Cevaplar

2012-12-19T23:38:05+02:00

Eldeki örneklere göre, kimi ulusların edebiyatlarında ayak hiç kullanılmamış (Eski Yunan, Latin, Japon, vb. edebiyatları), kimi ulusların edebiyatlarında ise ayağa çok önem verilmiştir (Arap, Fars, Türk, Fransız, vb. edebiyatları). Ayağa önem veren edebiyatlarda, nazım biçimlerinin oluşmasında (gazel, koşma, sone, vb.) dizelerin kümelenişi ile birlikte ayakların sıralanışının da büyük payı vardır. Hele İslâm kültürü çevresindeki edebiyatlarda (Arap, Fars, Türk, vb. edebiyatları) Divan adı verilen şiir kitapları bile şiirlerin (gazellerin) son harflerinin alfabe sırasına göre düzenlenir; kimi şiirler de (kasideler) kimi zaman döner ayaklarına (redif'lerine) göre adlandırılırlardı (Su kasidesi, Sünbül kasidesi, vb.).

Türk halk edebiyatının İslâmlıktan önceki dönemden kalma en eski şiir örneklerinde dahi ayak kullanılmış olduğunu görüyoruz. Bu edebiyatta, genellikle yarım ayak kullanılmıştır. Sözlü bir edebiyat olduğu için de, ayaklar ister istemez kulak içindir. Yazılı bir edebiyat olan ve Arap alfabesiyle yazılan Divan şiirinde ise, o alfabenin koşullarına uyularak, -birtakım sesli harfler söylenişte kullanıldığı halde yazıda kullanılmadığı için- göz için ayak yöntemine uyulmuştur; bu da, tam ayak, ya da zengin ayak (kafiye-i mukayyede) kullanmayı gerektirmiştir. Göz için ayak kuralı Tanzimat edebiyatının sonuna kadar (1895) sürmüş; Edebiyat-ı Cedide (1896-1901) ozanları ve onları izleyen kuşaklar, sözlerin yazılışını değil, söylenişini ayağa temel olarak almış; böylece, ayağın kulak için olduğu ilkesini benimsemiş ve uygulamışlardır. Daha önce de belirttiğimiz üzere, çağdaş edebiyatımızda ayak, özgür nazım'la (modern şiir) birlikte önemini gittikçe kaybetmektedir. Yeni ozan kendini hiçbir bağ ile bağlı görmüyor; istediği zaman hattâ zengin ayak dahi kullanıyor, istediği zaman da, -ayağı bir oyuncak sayarak- ayaksız yazıyor.

1 5 1
2012-12-19T23:38:23+02:00

kelime sonlarında aynı tür kelimelerin . carpraz sarmal bir sekilde devam edilmesine denir

0