Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-12-13T21:20:51+02:00


Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar.

4 5 4
2012-12-13T21:21:14+02:00

Değişim insandan öncedir ve ondan bağımsızdır. Değişim yaratılışla başlar. İnsanı diğer varlıklardan ayıran vasıflardan biri de kendisini saran değişimin farkında olması ve çevresini değiştirebilmesidir. İnşa ve imar şeklinde görünen dışsal bir medeniyet kurmaya kadar genişleyen maddi bir değişim süreci başlatabilen yegane yaratılmış insandır. Akıl ve kalbe sahip, nefis ve şeytanın telkinlerine ve oyunlarına maruz aynı insanın iyiliğe ve hayra doğru değişmek gibi bir mükellefiyeti vardır. Allah, peygamberler ve kitaplar göndererek insana yükümlülüklerini hatırlatır. Duru bir vicdanın, selim bir aklın varacağı hüküm bundan başkası değildir zaten. Her bir yaratılmışın farkında olmadan içinde bulunduğu, daha doğrusu maruz kaldığı değişime insanın içten gelen bilinçli bir arzuyla katılmasıyla yaratılıştaki ahenk tamamlanır.

Artık tamamen dini bir içerikle kullanılan içtihat kavramının, bu kavramla birlikte düşünülmesi zorunlu olan “gelenek”, “değişme” ve “yenileşme” kavramlarının teker teker her biri, üzerinde ciltlerle kitap yazmayı hak edecek anlamsal zenginliye sahiptir. Öyle ki, diğerlerine göre daha yerleşik bir anlam kazanmış olan “içtihad”ın kavramsal sınırını çizmek bile o kadar kolay değildir. Bu meyanda, geniş bir ilahiyat bilgisini, usül (metod) bilgisiyle ile birleştirme kabiliyetine sahip olmadan “içtihad” gibi zor ve sıkıntılı bir konuyu tartışma yükünün altına girilemeyeceğinin farkında olarak, öncelikle bu çalışmanın sınırlarını vermemiz, hem konu bütünlüğü hem de hedeflenen amaç bakımından oldukça rahatlık sağlayacaktır.

“İçtihad”ın fıkhî ve itikadi boyutunun ne olduğu, içtihadın ne gibi özel şartlar gerektirdiği, hangi konuların içtihadın alanı dışında kaldığı hususları bu yazının ilgi alanı dışındadır. Böyle bir tahdit, şahsi bir tercihin ötesinde tamamıyla “hal”in, durumun gereklerinden kaynaklanmaktadır. Çünkü, uzmanlık bilgisinin uç sınırlara taşındığı günümüzde, böyle bir tanımın, ardından da belki içtihadi bir yorumun üstesinden ancak sahalarında uzman bir heyet (şura) gelebilir; zira, başka zamanlarda hiç olmadığı kadar son devir insanlarının her biri, yekdiğerinden; “beklenti”, “psikolojik durum” ve “adalet anlayışı” bakımından çok farklı mülahazalara sahiptir. Dolayısıyla, bir taraftan ‘nass’ların ruhunu incitmeyecek diğer taraftan da insanların beklentilerinin, adalet duygularının mümkün olan azami düzeyini karşılayacak gerekli bilgi donanımına ve feraset düzeyine sahip olmak günümüzde tek bir bireyin takatini fazlasıyla zorlar.

Bu yazının konusu, değişim ve gelenek gibi insanı ilgilendiren iki boyutun “din” ile birlikte nasıl bir düzlemde tartışılacağına dairdir. Dolayısıyla araştırma konusunun ağırlık merkezini, içtihadın (yorum) değişik psikolojik ve sosyolojik şartlarda ne anlama geldiği hususu oluşturmaktadır.

Farklı gelenek, yenileşme tanımlarının dökümünü yapmak işi çıkmaza sokacağı için öncelikle, söz konusu kavramlardan takriben ne anlaşılabileceğini sarahate kavuşturmak gerekir.

Gelenek kavramı, “belli bir yolu takip etmek, belli bir çerçevede hareket etmek veya birisinin ortaya koyarak adet haline getirdiği şeyleri ondan sonrakilerin devam ettirip örf, adet ve töre haline getirmek” gibi çok genel ve sınırlarının tespiti fevkalade güç bir süreç olduğu söylenebilir. Gelenek ve sıfat şekli olarak geleneksel, klasik Türkçe’mizde anane, ananevî” şekliyle ifade edilir. Genellikle yenileşme ve asrilik veya modernlik anlayışının zıddı olarak kullanılmaktadır.1

Yenileşme, geleneğin—yüzeysel ve radikal, yahut da toplu ve organize olarak—değişmesidir. Her değişme bu anlamda bir yenileşmedir. R. Guenon, F. Schunon ve S. H. Nasr gibi gelenekçi düşünürlere göre gelenek “semadan gelen kutsaldır”, “değişmezliği, kalıcılığı bir ilke ve metafizik düzenin bilgisini ima eder”. Bu yazıda gelenek; vahye dayansın veya dayanmasın, geçmişten gelerek toplumun zihniyet ve uygulamasına tesir eden yerleşmiş tutumlar, töreler adetler ve kurumlar olarak ele alınacaktır. Türkçe’de de bu anlam yerleşmiştir; gelenek kavramının Türkçe’de ki yerleşik anlamını fazla zorlamamak gerekir. İnsanımızın anlam dünyasında, gelenek; ahlaki olan, yaşanmasında fayda umulan davranış kalıplarıdır. Ancak, yeni ilavelerle, özün yitip tamamen şekli boyutun öne çıkmasıyla gelenek bozulabilir.

2 3 2