerdi...

Dede Korkut söylemiş: Lapa lapa karlar yağsa yaza kalmaz, yapağılı yeşil çimen güze kalmaz. Eski pamuk bez olmaz, eski düşman dost olmaz. Kara koç ata kıymayınca yol alınmaz, kara çelik öz kılıcı çalmayınca hasım dönmez, er malına kıymayınca adı çıkmaz. Kız anadan görmeyince öğüt almaz, oğul babadan görmeyince sofra çekmez. Oğul babanın yerine yetişenidir, iki gözünün biridir. Devletli oğul olsa ocağının korudur...

Dede Korkut bir daha söylemiş: Sert yürürken cins bir ata namert yiğit binemez, binince binmese daha iyi. Çalıp keser öz kılıcı namertler çalınca çalmasa daha iyi... Çala bilen yiğide, ok'la kılıçtan bir çomak daha iyi. Konuğu olmayan kara evler yıkılsa daha iyi... Atın yemediği acı otlar bitmese daha iyi. İnsanın içmediği acı sular sızmasa daha iyi...


Dede Korkut'un kitabında on iki destan var. Bu destanlar, Türk dilinin en güzel örnekleri olduğu gibi, Türk ruhuna, Türk düşüncesine ışık tutan en açık belgelerdir. 

Dede Korkut, Oğuz Türklerini, onların inanışlarını, yaşayışlarını, gelenek ve göreneklerini, yiğitliklerini, sağlam karakteri ve ahlâkını, ruh enginliğini, saf, arı-duru bir Türkçe ile dile getirir. Destanlarındaki şiirlerinde, çalınan kopuzların kıvrak ritmi, yanık havası vardır.

Bamsı Böyrek Destanı'nda Bey Böyrek’in ardından yavuklusu Banu Çiçek şöyle seslenir ;

Vay al duvağımın sahibi, 
Vay alnımın başımın umudu. 
Vay şah yiğidim, şahbaz yiğidim, 
Doyuncaya dek yüzüne bakamadığım 
Han yiğit... 
Göz açıp ta gördüğüm, 
Gönül ile sevdiğim, 
Bir yastığa baş koyduğum 
Yolunda öldüğüm, kurban olduğum 
Can yiğit... 


Dede Korkut destanlarının kahramanları, iyiliği ve doğruluğu öğütler. Güçsüzlerin, çaresizlerin, her zaman yanındadır. Hile-hurda bilmezler, tok sözlü, sözlerinin eridirler. Türk milletinin birlik ve beraberliğini, millî dayanışmayı, el ele tutuşmayı telkin eder. 

Yüzyıllar boyu, heyecanla okunan bu eserdeki destanlar, Doğu ve Orta Anadolu'da, çeşitli varyantları ile yaşamıştır. Anadolu'nun birçok bölgelerinde, halk arasında söylenen, kuşaktan kuşağa aktarılan hikâye ve destanlarda Dede Korkut'un izleri ve büyük etkileri vardır.

Millî Destanımızın ana kaynağı olan Dede Korkut Kitabı’nın bugün elde, biri Dresden'de, öteki Vatikan'da olmak üzere, iki yazma nüshası vardır. Bu yazma eserlere dayanarak Dede Korkut Kitabı, memleketimizde birkaç kez basıldığı gibi, birçok yabancı mem

0