Cevaplar

2012-12-18T16:34:26+02:00

DOĞRU..............................................

0
  • Eodev Kullanıcısı
2012-12-18T16:34:45+02:00

Osmanlı Devleti'nin kuruluşu ile ilgili rivâyetleri lâf süngeriyle silmeye çalışanlar, eski Osmanlı kaynaklarına göre hânedânın Oğuz soyundan ve Kayı boyundan geldiğini anlatan rivâyetleri de; Osmanlılar'ın, Tatar istilâsından sonra toparlanmaya başladığı Sultan II. Murâd döneminde, neseplerini Moğol'larınkinden daha üstün göstermek için uydurdukları iddiâsını ortaya atmışlardır.

Hâlbuki Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrinden kalma bâzı kanıt ve belgeler, herhangi bir esâsa dayanmayan bu yersiz iddiâyı kesin bir dille yalanlamaktadır. Bu deliller açıkça gösteriyor ki, eski Osmanlı kaynaklarının yazdığı gibi; Osmanlı hânedânı gerçekten de Oğuz soyundan, Kayı boyundandır!..

 

Osmanlı Hânedânı'nın Oğuz Soyundan Geldiğini 
İspatlayan Târihî Deliller:

Osmanlı rivâyetlerini küçümseyen ve şüpheyi gerektirecek hiçbir durum yokken "uydurma" olmakla itham eden Paul Wittek'in başını çektiği bir grup araştırmacı, ellerinde hiçbir delil olmadığı hâlde Osmanlı hânedânının "Kayı boyundan gelmediğini" iddiâ etmişler; hattâ değil Kayı boyundan, Oğuz soyundan bile olmadığını öne sürecek kadar ileri gitmişlerdi.(1) Bu mesnedsiz iddiâ son günlerde, Osmanlı Devleti'nin kuruluş târihi hakkındaki eski rivâyetlerin "uydurma" olduğunu öne süren Prof. Dr. Halil İnalcık tarafından yeni bir iddiâ gibi tekrar gündeme getirilmiş ve "Osmanlı hânedânının Kayı boyundan olmadığı" fikri ısrarla zihinlere yerleştirilmek istenmiştir.

Sultan II. Murâd'ın emriyle İbn-i Bîbî'in "el-Evâmirü'l-'Alâ'iyye fî Umûri'l-'Alâ'iyye" adlı Selçuklu târihini Türkçe'ye tercüme eden Yazıcı-zâde Ali, eserinin giriş kısmında Kayı boyuna mensup olan Sultan Murâd'ın diğer Oğuz beylerinden üstün olduğunu dile getirerek şöyle demişti:

"Pâdişâh-ı a'zam, Seyyid-i selâtînü'l-'Arab ve'l-'Acem, kâyid-i cüyûşi'l-muvahhidîn, kâtili'l-kefereti ve'l-müşrikîn, Sultân bin sultân pâdişâhumuz Sultân Murâd bin Muhammed Hân ki, eşref-i Âl-i 'Osmân'dur, pâdişâhlığa ensab ve elyâkdur. Oğuz'uñ kalan hânları uruğından, bel ki Çingiz hânları uruğından, dahı mecmû'ından ulu asl ve ulu süñükdür, Şer'-ile dahı, 'örf-ile dahı Türk hânları dahı kapusına gelüp selâm virmege ve hizmet itmege lâyıkdur. Allâh-u Te'âlâ bâkî ve pâyidâr kılsun, soyı 'âlem oldukça cihân-dâr ve cihânda vâr olsun!"(2)

Halil İnalcık Yazıcı-zâde Ali'nin bu ifâdelerini dikkate değer târihsel bir delile dayanarak değil, tamâmen zan ve kuruntuları doğrultusunda yorumladığı için, Osmanlılar'ın bu rivâyeti "kendi soylarını yüceltmek için uydurdukları"gibi küçümseyici bir iddiâyı diline dolamış ve tıpkı Wittek gibi bu yüce hânedânı soyu-sopu belli olmayan, kendini ispatlama çabası içinde çırpınan (!) önemsiz bir oluşum gibi göstermeye çalışmıştır.

Osmanlı soyunun Oğuz kavmine dayandığını gösteren en önemli delil, Tatar istilâsının Osmanlı topraklarında etkisini derinden hissettirdiği Fetret devrinde, Yıldırım Bâyezîd'in büyük oğlu Süleyman Çelebi'nin musâhiblerinden Ahmedî'nin (ö. 815/1414) "Dâsitân ve Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i 'Osmân"da yer alan ifâdeleridir.

Ahmedî sözkonusu eserinin 819 (m. 1416/17) yılında istinsah edilmiş en eski târihli nüshasında,(3) Ertuğrul Gâzî'yi Sultan Alâeddîn'le birlikte gazâ eden Oğuz beyleri arasında göstererek şöyle demiştir:

"Bir gün ol Sultân 'Alâ'ü'd-dîn saèîd

Sordı, n'olur hâl-i gâzî-vü şehîd?

Bildi anı kim gazâ key iş olur

Gâzî olanuñ haşrı bî-teşvîş olur…

…Pes heves itdi ki ide ol cihâd

Ola kim gâzî uralar aña ad

Leşkerini cem' idib girdi yola

Gündüz Alp, Er-tugrıl anuñla bile

Dâhı Gök Alp-u Oğuz'dan çoh kişi

Olmışdı ol yolda anuñ yoldaşı…"(4)

Ahmedî bu mısrâları II. Murad döneminde değil; Yıldırım Bâyezîd'in ölümünden sonra, Timur'un Osmanlı topraklarını zulmüyle kasıp kavurduğu bir ortamda yazmıştı. Osmanlı müverrihlerinin Moğol hânedânı ile soyca üstünlük yarıştırmak şöyle dursun, nefes almakta bile zorlandıkları bu istilâ döneminde o, eski bir kaynağa dayanarak Ertuğrul Gâzî'nin Oğuz neslinden olduğunu açıkça söylediğine göre; hiçbir târihî delile dayanmaksızın Osmanlılar'ın Oğuz kökenini asılsız gibi gösterenlerin, ya da "siyâsî sebeplerle sonradan uydurulduğunu" iddiâ edenlerin söylentileri tam bir safsatadan ibârettir!

Osmanlı hânedânının Oğuz neslinden geldiğini ispatlayan ikinci büyük delil ise; kuruluş devrinde ilk örneklerini gördüğümüz "tuğra"nın ilk Osmanlı sultanları tarafından resmî vesîkalarda kullanılmış olmasıdır. Ünlü Türk müellifi Kâşgârlı Mahmûd (ö. 1105) XI. yüzyıl sonlarında, yâni Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan iki asır önce kaleme aldığı "Dîvânu Lugâti't-Türk"te, tuğranın "Oğuzlar'a mahsus olup, diğer Türklerce bilinmediğini" açıkça vurgulamıştır.(5)

Kuruluş devrinden günümüze intikâl etmiş tuğralı en eski vesîka, Or

0