Cevaplar

2012-10-02T16:17:27+03:00

Hz.Mevlananın kişiliği
Mevlananın kişilik özellikleri
Mevlananın şahsiyeti

Hz. Mevlana herşeyden önce olgun, alim ve veli bir şahsiyettir. Irk, din ve mezhep farkı gözetmeyen merhameti, insan sevgisi, tevazuu sadece İslam alemini değil tüm insanlığı kendisine hayran bırakmıştır. Sadece bir din alimi değil büyük bir fikir ve sanat adamıdır. İngiliz A.J. Arberry O 'nun için "dünyanın en büyük şairlerinden biri" demekte, Goethe başta olmak üzere büyük şairler arasında Mevlana hayranlığı yaygınlaşmaktadır. Rembrant da O 'nun bir tablosunu yaparak hayranlığını ifade etmiştir. Mevlana insanı adeta mukaddes bir varlık derecesine yükselterek şahıs ve fikir hürriyetine fevkalade önem vermiştir. O hiç bir doğuş farkı, sonradan edinilmiş haslet farkı tanımadan bütün insanlığa değer verir. En kötü insanı bile bağışlanmaya ve sevgiye layık görür. Allah aşkının insanı ne derece yükselttiğini, temizlediğini tamamen dehasına has bir söyleyişle ifade etmiştir. İran ve Türk şairleri arasında kimse O 'nun ateşli lirizminden uzak kalamamış ve yüzlerce doğulu şaire feyz kaynağı olmuştur. Hindistan Müslümanları üzerinde de dinamik felsefesi ile etkili olmuştur. Kurmuş olduğu Mevlevi tarikatı tamamen Türk tarikatı olarak Türk Kültürüne ölçülemeyecek derecede büyük hizmette bulunmuş ve Osmanlı Padişahlarının dahi girdiği bu tarikattan binlerce şair, bestekar ve alim yetişmiştir. Mevlana 'nın Türklük sevgisi ve Türk ırkını övmekten hoşlandığı aşağıdaki beytinde açıkça görülmektedir.

Aslen Türkest egerçi Hindu guyem.
( Her ne kadar Farsça söylüyorsam da aslım Türk'tür.)

3 4 3
  • Eodev Kullanıcısı
2012-10-02T16:19:50+03:00

Mevlânâ Celâleddin, Hind-İran, Roma-Bizans kaynaklarından gelen, yer yer, eski dinlerin, hattâ yerli halkın inanç ve gelenekleriyle beslenen, sonucu “Hükemâ” denen İslâm filozofları tarafından İslâmîleştirilen, inançlarıyla, nazariyeleriyle, terimleriyle kalıplaşan ve hayalî bir idealizm olan Vahdet-i Vücudcu (Varlık Birliği) tasavvufu, insancı ve moralist bir tarza sokan büyük bir mütefekkirdir. O, idealist bir sistemin verdiği vicdanî huzurla bu birlik âleminde kendinden geçmez, ferdiyetini terk eder, insanlara yayılır. Ona göre; bütün aykırılıklar, ayrılıklar, gidiş yollarındadır. Onun inancı, insanı yoklum âlemine çeken, hayallere daldıran bir inanç olmaktan ziyade amelî bir Varlık Birliği inancıdır. Sınırsız bir müsamahayla insanlığı hâkim eden, iyiliği ve hayrı gözeten bir birliktir.

Mevlânâ"ya göre dünya kötü değildir; hattâ para-pul, çoluk-çocuk, dünya değildir; dünya, Tanrıdan, gerçek varlıktan gaflet etmektir. Bir kabın içinde su yoksa denizin ortasında bile olsa batmaz, fakat içinde su olursa batar-gider. Bunun gibi insanın içinde dünya hırsı olmadıkça insan dünya nîmetlerine gark olsa ona hiçbir zarar gelmez, içinde hırs olan batar.

Yunan felsefesini iyiden iyiye bilen Mevlânâ, Heraklit gibi âlemi, hiç durmadan olup biten bir oluş âlemi görür. Onca her an bütün kâinat, yeniden yaratılmada, o an, gene bütün parça-buçuğuyla yokluğa gitmektedir. Kâinat âdeta akan bir nehirdir. Biz hep o nehri görürüz, fakat nehir bütün katreleriyle akıp gitmekte, giden bir daha geri dönmemekte, gelen de hep yeniden-yeniye gelmektedir. Her olay, her şey çeşitli sebeplerin sonucudur, her sonuç da bir başka olaya, bir başka şeye sebeptir. Böylece âlem, her an yenilenmektedir. İnsan da baba beline, ana rahmine düşmeden önce, âlemin zerrelerindeydi, canlılar, bitkiler ve cansızlar âlemindeydi. O, âleme gelmeden önce unsurlardaydı, yâni topraktaydı, sudaydı, ateşteydi, yeldeydi. Ondan önce göklerde, daha önceyse Mutlak Varlık"ın zatî iktizâsı olan ilgisindeydi. İnsan öldükten sonra da maddesi, gene âleme yayılmakta, bu suretle de âlem, âdem olmakta, âdem âlem olup durmaktadır.

1 5 1