Cevaplar

2012-12-10T21:41:57+02:00
Büyük Çerkes sürgününde Kafkasya'nın Şapsığ yöresinden göçederek Bandırma'ya yerleşen bir Adıge ailesindendir. 1886 yılında Emre Köyü'nde doğdu. Pşevu Ali Bey'in oğludur. Rüşdiyeyi ve Küçük Zabit Mektebi'ni bitirdi. Balkan Savaşları'na katılarak yaralandı. Birinci Dünya Savaşı'nda Sencer Eşref Bey'in yönetimindeki Teşkilat-ı Mahsusa'da çalıştı. Dr.Hanakhe Reşit Bey'in (Diyarbekir Valisi) ve Aşharuva Rauf (Orbay) Bey'in emrinde Irak ve İran'da görev yaptı. Bu arada yaralanarak Bandırma'ya döndü. Mütareke devresinin başlangıcında İzmir yöresinde bazı siyasi eşkıyalık olaylarına adı karıştı. Yunanlıların İzmir ve çevresini işgali üzerine Anadolu'ya geçen Aşharuva Rauf Bey'in ve Zaraho Bekir Sami Bey'in uyarılarıyla Yunanlılara karşı eyleme geçti. Ağabeyleri Reşit ve Yüzbaşı Tevfik Bey'lerle birlikte Bursa ve Balıkesir yöresindeki Kafkas göçmenleri arasından topladığı gönüllülerle önce Ayvalık, sonra da Akhisar ve Salihli yörelerinde Yunanlılara karşı savaştı. Örgütçü yeteneğiyle diğer bazı Kuvay-ı Milliye çetelerini de tasfiye edip kendi güçlerine katarak Yunanlılara karşı sağlam bir cephe oluşturdu. Yunan ilerlemesinin "Milen Hattı" üzerinde durdurulmasında en büyük rolü aldı. Emrindeki atlı güçlere 14. Kolordu Komutanı Met İzzet Yusuf Paşa tarafından "Kuvay-ı Seyyare" adı verilmişti. 1920 yılı boyunca birlikleri, zaman zaman Yunan cephesine çekilerek Marmara yöresi ve İç Anadolu'daki karşı ihtilal hareketlerinin bastırılmasında vurucu güç olarak kullanıldı. Bu suretle TBMM'nin toplanarak ülkenin kaderini eline almasında önemli bir rol oynadı. 

Düzce, Adapazarı, Çorum, Yozgat gibi ayaklanma bölgelerinden toplayarak güçlerine kattığı yeni gönüllülerle daha da güçlenerek TBMM hükümetinin dayanağı en güçlü Kuvay-ı Milliye Komutanı haline geldi. Kendisine resmen "Milli Kahraman" ünvanı verilerek TBMM'nde ayakta karşılandı. Fakat birliklerinin kendine özgü yapısı ve genellikle Kafkas göçmenlerinden oluşması kuşkular yarattığı gibi, ayaklanma bölgelerinde verdiği yersiz idam kararları ve köyleri yaktırması hemşehrileri arasında da kendisine karşı antipati uyandırmaya başlamıştı. İç Anadolu'da Çapanoğulları'nın yönlendirdiği karşı ihtilal hareketini bastırmak için Yozgat yöresinde bulunduğu sırada, Yunanlıların iki koldan saldırıya geçerek Bursa, Balıkesir ve Uşak yörelerini işgal etmeleri üzerine tekrar bu cepheye çağrıldı. Düşman saldırısının durdurulmasında büyük başarısı görüldü ve Demirci yöresindeki savaşlarda üstün Yunan güçlerine karşı büyük bir başarı kazandı. Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa'nın Moskova Büyükelçiliği'ne atanarak yerine İsmet Bey'in getirilmesinden sonra Ethem Bey ve kardeşleri ile Mustafa Kemal Paşa ve hükümet arasındaki anlaşmazlıklar belirginleşmeye başladı. Bir yandan Nizami Ordu'nun güçlendirilmesi için bir engel olarak görülen Kuvayı Seyyare öte yandan da Anadolu ihtilaline el koymaya çalışan sol akımlar ve Enver Paşa taraftarları için hazır bir potansiyel olarak değerlendiriliyordu. 

Ethem Bey'in Yozgat ayaklanmasının bastırılması sırasında hükümet üzerinde giriştiği bazı güç gösterilerinden de kuşkulanan Mustafa Kemal Paşa, sol eğimli Yeşilordu Cemiyeti gibi Kuvayı Seyyare'yi de dağıtmaya karar vermişti. Durumu değerlendiremeyen Ethem Bey ve kardeşleri çeşitli olaylar karşısında yaptıkları hissi çıkışlarla siyasi hasımlarının eline yeni kozlar verdiler. Met Yusuf İzzet Paşa, Hakkı Behiç Bey gibi aydın ve niyetli hemşehrileri tarafından kendilerine yapılan bazı uyarıları da değerlendiremediler. Böylece 1920 yılı sonunda, Mustafa Kemal Paşa, bir yandan Pşevu kardeşleri gelen giden kurullarla oyalarken bir yandan da meclise haber vermeksizin Batı Cephesi birliklerini Kuvayı Seyyare üzerine sevketti. Diğer düzensiz Kuvayı Milliye güçlerinden de bir yardım sağlamayan ve Yunana orduları ile Türk Nizamı orduları arasında sıkışan Ethem Bey, Yunanlılarla bir mütareke yaparak küçük çarpışmalarla geri çekilmeye başladı. Bu arada infiale kapılarak TBMM'ne çektiği hakaretamiz telgraf, TBMM'nde bütünüyle aleyhine dönmesine neden oldu. Lozan Anlaşması'ndan sonra da 150'lik listeye dahil edildi. Bunun üzerine önce Mısır'a sonra da Ürdün'e giden Ethem Bey buradaki Kafkas göçmenleri arasında sessizce yaşadı. Kardeşlerinin aksine, 150'liklerin affından sonra da Türkiye'ye dönmedi. 1948 yılında Amman'da öldü ve bir Çerkes mezarlığına gömüldü
1 4 1
2012-12-10T21:41:59+02:00

kusura bakma aceleden kpyala  yapıştır yaptım :D Çerkez Ethem’in emrindeki 5 bin kişilik Kuvâ-yı Seyyâre birlikleri, Şubat-Eylül 1920 döneminde Mustafa Kemal’e yardımcı olan Anadolu’daki silâhlı ve güvenilir tek kuvvet idi. TBMM Hükümeti’nin varlığına karşı, Anadolu’da baş gösteren Anzavur, Adapazarı, Bolu, Düzce ve Yozgat isyanlarını bastırma misyonu büyük ölçüde Ethem ve kuvvetlerine düşmüştü. Mustafa Kemal, Temmuz 1920’deki telgrafta, Ethem’e güvenini ve omuzladığı hayatî fedakârlığı şöyle ifade etmişti: "Bütün nazarlar ve ümitler, tecrübe görmüş müfrezelerinizin atışları neticesine çevrilmiştir." İsyanları bastırdıktan sonra, Ankara’ya her gelişinde, sokaklara dökülen on binlerce kişi tarafından âdetâ bir kahraman gibi karşılanan Ethem, hâtırâtında bu gerçeğe şu şekilde parmak basıyor: "Ankara’da gördüğüm ilgi ve iltifatlar haddinden kat kat üstündü. Bunlar bana gurur değil; hicap bile veriyordu."1 

Şu hâlde, Çerkez Ethem’le yaşanan esas anlaşmazlık neden kaynaklanıyordu? Elbette ki, Mustafa Kemal’in; onun şahsiyeti, fikirleri, faaliyetleri ve konumuna yönelik derin şüphe ve tedirginlikler beslemesinin bunda mühim payı vardı. Ethem’in çok hatırlı, nüfuzlu, güçlü ve halk nezdinde kurtarıcı bir kişi; üstelik bir de "saltanatçı" olması, Mustafa Kemal’i ister istemez, geleceğe yönelik kaygı ve endişelere kapılmaya ve tüm dikkatini onun üzerinde yoğunlaştırmaya sevkediyordu. Zirâ, kısa vadede ikame etmeyi planladığı cumhuriyet rejimi ve inkılâp hareketlerinin tatbikat ve selâmeti açısından, onu saf dışı edilmesi gereken potansiyel bir tehlike olarak görüyordu. Böyle birisine, düzenli ordu kurulduğu zaman, önemli bir görev vermek gerekirdi ve bu da onu daha güçlü ve caydırıcı kılardı. Oysa, askerî ve siyasî otorite tek merkezî güç olarak kendisinin elinde olmalıydı. Cemal Şener’in şu tespitleri de mezkûr kanaati doğrulamakta: "Mustafa Kemal Paşa, Ethem’in Ankara üzerine yürüyerek, Anadolu’daki siyasî iktidarı ele geçireceğinden şüphelenmektedir. Bu sırada Meclisin büyük kısmı da Ethem’in arkasındaydı. Ethem’in böyle bir düşüncesinin var olduğunu gösteren belgeler yoktur. Fakat, Mustafa Kemal ve arkadaşları kuşkucu insanlardır. Böylece, ister istemez aşırı tedbirciliğe başvurmuşlardır." Öyleyse Ethem, düzenli orduya geçilmeden önce mutlaka yıpratılmalı ve vazife alamayacak duruma getirilmeliydi. Bunun için de, şöhret ve itibârına leke sürecek hatalara sürüklenmeli ve Ankara ile çatışma durumuna getirilmeliydi.2

Ethem’e dâir en ciddî isnatlardan biri de; düzenli orduya karşı geldiği; merkezî otoriteyi tanımayıp, emir-komuta dinlemediğidir. Mustafa Kemal, 30 Ekim 1920’de TBMM’nin kapalı oturumunda bu iddiâları şöyle dile getirmişti: "Diyorsunuz ki, Ethem Bey iyi adamdır. Halbuki öyle değildir. Ethem Bey, şakidir. İdâre edilerek kullanılıyordu. Şaki dâimâ şakidir. Bunun itimâda şâyan bir tarafı yoktur." İthamların, İsmet Paşanın başının altından çıktığını öne süren Ethem, bunlara hâtıratında şöyle cevap veriyor: "Bana tevcih edilen isnatlardan biri de şöyledir: Ethem serkeş, emir dinlemez, danışma kabul etmezdi. Nizamî asker teşkilatına muhalefet etti, ordunun kuvvetlenmesine karşı koydu. Bu doğru değildir. Ethem ve muhiti değil mi idi ki, işin başından beri ordu ve nizamî teşkilatı temsil eden kıtalar, müşkiller önünde dağıldıkça toplamış, millet arasında birliği sağlamakta vâsıta olmuş, orduya şerefini kazanma fırsatlarını temin etmişlerdir?"3 Gerçekte, Ethem’in kuvvetleri ile düzenli birlikler arasında, Ali Fuat Paşa’nın komutanlığı sırasında hiçbir anlaşmazlık çıkmamış ve vatan müdâfaasında başarıyla görev almışlardı. Burada Ethem’in aldığı tavrın, sisteme değil; kişiye karşı olduğu apaçık ortadadır. Bütün mesele; Ethem’in İsmet Paşa’dan hoşlanmaması ve komutası altına girmek istememesinden doğmuştur. Zirâ, kendisi iç ve dış düşmanlara karşı çoktandır çarpışırken; İsmet Paşa’nın sonradan Millî Mücadele’ye katılmasını ve haketmediğine inandığı Batı Cephesi Komutanlığına getirilmesini Ethem, bir türlü içine sindirememişti. İsmet Paşa da bunu tasdikliyor: "Ethem ve kardeşleriyle çatışmam; Garp Cephesi Komutanlığına gelmemle başladı."4

1 3 1