Cevaplar

2012-12-15T22:33:40+02:00

İlk Müslüman Türk devletlerinden olan Karahanlılar'da, ülkenin doğusunu idare eden büyük hakana Arslan Han adı verilirdi. Onun hakimiyeti altında batı bölgelerini, Buğra unvanını taşıyan diğer bir han idare etmekteydi. Sonra devlet merkezinde hakanlara vekâlet eden, Erkan, Sagun gibi unvanlar alan İligler ve tekin diye anılan şehzadeler geliyordu. Ayrıca bir danışma kurulu vardı.

Hükümdarlığı halife tarafından tasdik edilen Gazneli Mahmud, sultan unvanını ilk defa kullanan hükümdar olarak bilinir. Daha sonra bu unvan, bütün Müslüman devlet başkanları tarafından kullanılmıştır. Anadolu Türkmen beyliklerinde, atabeyliklerde de sultan unvanı kullanılmıştır. İslamiyet'te devlet Başkanı olan halife, peygamberin vekili olduğu için, bütün Müslümanların başı durumundaydı. Türk cihan hakimiyeti düşüncesi, güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar, dünyanın, Türk hükümdarı tarafından idare edilmesi gerektiği esasına dayanıyordu. 11. asır yazarlarından Kaşgarlı Mahmud şöyle demektedir: "Allah, devlet güneşini Türklerin burcunda doğdurmuş, göklerdeki dairelere benzeyen devletleri onun saltanatı etrafında döndürmüş, Türkleri yeryüzünün hakimi yapmıştır."

Oğuz destanındaki ok motifi, Göktürk Kitabeleri'nde zaptı düşünülen istikametlere önceden prenslerin tayin edilmesi, Türk kültüründeki cihan hakimiyeti ülküsünün işaretiydi. Selçuklular, Dandanakan Savaşı'nın hemen arkasından bir savaş meclisi toplamışlar ve burada fütuhat yönlerini ve görevalacak başbuğları kararlaştırmışlardır. Malazgirt Savaşı ve Anadolu'nun fethi de, cihan hakimiyeti ülküsünün bir sonucu idi.

1 5 1
  • Eodev Kullanıcısı
2012-12-15T22:34:26+02:00

İLK TÜRKLERDE DEVLET YÖNETİMİ

Devlet teşkilatı ikili sisteme göre kurulmuştur. Bu teşkilat­lanma Sağ - Sol, Kuzey - Güney, Doğu - Batışeklinde olmuştur. Genellikle sağ kolun üstünlüğü tanınmıştır. Hü­kümdar merkezde veya doğuda bulunurdu.

Not: Türk Devletlerinde görülen ikili yönetim ve boylar federas­yonu devletlerin çabuk kurulmasına, kolay yönetilmesine ve hızlı büyümesine sebep olmuştur. Ancak buna karşılık olumsuz sonuçlar da doğurmuştur. Devletler kolayca dağıl­mışlardır.

Devlet yönetiminde tamgaç(tamgacı), buyruklar (bakan), iç buyruklar (saray işleri ile ilgili bakan), Tarkan (askeri idareden sorumlu saray görevlisi), tudun (mali işlerden sorumlu kişi veya vali), tekin (şehzade), subaşı(ordu komutanı), bitigciler (kâtip), yargucı(tercüman, elçi, yar­gıç), agılıg (hazine görevlisi) görevlileri sorumluluk alan ve çalışan memurlardır.

B. ORDU

Türklerde ordu, devletin bağımsızlığının ve gücünün simge­sidir. Bu yüzden ordu teşkilatına büyük önem verilmiştir. Eski Türk geleneklerinde ordu-millet anlayışı vardır. Bu yüzden eli silah tutan herkes asker sayılırdı. Ordu genelde atlı birliklerden oluşur ve paralı değildir. Türklerde ordu teşkilatını ilk kez Mete Han kurmuştur. Ordu onlu sisteme göre teşkilatlandırılmıştır. En küçük birlik on kişiden meyda­na gelmekteydi ve başında "onbaşı" bulunurdu. En büyük birlik ise 10.000 kişiden oluşurdu. Bu birliğin başında tümenbaşırütbesine sahip bir komutan bulunurdu.

Ordunun başındaki en büyük komutan ise hakandı. Ülkenin bağımsızlığını korumak yeni yerler fethetmek hakanın görevleri arasındaydı. Türkler hareket kabiliyeti yüksek ve disiplinli, kendi dönemlerinin en güçlü ordularını kurmuşlar­dır. Silah yapımında da gelişmişlerdir. Başlıca kullandıkları silahlar ok, yay, mızrak, kılıç, süngü ve kalkandır. Türkler savaşlarda turan taktiğini (kurt kapanı) kullanırlardı. Bu taktikle savaş meydanlarında birçok başarı elde etmişlerdir. Türk ordu sistemi daha sonra Çin, Moğol ve Bizans orduları tarafından örnek almıştır.

C. DİN VE İNANIŞ

İlk Türk devletlerinde farklı dini inanç sistemleri benimsen­miştir. Türklerin en eski inançları Totemizmdir. Bu inanışa göre bazı bitki ve hayvanlar kutsal kabul edilirdi. Bu totemle­re "ongun" adını vermişlerdir. Türkler doğada birtakım gizli kuvvetlerin olduğuna inanıyorlardı. Dağ, tepe, su, ağaç, orman, demir, güneş, ay, yıldız, gök gibi unsurlar "kutsal varlıklar" olarak kabul edilmiştir. Doğanın canlanmaya başladığı ilkbahar mevsimini kutsal kabul etmişlerdir.

İlk Türk devletlerinde toplumun büyük bir bölümü Gök -Tanrıdinine inanırdı. Bu dinde kendine tapılan en yüce varlık Tengri'ydi (Tanrı). Bu inanca göre hükümdarın Gök Tanrı tarafından görevlendirildiğine ve dünyayı yönetme yetkisinin kendisine verildiğine inanılırdı.

Cennet ve Cehennem inancı vardı. İyi insanların Uçmağ'a (Cennet) kötü insanların ise Tamu'ya (cehennem) gideceği­ne inanılırdı.

Türkler Gök Tanrı'yı eşi ve benzeri olmayan en yüce varlık olarak gördükleri için onu herhangi bir şekilde putlaştırmadılar. Türklerde ölümden sonra hayat inancı bulunurdu. Bir kimse öldüğünde atı, silahları ve eşyaları ile beraber gömü­lürdü.

Not: Eski Türklerde görülen ahiret (cennet-cehennem) inancı, kurban kesme geleneği Türklerin İslam dinini benimsemesi­ni kolaylaştırmıştır.

Mezarının üstüne hayat­tayken öldürdüğü düşman­larının sayısı kadar "bal­bal" adı verilen heykeller dikilirdi.

Türkler ölülerine büyük bir önem verirlerdi. Ölenlerin gömüldüğü yerlerin belli olması için "kurgan" adı verilen tümsek mezarlar hazırlanırdı.

Ölen kişi için "yuğ" ya da "yoğ" denilen törenler düzenlenirdi. Ölen kişi gömüldükten sonra törene katılanlara yemek verilirdi, bu yemeğe "ölü aşı" denirdi.

Not: Günümüzde bazı yörelerimizde halen bu gelenek devam ettirilmektedir.

Şamanizm bir din olmayıp Türklerin inanışlarının sihir ve büyü ile ilgili kısmıdır. Şamanizmde dünya, iyi ve kötü ruhla­rın etkisi altındadır. Şaman adı verilen dini görevliler, yapı­lan ayinlerde bu ruhlarla temasa geçip iyi ruhların faydaları­nı sağlayan kötü ruhların zararlarınıönlemeye çalışan görevlidir. Şamanlık bilgisinin genetik olduğuna ve babadan oğla geçtiğine inanılırdı. Din adamlarına şaman, baksıya da kam adı verilirdi. Türkler arasında bu din ve inançlardan başka farklı din ve inanışlar da görülmüştür.

Maniheizm, Budizm, Hristiyanlık, Musevilik gibi dinler ve Taoizm çeşitli dönemlerde görülmüştür. Türkler çeşitli din ve inanışlara sahip olmakla beraber diğer dinlere karşı hoşgö­rülü olmuşlardır. Farklı inanışlara sahip olan topluluklarla bir arada yaşamışlardır.

2 5 2