Cevaplar

2012-12-18T17:13:51+02:00

İNSAN NE İLE YAŞAR/

Simon adındaki bir ayakkabıcı ailesiyle küçük bir kulübede yaşıyor ve geçimlerini zanaatıyla sağlıyordu. Kendisine ait ne bir evi ne de bir arazisi vardı. Yaptığı işten çok para kazanamıyordu. Oysa geçinmek zordu. Bütün kazancı ailesin yemesine içmesine gidiyordu.


Simon iki yıldır, yeni bir palto almak için koyun derisi satın almak istiyordu. Karısının para kutusunda 3 rublelilik bir banknot duruyordu. Köydeki müşterilerinin de Simon’a beş ruble yirmi kopek borcu vardı.
Simon bir sabah köye gitmeye karar verdi. Simon sıkı bir şekilde giyindikten sonra yola koyuldu. “Bu gün alacağım olan beş rubleyi toplarım” diye düşünüyordu. Köye gelince birisinin kulübesine uğradı. Köylünün parası olmadığı için gelecek hafta verebileceğini söyledi. Simon başka bir köylüye gitti. Onun da hiç parası yoktu. Sadece 20 ruble verebileceğini söyledi. Simon koyun derilerini veresiye almak istedi ancak satıcı kendisine güvenmedi. Simon’un morali bozulmuş elindeki parayla da votka almıştı. Simon eve gitmek için yola koyuldu.


Simon artık neredeyse dönemeçteki türbeye varmıştı. Simon türbeye baktığında bir beyazlık gördü. Simon beyazlığa yaklaşınca, beyazlığın bir adam olduğunu anladı. Önce çekindi sonra kendisine acıdı. Adam çıplaktı. Buz gibi havada neredeyse donup kalacaktı. Simon adamı giydirdi. Sonra da alıp evine götürdü. Eve varınca Simon içki koktuğundan karısı yanlış anlayıp bütün parayı içkiye harcadığını düşündü. Eşi Simon’a çok kızdı. Yanındaki adamı görünce siniri ikiye katlandı. Adama kızıp dışarı atmak istedi. Ama sonra kendisine acıyıp yemek verdi. Konuşmayan, ses çıkarmayan adam ilk kez kadına gülümsedi. Adamın gidecek yeri olmadığından o evde kaldı. Simon ona kim olduğunu sordu. O da adının Micahel olduğunu ve onu Allah’ın cezalandırdığını söyledi.
Artık iyice alışmıştı. Simon kendisine bir iş verebileceğini söyledi. Micahel hiçbir iş bilmediğini söyledi. Simon onu eğitti. Ona ayakkabının nasıl dikildiğini anlattı. O da her şeyi çok çabuk kavrıyordu. Artık Micahel bir usta haline gelmişti.


Bir gün yanlarına cüsseli biri gelip onlara bir deri verip bir yıl boyunca giyebileceği bir çizme yapmasını istedi. Adam karşılığında 10 ruble vereceğini söylüyordu. İyi bir iş olduğu için hemen işi aldılar. Adam gittikten sonra Micahel hemen işe koyuldu. Deriyi kesip bir şekil verdi. Ancak en son ortaya bir terlik çıkmıştı. Simon ona çok kızdı. Tam mahvoldum derken kapı açıldı. Bir adam girdi. Adam; “Efendim öldü, hanımım da çabuk cenaze için bir terlik yapsın dedi” dedi adam. Micahel ikinci kez gülümsedi.


Yıllar birbirini kovaladı. Micahel’ın altıncı yılı dolmuştu. Bir gün kulübeye bir kadın geldi. Yanında iki kız vardı, biri topaldı. Kadın iki küçük kıza deri ayakkabı dikmesini istedi. Simon işi kabul etti. Simon merakından kızın niçin topal olduğunu sordu. Kadın anlattı. “Bacağını annesi ezdi. Annesi onu doğururken öldüğü için küçük kızın üzerine yığılmıştı” dedi. Micahel üçüncü kez gülümsedi. Simon niçin sade üç kez gülümsediğini sordu. O da “üç kez gülümsedim. Çünkü Allah üç hakikati öğrenmem için yollamıştı. Ben de bu üç şeyi öğrendim. İlkini karınız bana acıdığında öğrendim. İkincisi zengin adama gülümsedim. Şimdi de üçüncü kez güldüm. Çünkü üç hakikati öğrendim. Ben Cennette bir melektim. Allah beni cezalandırdı. Allah benden gidip bir kadının canını almamı istedi. Yeryüzüne indim yalnız başına yatan bir kadın gördüm. Kadın beni görünce canını alacağımı anladı. “Lütfen canımı alma yetim kalacak çocuklarıma bakacak kimsem yok” dedi. Kadına acıyıp canını amadan Allah’ın huzuruna çıktım. Allah’a durumu anlattım. Yüce Allah bana; “git kadının canını al ve şu üç hakikati öğren” dedi. İnsan içinde ne barındırır? İnsana verilmeyen nedir? İnsan ne ile yaşar? Sonra ben tekrar yeryüzüne indirildim ve daha sonra sizi gördüm.
Daha sonra çatı açıldı ve nurdan bir sütun semaya doğru yükseldi.

0
2012-12-18T17:14:21+02:00

Kunduracı Simon, karısı ve çocuklarıyla birlikte bir köylü­nün evinde oturuyordu. Kazancı, ancak boğazlarına yetiyordu. O kadar, fakirdi ki, karı koca parça parça olmuş aynı paltoyu giyi­yorlardı. Yeni palto yaptırmak istiyordu. Fakat, o kadar parayı nasıl toplayacaktı. Bir ümitle, köydeki alacaklarını toplamak için gitti. Ancak, yirmi köpekten fazla toplayamadı. Canı çok sıkıldığı için onunla da içki İçti. Söylene söylene evine dönerken, kilisenin yanında çırılçıplak, heykel gibi duran bir adam gördü. Önce, hızlı bir şekilde oradan uzaklaştıysa da, sonra insanlığından utanarak, geri döndü. Bu genç bir adamdı. Hemen, üstünden ceketini çıkar­dı ve adamın sırtına geçirdi. Kuşağını da beline bağladı. Yetmedi, ayağındaki çizmeleri de çıkarıp adama giydirdi. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, kalacak yeri yok diye, alıp evine getirdi. Bu arada adamın isminin Mikail olduğunu öğrendi.
O esnada, Simon’un karısı Matroyna, bir pişirimlik ununu bugün mü yarın mı ekmek yapmanın düşüncesi içindeydi. Bir anda ayak sesleri duydu. Kapıda kocası ve tanımadığı birisi vardı. Kocası ve adam içeri girip oturdular. Sonra da, Simon Matroyna’dan kendilerine yemek getirmesini istedi. Matroyna da “Sızın gibi sarhoşlara verecek yemeğim yok” dediyse de, adamın bu sessiz ve gariban haline acıyıp, evde olan son bir tabak yemeği de getirip önlerine koydu. Sonra da yabancıya, tavan arasında yata­cak yer verdiler. Kendileri de yattıklarında karısı Sİmon’a, “Biz yardım ediyoruz da, neden hiç kimse bize yardım etmiyor” diye sordu. Simon, hiçbir cevap veremedi.
Ertesi gün, Mikail erkenden kalkmış, sessizce oturuyordu. Sİmon ona, çalışması gerektiğini anlatıp, kundura dikmeyi öğret­meye başladı. Kısa sürede usta bir kunduracı haline gelmişti. Sessizce çalışıyor, çok az yemek yiyor, çok az konuşuyordu.
Böylece bir yıl geçti. Mikail artık herkesin beğendiği bir usta olarak ün yapmıştı. Haliyle, Simon’un da işleri düzelmişti. Bir gün, dükkândan içeri dev gibi, kibirinden yanına varılmayan bir adam girdi ve uşağının elindeki deriyi göstererek, bundan çok iyi bir çift çizme yapmasını istedi. Simon, Mikail’e baktı ve kabul etti. Mikail deriden çizme değil de terlik yaptı. Simon bu işe kızmak için ağzını açacaktı ki, adamın uşağı kapıdan içeri girdi ve efendi­sinin Öldüğü için çizmeye gerek kalmadığını, hanımının onun yerine bir çift terlik yapılmasını istediğini belirtti. Mikail yaptığı terlikleri uşağa uzattı.
Aradan altı yıl geçmişti. Bir gün bir kadın, birinin ayağı topal iki çocuğu ile gelir ve ayakkabı yaptıracağını söyler. Sonra da kadının anlattıklarına göre, bu ikiz çocukların anne ve babaları ölmüş ve kadın onları himayesine almıştır. Kadın gittikten sonra, Mikail gülümser. Bu onun geldiğinden beri üçüncü gülümseme-sidir. Birincisi, Simon’un hanımı ona yemek verdiğinde; ikincisi, çizme siparişi veren adam geldiğinde olmuştu.
Mikail, önlüğünü çıkardı ve “Allahaısmarladık efendilerim, Al­lah beni bağışladı, bir kusur işledi isem siz de bağışlayın” diyerek git­mek için hareketlendi. Mikail’den bir ışık yükseliyordu. Simon kalkıp onun önünde eğildi. Ve Mikail’den mümkünse durumu izah etmesini istedi. O da, “Ben bir melektim. Allah bana yeni doğum yapmış bir kadının canını almam için görev verdi. Baktım kadının kocası yeni ölmüş. Görevi yapamadım. Allah da bana, git o kadının canını al ve şu üç hakikati de öğren dedi. İnsanda yaşayan nedir? İnsanlara verilme­miş olan şey nedir? Ve insan ne ile yaşar?”
“Ben, hanımınızın yüzündeki yumuşamayı görünce, insanda yaşa­yan şeyin sevgi olduğunu anladım. İlk kez o zaman gülümsedim. Sonra, çizme isteyen adam geldiğinde, arkasında arkadaşım ölüm meleği vardı. O zaman da insana verilmeyen şeyin, kendi ihtiyaçlarının bilgisi oldu­ğunu anladım. O zaman yine gülümsedim. O kadın ve çocukları görün­ce de, insanın ne ile yaşadığım anladım. İnsan içindeki Allah ile yaşı­yormuş meğer. Bu da üçüncü hakikatti. Bunu anlayınca yine gülümse­dim ve Allah’ın artık beni affettiğini anladım.”
Sonra, kılığı değişti ve bir melek haline geldi. “Anladım ki, İnsan kendi çabasıyla değil, sevgi ile yaşar” dedi. “Yine anladım ki, her ne kadar insanlar kendileri için kaygı çekmekle yaşadıklarım zannederlerse de, hakikatte yalnız sevgiyle yaşarlar, Yüreğinde sevgi taşıyan İnsanın sevgisi Allah’tandır ve Allah o insanın içindedir. Çünkü varlığın sebebi sevgidir.”

 

daha önce ödevim için yapmıştım.ordan kopyaladım :)

 

0