Cevaplar

2012-12-17T19:08:44+02:00

soğuk odalar  gidişini ben anca anca hazmettim 

0
2012-12-17T19:08:47+02:00
Dört Mum

Dört mum yavaşca yanıyordu.
Ortam çok yumuşaktı ve konuştukları duyuluyordu.

İlki söyledi: 
‘’ ben barışım!"
Artık kimse benim yanık kalmamı sağlamıyor, sanıyorum söneceğim. " 
Alevi hızla azaldı ve bütünüyle söndü.

İkincisi söyledi:
‘’ ben inancım!" 
neredeyse herkez benim artık gerekli olmadığımı düşünüyor
o nedenle daha fazla yanık kalmama hiç gerek yok’’
Konuşmayı bitirdiği zaman, bir rüzgar hafifçe esti ve onu söndürdü. 

Üzgünce üçüncü mum sırası gelince konuştu:
” ben sevgiyim!" 
yanık kalmak için artık gücüm kalmadı. İnsanlar beni bir kenara bıraktı ve önemimi anlamadı. Kendilerine en yakın olanları bile sevmeyi unuttular "
Ve hiç zaman yitirmeden söndü.

Ansızın...
Bir çocuk odaya girer ve üç mumun yanmadığını görür
”neden yanmıyorsunuz sizin sonuna kadar yanmanız gerekir " 
Bunu söyleyerek, çocuk ağlamaya başlar.

Ardından dördüncü mum söyler:
”korkma ben hala yanıkken diğer mumları yeniden yakabiliriz 


"ben umudum!’’



Umudun alevi yaşamınızdan asla sönmemesi dileğiyle.. romanist 06-04-05, 11:46 uzun bir hikaye biliyorum; ama sonuna kadar lütfen okuyun kesinlikle hayatınıza yeni anlamlar katacaktır.. 


"18 Kasim 1995 günü keman sanatçisi Itzhak Perlman, New York'ta, Lincoln 
Center'daki Avery Fisher Salonu'nda bir konser vermek üzre 
sahneye çikti. Eger herhangi bir Perlman konserinde bulunmussaniz bilirsiniz ki onun 
için "sahneye çikmak" hiç de küçümsenecek bir basari degildir. 
Çocukluk yillarinda çocuk felcine yakalanmis olan Perlman'in her 
iki 
bacaginda da destekleyici ateller vardir ve ancak kol degnegi 
yardimiyla 
yürüyebilmektedir. Onu sahne üzerinde her defasinda sadece bir 
adim 
atabilmek suratiyle aci içinde ve yavas yavas yürüken görmek 
unutulmayacak 
bir bir görüntüdür. 
Agrilar içinde ama ihtisamla yürümektedir, sandalyesine 
erisinceye 
kadar. 
Sonra oturur; yavasça koltuk degneklerini yere koyar, 
bacaklarindaki 
atellerin klipslerini açar, bir ayagini geriye iter, ötekini öne 
uzatir. 
Daha sonra yere egilerek kemanini alir, çenesinin altina koyar, 
orkestra 
sefine basiyla isaret verir ve çalmaya batlar. 
Su zamanda degin, izleyiciler bu ritüele alismislardir. 
O, sahnenin bir ucundan sandalyesine dogru ilerlerken sessizce 
otururlar. 
Bacaklarindaki klipsleri açarken inanilmaz bir sessizlikle 
beklemektedirler. 
Çalmaya hazir olana dek beklerler. 
Ancak o konserde birseyler ters gitti. Daha ilk birkaç satiri 
çalmisti 
ki 
kemanin tellerinden bir tanesi koptu. 
Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü, salonun bir ucuna 
tabancadan 
firlayan kursun gibi gitmisti ses. O sesin ne anlama geldigi 
konusunda 
yanilmak imkansizdi. Ve bunun akabinde ne yapilmasi gerektigi konusunda 
da... 

O gece orda olan insanlar kendi kendilerine söyle düsündüler: 
"Anlamistik ki, yeniden ayaga kalkmasi, atelleri yeniden 
takmasi, 
koltuk 
degneklerini almasi, yavas yavas sahne arkasina gitmesi ve ya 
yeni bir 
keman bulmasi ya da yeni bir tel takmasi gerekecekti" 
Ama o öyle yapmadi. Bunun yerine bir dakika kadar 
bekledi,gözlerini 
kapadi 
ve sonra sefe yeniden baslamasi için isaret verdi. Orkestra 
basladi ve 

kaldigi yerden devam etti. Ve daha evvel hiç görülmemis bir 
tutku, güç 
ve saflikla çaldi. Elbette herkes bilmektedir ki senfonik bir eseri 
sadece 

telle çalmak imkansizdir. Bunu ben de bilirim, sen de bilirsin, 
herkes 
bilir. 
Ama o gece Itzhak Perlman bilmeyi reddetmisti. Onu parçayi 
kafasinda 
molüde 
ederken, degistirirken ve yeniden bestelerken görebilirdiniz. 
Bir noktada, 
telleri nerdeyse yeniden tonlamisçasina sesler çikarmaktaydi 
kemandan, 
daha 
evvel hiç vermedikleri sesleri vermelerini saglamak için... 
Bitirdiginde salonu olaganüstü bir sessizlik kapladi. Ve akabinde seyirciler ayaga kalkti ve tezahürata basladilar. Oditoryumun her yanindan inanilmaz bir alkis patladi. 
Hepimiz ayaktaydik bagiriyor, islik çaliyor, alkisliyor, 
yaptigini ne 
kadar 
takdir ettigimizi, begendigimizi anlatacak her türlü hareketi 
yapiyorduk. 

Gülümsedi, yüzünden akan terle ri sildi, yayini kaldirarak bizi 
susturdu 
ve 
böbürlen degil ama sessiz, güçlü, dingin bir tonla söyle dedi: 
"Bilirsiniz, 
bazen de sanatçinin görevidir, elinde kalanlarla ne kadar daha 
müzik yapabilecegini bulmak..." 

Bu ne güçlü bir cümledir. Duydugumdan beri aklimdan çikmiyor. Ve 
kim 
bilir? Belki de bu bir yasam tarzidir, - sadece sanatçilar için 
degil 
hepimiz için. Burada, tüm yasamini bir kemanin 4 teli ile müzik 
yapmak 
üstüne kuran ve birden bire, bir konserin ortasinda kendini 
sadece 3 
tel 
ile 
bulan bir adam vardir. 
Öyleyse o da 3 tel ile müzik yapmayi seçer, ve o gece yaptigi, 
sadece 

telle yaptigi müzik, daha evvel yaptigi, 4 teli varken yaptigi herseyden 
daha güzel, daha kutsal, daha unutulmazdi... 
O zaman belki de bizim görevimiz, yasadigimiz bu sallantili, 
hizla 
degisen, ürkütücü dünyada kendi müzigimizi yapmaktir; önce elimizde olan 
herseyle; 
ve 
daha sonra bu artik imkansiz oldugunda, sadece elimizde 
kalanlarla..." romanist 06-04-05, 11:46 FISILTI


Adam fısıldadı, " Tanrım konuş benimle" ve bir kus cıvıldadı ağaçta ama adam duymadı. 
Sonra adam bağırdı " Tanrım konuş benimle!" Ve gökyüzünde bir şimşek
çaktı, ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve " Tanrım seni görmeme izin ver" dedi. Ve bir yıldız parıldadı gökyüzünde. Ama adam farkına varmadı.
Ve adama bağırdı, " Tanrım bana bir mucize göster! " Ve bir bebek
doğdu bir yerlerde. Ama adam bunu bilemedi.
Sonra adam çaresizlik içinde sızlandı, " Dokun bana Tanrım ve burada
olduğunu anlamamı sağla! " Bunun üzerine Tanrı aşağı doğru süzüldü ve adama dokundu.
Ama adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı ve yürüyüp gitti. romanist  
1 5 1