Cevaplar

2012-12-15T22:46:28+02:00

hayır olamaz çünküher atomun farklı bir yapısı vardır  

2 5 2
2012-12-15T22:46:42+02:00

Fransız bilim adamı Jean Guitton, temel parçacıklar arasındaki devasa ‘boşluk’tan söz ederken konunun daha iyi anlaşılması için şöyle bir misâl verir: 

“Eğer bir oksijen çekirdeğinin protonunu şu önümdeki masanın üstünde duran bir toplu iğnenin başı gibi düşünürsem, o zaman çevresinde dönen elektron Hollanda, Almanya ve İspanya’dan geçen bir çember çizer (Guitton, Fransa’da yaşamaktadır). Onun için bedenimi oluşturan bütün atomlar birbirine değecek kadar bir araya gelseydi, artık beni göremezdiniz. Jean Guitton, milimetrenin birkaç binde biri boyutunda ufacık bir toz zerresi olurdu.” 

Eğer bir elmayı dünya kadar büyütebilmek mümkün olsaydı, bu büyüklükle orantılı olarak, elmayı oluşturan her bir atom, futbol topu büyüklüğüne gelecekti. İşte o zaman onlardan bir tanesini elimize alır, evirir çevirir ve atom hakkında merak ettiğimiz her şeyi öğrenebilirdik değil mi?!. 

Yok, hayır! 

Bu kadar basit değil. Maalesef, dünya kadar büyük bir elmanın futbol topu kadar büyük atomları bile, onlar hakkında yeterince bilgi edinmemiz için hâlâ daha çok küçüktür. Eğer atom çekirdeğini görmek istiyorsak, atomu futbol topu kadar değil de, bir kasaba kadar büyütmemiz gerekir. İşte o zaman çekirdek, ortada bir futbol topu kadar dururken onun 1.000 metre kadar uzağında dönüp duran elektronlardan herhangi birisi ancak bir bilye büyüklüğüne gelir. 

Şimdi bu misâli en küçük atom olarak bilinen hidrojene uygulayalım. Eğer hidrojen atomunun çekirdeği bir futbol topu (artık elmadan hiç bahsetmiyoruz, hayaline güvenenler, onun büyüklüğünü aşağı yukarı tahmin edip zihinlerinde şekillendirebilirler) kadar büyürse, atomun kendisi 2.000 metre çapında bir küre olarak karşımıza çıkar. 
Boşluğun yeni adı: Kuantum alanı 
Atomu keşfeden bilim adamları, aslında büyük bir ‘boşluğu’ keşfetmiş oldular. Atomdan söz ederken ‘büyük’ ve ‘boşluk’ kelimelerinin aynı cümle içinde kullanılması ilk anda tuhaf gelebilir. 

Biri kötümser, diğeri iyimser iki kişi, bir de fizikçi, bulutsuz bir gecede gökyüzüne bakmışlar. Kötümser adam; “Ne kadar büyük bir boşluk bu.” demiş. İyimser olanı ise; “Ne kadar da çok yıldız var.” diye ona karşılık vermiş. Fizikçi ise, o ân bir şey söyleyememiş; çünkü o, ne gördüklerinden ne de göremediklerinden eminmiş!

Son yıllarda modern fizikteki gelişmeler, madde, parçacık ve ‘boşluk’ kavramlarını da değiştirdi. Yeni fizik ‘boşluk’ kavramını yepyeni bir kimliğe bürüdü. ‘Boşluk’ âdeta canlandı ve kâinatın “yaşama ortamı, hayat nefesi veya enerjisi” şeklinde tarif edilir oldu. 

Gökyüzüne bakan fizikçinin gördüğü kuantum alanı, bugüne kadar ‘boşluk’ dediğimiz şeyin adıydı. 
Kuantum alanı, biçimsiz ve şekilsizdir; bütün biçimlerin tarlası ve bir bakıma kâinatın hamurudur. Parçacık dediğimiz sert ve katı madde bu alanın yer yer yoğunlaşmasından ibarettir. Kuantum alanı aynı zamanda faaliyet, nakil ve münasebet ağlarının ortamıdır. Bu yaklaşımın, boşluğun “esir”le kaplı olduğunu ifade eden kadîm anlayışa ne kadar yakın olduğu dikkat çekicidir. 
Albert Einstein, maddeyi, bu alanın aşırı derecede yoğunlaştığı uzay bölgeleri olarak tarif ediyordu. Yeni fizik anlayışına göre, hem madde, hem de maddenin bulunduğu alan aynı şeydi. 
Kuantuma göre, bir okyanus gibi düşünülebilecek uzay boşluğunda ‘madde’ denilen adacıklar, alttaki karalar vasıtasıyla birbirine bağlantılıdır. Kuantum alanı kavramına göre uzay kararlı bir dalga bütünü ve birliği olup, bu etkileşmeler “dalgalar” şeklinde gerçekleşmektedir.

0