Cevaplar

2012-12-17T17:12:44+02:00

Çağdaş felsefenin kurucusu olarak anılagelen Descartes, Felsefe’ye bilgi kuramından başlar. Meditasyonlar’da kendisinden aslâ şüphe edilemeyecek bir şey aramaya koyulur. Bu öyle bir şey olmalıdır ki başka bilgilere ulaşmayı sağlasın ve sarsılmaz bir temel olsun.

Descartes tâ ilk gençlik yıllarından bu yana birçok yanlışı doğru diye kabûl ettiğini düşünür ve herşeye şüpheyle yaklaşır, hem kendi yaşamında hem de bilimlerde sağlam ve kalıcı birşeylere ulaşılacaksa şâyet herşeyi temelinden devirmeye ve işe ilk temellerden başlamaya karar verir. (Birinci Meditasyon 1. önerme) O zamâna dek tartışmasız bir biçimde doğru diye kabûl ettiklerinin ya duyulardan ya da duyular yoluyla geldiğini düşünen Descartes bunlar hakkında bir kez yanılma içine düşüldüğünde bunların tamâmına olan güvenin de yitip gittiğini savunur (Birinci Meditasyon 3. önerme).

Böylelikle akıl yoluyla felsefî doğruluğa ulaşmaya çalışır. O, açık ve seçik bilgilerin peşindedir, bu bilgilerin kuşatıcı bir bütünsellikle diğer bilgilere ulaşmayı sağlayacağına; fakat bu bilgilere ulaşmak için sağlam bir yöntem geliştirmek gerektiğine inanır. Nitekim Descartes’ın dilinde açıklık doğrudan doğruya kavrama ve bilme, seçiklik ise bilinen şey ne ise onun kaynağını bilmedir ve o, bu tür bilgilere ulaşmayı sağlayacak yöntemin yapısı araştırır.

İmdi Descartes, Birinci Meditasyon’da o zamâna kadar sâhip olduğu tüm bilgilere şüpheyle yaklaşır, bunları derinlemesine incelenmesi gerektiğine inanır. Ne var ki empirik nedenlerle tüm bunları incelemeyi de mümkün görmez. Bu nedenle bunların salt temellerini incelemeye karar verir ve bu temellerden birinde bir yanlış bulduğu taktirde onun üzerinde yükselen tüm bilgilerin de yanlış olduğuna hükmetmeye karar verir. Böylelikle İkinci Meditasyon’da yöntemsel şüphe aracılığıyla, o zamâna kadar sâhip olduğu tüm bilgileri paranteze alır; fakat bu şüpheyi günlük hayat için uygulanabilir bulmaz; örneğin ahlâk ilkelerinden aslâ şüphe etmez. Duyuların kimi zaman bizi çok küçük ve uzakta olan şeyler hakkında yanıltsalar da yine de kimi başka şeyler hakkında yanıltmadığını düşünür ki ahlâk ilkeleri de bunlardandır. (Birinci Meditasyon 4. önerme)

Böylelikle Descartes bu incelemesini duyu verilerinin tanıklığı aracılığıyla sürdürmekten çekinmez, bu incelemeyi başka bir yol üzerinden sürdürmenin mümkün olmadığına inanır. Ancak bu noktada kendisi şöyle bir durumla karşı karşıyadır: bir düş görmekte olduğumuzu farz edelim. Söz gelişi gözlerimizi açmamız, kafamızı sallamamız, ellerimizi uzatmamız vb. gerçek olmasın. İmdi bu durumda bu incelemenin geçerli olamayacağını düşünenler çıkabilir; ne var ki bu durumda bile birtakım şeylerden şüphe etmek olanaksızdır; söz gelişi ister uykulu isterse uyanık olalım iki ile üçün toplamının her zaman beş ettiğini, karenin hiçbir zaman dörtten çok kenârı olamayacağını vb. biliriz. Bu denli açık ve seçik bilgiler herhangi bir yanlışlığa veya belirsizliğe sürüklemez. (Birinci Meditasyon 6.-8. önermeler)

Ne var ki tanrı Descartes’ın aldanmasını veya kötü bir cin onu kandırmayı istemiş olabilir. Ancak bunlardan ilki tanrının mutlak iyi olduğu gerçeğiyle bağdaşmaz; nitekim mutlak iyi olan bir varlık yanlışa sürüklemez. (Birinci Meditasyon 9. önerme) Tanrının değil ama kötü bir cinin aldatabileceği tehlikesi karşısında da yine de en azından bâzı şeylerden aslâ şüphe edemeyeceğini düşünür (Birinci Meditasyon 12. önerme), kötü bir cin tarafından aldatılıyor olsa bile en azından vârolması gerektiğine inanır. Böylelikle “Varım” (“Ego sum, ego existo”) önermesinin onu bildirdiğimiz veya anlama yetimizde kavradığımız her zaman zorunlu olarak doğru olduğu vargısını çıkartmamız gerektiği sonucuna ulaşır (İkinci Meditasyon 3. önerme).


1 2 1