Cevaplar

2012-12-20T19:30:25+02:00

Ortaçağ

İslâm Dünyası'ndaki kimya çalışmaları, daha önce Hellenistik Çağ'da İskenderiye'de yapılmış olan simya çalışmalarından yoğun bir biçimde etkilenmiştir. Bu çalışmalar sırasında yavaş yavaş belirginleşmeye başlayan Yapısal Dönüşüm Kuramı'na göre, doğadaki bütün metaller, aslında bir kükürt-civa bileşimidir; ancak bunların iç ve dış niteliklerinde farklılıklar bulunduğu için, kükürt ve civa kullanmak suretiyle istenilen metali elde etmek mümkündür.

Bilindiği gibi, simyagerler, tarih boyunca, bu kurama dayanarak, kurşun ve bakır gibi nisbeten daha az kıymetli metalleri, altın ve gümüş gibi metallere dönüştürmek istemişlerdir. İslâm Dünyası'ndaki kimya çalışmaları da genellikle bu doğrultuda sürdürülmüştür.

Yine Müslüman simyagerlerin maksatlarından birisi de bu dönüşümü gerçekleştirecek el-İksir'i, yani mükemmel maddeyi bulmaktır. Mükemmele en yakın metal, altın olduğu için, genellikle bu çalışmalarda altının kullanıldığı görülmektedir. İksir, aynı zamanda sonsuz yaşamın kapısını aralayacak bir anahtar olarak da düşünülmüştür.

Simyagerler, Yeryüzü'ndeki metallerle Gökyüzü'ndeki gezegenler arasında da ilişki kurmuşlardır. Örneğin altın Güneş'le ve gümüş ise Ay'la eşleştirilmiş ve bu metalleri göstermek için Güneş ve Ay'a benzeyen simgeler kullanılmıştır. Bu simgeler, 18. yüzyıla kadar pek fazla değişmeden gelmiştir; günümüzdeki simgeler ise 18. yüzyıldan itibaren şekillenmeye başlamıştır.

Ortaçağ İslâm Dünyası'nda, simyayı benimseyenlerle benimsemeyenler arasında süregelen tartışmaların, kimyanın gelişimi üzerinde çok olumlu etkiler yaptığı görülmektedir. Çünkü bu tartışmalar sırasında, taraflar, görüşlerinin doğruluğunu kanıtlamak için, çok sayıda deney yapmış ve bu yolla deneysel bilginin artmasında önemli bir rol oynamışlardır.

Yeniçağ

Bu dönemde kimya alanında maddenin yapısına ilişkin deneysel çalışmalar başlamış ve özellikle Boyle, Mayow ve Hook gibi bilim adamları sayesinde yeni bir atom kuramı geliştirilmiştir.

Yakınçağ

Bu dönemde kimya, sanayinin belkemiği haline gelmiştir; ancak kimya çalışmaları sadece sanayide değil, tıp başta olmak üzere değişik bilim dallarında da önemli rol oynamıştır. Atom konusundaki çalışmalar, genetik ile ilgili çalışmaları ve canlıların temel maddesi konusunda yapılan araştırmaları büyük ölçüde etkilemiştir.

Bu dönemde çağdaş kimya, yanma olgusunu açıklayan Lavoisier tarafından kurulmuştur. Bu sayede Lavoisier, Filojiston Kuramı'nı yıkmış ve oksijeni bulmuştur.


0
  • Eodev Kullanıcısı
2012-12-20T19:30:50+02:00

 

Kimya maddenin nitelik ve özelliklerini, yapısını, bileşimindeki değişiklikleri, çeşitli şekillere dönüşmesini, ayrı ayrı maddelerin birbirine etkisini inceleyen ve elde edilen sonuçları yasalarla bağlayan bilim dalıdır.Kimya bilimi tarihsel süreç içinde bakır ve kalayı gümüş ve altına çevirmeye çalışan simya biliminden doğmuştur.Kimyanın konusu olan madde,fiziğinde konusu olmakla birlikte,fizikle kimya arasında yöntem değişikliği vardır.Fiziğe göre cisimle madde arasındafark yoktur.Kimya ise cismi maddeden ayırır.Demir,taş,toprak,hava,su vb. herşey maddedir.Bunlardan yapılan herşey de cisimdir.Örneğin:demir boru,kurşun levha,taş kabartma,toprak testi vb.


Kimya bilimi incelendiği maddelere göre inorganik ve organik olmak üzere kimya olmak üzere iki ana dala ayrılır.İnorganik kimya,karbonu içermeyen tüm kimyasal bileşimleri ve cansız maddeleri inceler.Karbonik asitin oksitleri,metal bağlantıları ve tuzları da inorganik kimyanın incelenme alanı içindedir.Organik kimya karbon bağlantılarının tümüyle ilgilenir.Organik kimyanın uygulama alanı son derece geniştir.Bu nedenle organik kimya kendi içinde de Alifatik Kimya,Aromatik Kimya,Albümin Kimyası,Büyük Molekül Kimyası,Şeker Kimyası gibi dallara ayrılmıştır.Uygulama alanı bakımından kimya analitik,sentetik ve preparatif olmak üzere üç ana dala ayrılır.Analitik Kimya maddelerin ya da madde bileşimlerinin ve bilinmeyen maddelerin tanınmasıyla ilgilenir.Sentetik Kimya karmaşık bağlantıları kimyasal yoldan oluşturmaya çalışır.Preparatif Kimya ise maddeyi içinde bulunduğu bağlantılardan ayırarak elde etmeye çalışır.Bu dalların yanı sıra kimya,uygulama kimyası ve kuramsal kimya olmak üzere iki ana dala daha ayrılır.Kuramsal kimya ,kimyasal olayların yasalarının oluş biçimlerini inceler.Uygulama kimyası,kimyasal buluşları uygulama alanına sokar.

Kimyasal elementlerin keşfedilmesindeki sayıların ve bileşik adetlerinin giderek artması tüm elementlere birer simge verilmesi gerekliliğini doğurdu.İlk simge düşüncesini J.Dalton ortaya attı.Dalton yasalrını açıklarken örnek verdiği molekül ve atomları bazı şekillerle açıklamaya çalıştı.Ancak,öğrenilmesi ve akılda kalması son derece güç olan bu şekillerin yerine Berzelius,her element atomunun bir ya da iki harfle simgeleştirilmesi gerektiğini savundu ve bir düzen ileriye sürdü.Onun savına göre her element bir simge aldı.Bileşikler,bileşiği oluşturan elementlerin simgeleriyle değerlendirildi.Bu değerlere kimyasal formül denildi.Basit maddelerfiziksel ve kimyasal özelliklerine göre sınıflandırılır.Fiziksel özellikler;normal sıcaklıkta ametaller katı,sıvı ya da gaz halinde,metaller ise (civa dışında) katı halde bulunur.Madenlerin yüzeyleri düzeltildikçe parlaklıkları artar,ısıyı ve elektriği iletirler,biçim verebilirler.Dayanıklı ve serttirler.Kimyasal özellikler;ametaller hidrojen dışında elektronegatif özellik taşırlar ve genellikle anyon görevini yerine getirirler.Madenler elektropozitif özelliktedir.Elektrolizle katyon haline getirilebilir.Bugün bilinen element sayısı yüz üçtür.Bunlardan doksan ikisi doğada bulunur.Geri kalanlar ise,atom hakkında bilgiler geliştikten sonra yapay olarak elde edildi.

0