Cevaplar

2012-10-01T20:24:19+03:00

Bir milleti ayakta tutan, onun varlığını ve devamını sağlayan, millî şuuru besleyen, bir millete mensup olma hazzını veren ve bireylerini birbirine yaklaştırarak onlar arasında birlik yaratan unsur olarak dilin, millet hayatındaki yeri çok önemlidir. Öyle ki milletin varlığı, dilin varlığıyla mümkündür.

İnsanın geçmişini öğrenmesinde, gününü yaşamasında, geleceğine yön vermesinde, kişiliğini kazanmasında, aynı dili konuşan diğer insanlarla iletişim kurmasında ve kendisini ifade etmesinde dilin çok önemli bir araç olduğu muhakkaktır. Bu bakımdan dil bir anlamda bireye hizmet eder. Ancak, insan tabiatı gereği toplu hâlde yaşamaya ihtiyaç duyar. Çevresinde kendiyle aynı değerleri paylaşan insanların bulunmasını ister. Bu ortak değerlerin oluşturulmasında, paylaşılmasında, nesilden nesile aktarılmasında, milletin varlığını devam ettirmesinde dil, çok önemli bir görevi yerine getirir. Çünkü millet olmanın birinci şartı, aynı dili konuşmaktır.

Dil-Kültür-Edebiyat İlişkisi

Dil, insanların duygu düşünce ve düşlerini; özlem ve isteklerini anlatma aracıdır . Kültür ise;dil,din,ülkü gibi ortak duygu ve düşüncelerin bizde yarattığı değişim ve bileşimdir.Bu nedenle dil bir ulusun temel taşıdır.Dil kültür değerlerimizi geleceğe taşır ve edebiyatın da temel öğesidir.Dil, edebiyatın temel öğesi; edebiyat, kültür birikiminin kendisidir.

1 5 1
2012-10-01T20:24:24+03:00

 

Dil insanın anlatma yetisi çevresinde oluşan anlaşma araçlarının en kullanışlıve gelişmiş olanıdır. Her-şeyden önce dil iletişim anlatma ve anlama aracıdır.  İletişim birlikte yaşamanın temelidir. İletişim olmaz­sa insanlar bir  araya gelerek toplum oluşturamazlar. Anlaşma olmadan toplumdan söz edilemez.  Anlaşmak için de anlatmaya ihtiyaç vardır. Anlaşma anlatma iletme bir  bütündür. Doğadaki canlılar kendilerini korumak varlıklarını sürdürmek  için bazı yetenek ve güçlerle donatılmış­tır. Bazılarının "beden gücü.  bazılarının görme duyusu bazılarının koku alma duyusu gelişmiştir. Bazıları çok  ürer bazıları daha hızlı koşar. İnsan da anlaşma yetisiyle donatılmış bir  varlıktır. İnsanın her türlü ileti­şimini bu yeti çevresinde düşünmek  gerekir. Dilden önce bazı işaret ve seslerle insanlann kendi aralarında  iletişimi sağlayarak anlaşma sağladıkları bilinmektedir. Günümüzde de dil  dışında başka araç ve durumlarla anlaşma sağlandığı bilinmektedir.  An­cak hiç şüphesiz en gelişmişi ve kullanışlı olanı dille  gerçekleştirilen iletişimdir. İletişim bir bilginin niyetin duygunun  düşüncenin göndericiden alıcıya iletilmesidir. İnsanlar arasında iletişimin  gerçekleşmesi için gön­dericiyle alıcı arasında ortak bir işaret  sisteminin kullanılması gerekir. Her dil onu konuşan insanlann tari­hî  oluş içinde oluşturdukları doğal bir şifre sistemidir. Kendine özgü söyleyiş  tonlamaları ve kuralları vardır. Bütün bu özellikleriyle dil bir sistem  özelliği taşır. Bu sistem; insanların anlaşma anlama-anlatma ye­teneği  çevresinde birlikte yaşayan insan grupları tarafından oluşturulmaktadır. Her  dilin en küçük birimi olan kelime sesle kavramın kaynaşmasıyla oluşur. Kelime  ve kurallar o dili konuşan insan kitlesinin dün­ya ve insanla  ilişkilerine ve oluşturup yaşadıkları kültüre göre şekil kazanır. İnsan grupları  bu anlaşma ye­teneği çevresinde bir araya gelerek hem dili oluştururlar  hem de o dille deneyimlerini ve birikimlerini ken­dilerinden sonra gelen  kuşaklara aktarırlar. Günümüzde kültür alanı olarak adlandırılan (tinsel  tabaka) insanı diğer varlıklardan ayıran her türlü et­kinliğin oluştuğu  alan dille gerçekleşir ve dille ifade edilir. Dil insanın yaşadığı grup içinde  kültürel kişiliği­ni oluşturan öğelerden biridir. Aynı dili konuşan  insanlar görünmeyen ama anlaşılan ve sezilen bağlarla bir­birlerine  bağlanırlar. İnsan iç dünyasını da ana dilinin imkânlarıyla  şekillendirir. Çünkü insan; severken nefret ederken dü­şünürken  kelimeleri kullanır. Onların sağladığı imkânlarla hisseder ve düşünür. İnsan dış  dünyayı da dilin imkânlarıyla algılar ve sezer. İçle dış birleşir iç içe girer  ve ayrılmaz bütün olur. Doğada hiçbir şeyin etiketi yoktur. İnsan  dilinin verdiği imkânlarla onları sezer algılar ve değerlendi­rir. Dil  kültür taşıyıcısı olarak tarihî ve sosyal olanla iç içedir; onlarla  zenginleşerek akışını sürdürür. Onu konuşan her birey de kendi sezgi izlenim  duygu ve düşüncelerini dille ifade eder. Dili kendi bireyselliğiyle  zenginleştirir. Bütün bunlar dilin o dili konuşan toplumun kültürünü  oluşturan ve ifade eden bir araç olduğunu orta­ya koyar. Kültür-dil  ilişkisi tek yönlü değil çift yönlü bir ilişkidir. Doğal dil kültür alanının  benimsediği üze­rine durduğu tartışıp zevk değer ve anlayışa göre  yeni öge ve söyleyişlerle zenginleşerek varlığını sürdü­rür. Kişilerin  zevk ve anlayışlarını belirlemelerinde dilin rolü vardır. Dili olmayan  varlıkların düşünceleri ge­lişmez. İnsan düşüncesi duygusu sezgisi ve  hayali dilin dünyasında oluşur ve zenginleşir. Ayrıntıları ifade edemeyenrenkleri birbirinden ayıramayan bir insanın dili zengin ve renkli  olamaz. İnsan günlük ihtiyaçlarını dille karşılar. Burada doğal dilin  imkânlannı kullanır. Bilimsel eserlerde dil kesin olanı ifade edecek bir yapı  ve söyleyiş kazanır. Felsefe metinlerinde de düşünceyi dile getiren  kav­ramlar ön plana çıkar. Dil dille ilgili metinlerde de başka işlev  yüklenir. Dil iletişimde yüklendiği işleve gö re anlam ve ses değeri kazanır.  İletişim tablosunda gönderici-alıcı gönderge bağlam kanal ileti  bulunmak­tadır. İletişimde "gönderge" ön plandaysa dil de göndergesel  işlevde kullanılır. Göndericinin iletiye katılı­mıyla ifade farklı boyut  kazanır. Gönderge. göndericinin duygularıyla heyecanlarıyla ve coşkularıyla  birlik­te tanıtılır. İleteşimin amacı alıcıyı uyarmak onu  harekete geçirmek ise ileti bu amaca göre düzenlenir. Bazen de ileti kanalını  kontrol etme ihtiyacı duyulur. Dil ve dil kuralları üzerinde konuşurken dil  ötesi bir dil kullanı-ır. Dil şiirsel işlevde de kullanılır. Bu işlevinde ileti  dil göstergelerini sergiler öne çıkarır. Kurmaca metin­lerde dil bu  işleviyle kullanılır. Aynı metinde dilin bir iki işlevinin birlikte kullanıldığıgörülür. Dilin işlevleriyle kültürle ve düşünceyle ilişkisini birlikte  düşünmek yararlıdır. Her bağlamda işlevler ay­nı kalmak üzere kültür ve  düşünceden kaynaklanan bir derecelenmenin varlığı hissedilir. Bütün bunlar da  dilin biyopsişik varlık olan bir canlıyı; - Anlayan - Yaşama  düzenini kendisi kuran - Algılayan duyan düşünen hisseden sezen ve  bunların bilincinde olan - Değerleri duyan geliştiren -  Kendisinden öncekileri anlayan yorumlayan - Farklı biçimlerde ifade  eden her an geliştirip zenginleştiren bir varlık hâline getiren bir imkân ve  araç olduğunu ortaya koymaktadır. Dil insanın kimliğidir. Dilin  hayatımızdaki yeri ve değeri "dil-düşünce" "dil-toplum" "dil ve gerçekli-lik"  söz gruplarında dile getirilen ilişkiler çevresinde ele alınabilir. Bu konuda  Berke Vardar'ın "Dil Olgusu­na Genel Bir Bakışı" başlıklı yazısından  bazı bölümler aşağıya alınmıştır.  

1 3 1