Cevaplar

2012-12-14T19:40:16+02:00

Dil bir milletin iletişimini sağlayan fakat sadece bunula kalmayıp geçmişten gelen birikimleri de geleceğe aktaran kültürden ve tarihten ayrılmaz bir parça ve unsur durumundadır.

Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk dilini ne kadar önemsediği tartışılmaz ve de tüm yurttaşlar tarafından bilinir. Atatürk’ün Türk diline duyduğu sevgiyi ve verdiği önemi anlayabilmek için sarf ettiği şu sözlere bakabiliriz: “Türk milletinin dili Türkçedir. Türk Dili dünyada en güzel, en zengin ve kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sevip onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk Dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sonsuz felaketler içinde ahlakını, göreneklerini, anılarını, çıkarlarını kısacası; bugün kendisini millet yapan her niteliğinin, dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk Dili, Türk ulusunun yüreğidir, beynidir.”

Aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk dili ile ilgili söylediği muhteşem bir sürü sözü vardır, bunlar araştırıldığında çok rahat görülecektir. Diğer bir yandan baktığımızda Mustafa Kemal’in yaptığı

2 5 2
2012-12-14T19:40:22+02:00
Atatürkün Tiyatroya Verdiği Önem


Atatürk’ün teşvikleriyle Cumhuriyet Türk Tiyatrosuna büyükbir ivme kazandırmıştır. Çünkü yöntemli ve sürekli bir gelişimigetiren tiyatro yaşamı her yönüyle Mustafa Kemal gibi en kapsamlı bir dehanın düşünceleri ve uzak görüşü ile doğmuştur.

Cumhuriyet ilan edildiğinde İstanbul’da Dar üln Bedayi ve bazıözel tiyatrolar faaliyet halindeydi. Dar ül Bedayi, 1931′de İstanbul Belediyesi’ne bağlandı. 1934′te ise adı “İstanbul ŞehirTiyatroları” oldu. Tiyatro ve operetleriyle büyük ilgi çekiyordu. Tiyatro sanatının yurda yayılmasında Halkevlerinin büyükhizmetleri görüldü. Ankara Halkevi sahnesinde Akın (1932), Çoban (1932), Mavi Yıldırım (1932) oyunlarının ilk temsillerinde Atatürk de hazır bulundu. AnkaraDevlet Konservatuarı Tatbikat Sahnesi’nde gerçek anlamda ilk oyunların temsilinden sonra Ankara’da Devlet Tiyatrolarının kuruluşuna giden yol açıldı.

1930’lar Atatürk’ün devletin çeşitli zor işlerin yanı sıra sahne sanatlarıyla da aynı oranda ilgilendiği yıllardır. Oyunlar yazdırır, düzeltir, izler.

Galip Arcan’ın yazdığı “Sırat Köprüsü” adlı bir tiyatro oyununu izlemeye gitmiştir. Başta mutludur. Biraz sonra sinirlenmeye başlar. Piyesin sonunda “Bana Galip Arcan’ı çağırın” der. Galip Arcan gelince bu piyesi siz mi yazdınız diye sorar. Galip Arcan “Evet Paşam” deyince “Hayır bu piyes Fleur D’orange adlı vodvilin aynen çevirisi, neden bunu belirtmediniz” diyerek sitemlerini bildirecek kadar konuya hâkimdir.
Tarih 11 Nisan 1930. Paşa Marmara Köşkü’nde sanatçıları ağırlamaktadır. Muhsin Ertuğrul ile baş başa kaldıklarında şöyle der “Siz beni ateşe milterlik çağlarından beri memleketimde görmeyi candan özlediğim bir hayali gerçekleştirdiniz. Şimdi ben devlet reisi olarak soruyorum. Hükümetten ne istersiniz?

İsteyecek o kadar çok şey vardır ki, o zamanlar bin bir yokluk içinde kıvranılmaktadır. Vergiler bel bükmektedir. Ama yeni oyuncuların yetişmediği, eskilerin de tek tek öldüğünü gören Muhsin Ertuğrul, tiyatronun en önemli sorunu olarak gelecek kuşaklar davasını görür ve kararlı bir ifadeyle;

“Bir tiyatro okulu açalım onu istiyoruz Paşam” der. Çok geçmeden Türk Tiyatrosunun temel direği olan Devlet Konservatuarları kurulur ve devlet himayesinde tiyatro kurulması çalışmaları başlatılarak Devlet Tiyatrolarının yolu açılır.

Bursa’da bir temsilden sonra Bedia Muvahhit ve Raşit Rıza’ya Anadolu’nun her köşesine giderek sahne hayatını tanıtmalarını ve turnelere devam ederek halkı bilinçlendirme ve aydınlatma görevini üstlenmelerini tavsiye eder ve bu konuda destek sözü verir.

Aslında Atatürk’ün coşkusundan etkilenen etrafından da bu konuda destek gelmektedir. İşte bir örnek; Türkiye’nin meclise girebilen ilk ve tek köylü kadını olan Satı Kadın Ulus’ta bir piyese davetlidir. Kapıda kalabalık bir grup köylüyü görünce ne beklediklerini sorar. Onlar da içeride piyes denen bir şey olduğunu merak ettiklerini izlemeye geldiklerini ama içeriye alınmadıklarını söylerler. Satı Kadın hemen kapıdaki görevliye sebebini sorar. Görevli bu piyesin sadece protokole ve milletvekillerine oynanacağını söyleyince Satı Kadın halkı göstererek “Bunlar milletin vekili değil ama asılları, derhal bunları içeriye alınız, gerekirse ben dışarıda beklerim” diyerek hayatlarında ilk kez piyes izleyecek halkın içeri alınmasını sağlayacaktır.

Ve en son 12 Nisan 1930 akşamı tüm sanatçılar için bir kabul veren Gazi Türk Cumhuriyeti’nin hemen bütün erkânı ortasında sanatçılar için bir NUTUK okur. Bu Türk Tiyatrocularının her hatırlayışlarında sevinç ve saadetle heyecanlandıracak yüksek bir hatıradır. Nutkun her cümlesi duygu doludur ve hitabet sanatının bütün kudretini taşımaktadır.

Gazi nutkunu şu sözlerle bitirir.
“Efendiler! Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hattâ reisicumhur olabilirsiniz. Fakat sanatçı olamazsınız! Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kesilmiş demektir.”
Bu sözler üzerine heyecanlanan sanatçılar elini öpmek isteyince de şu muhteşem sözü söyler.
“Sanatçı el öpmez, sanatçının eli öpülür”
Atatürk pek çok tiyatro eserini de izlemiştir. Bunlar içinde “Uçurum”, “Asaletmaap”, “Yalova Türküsü”, “Akın” sayılabilir.

1 5 1