Cevaplar

2012-12-20T20:14:37+02:00

vıdı vııdı ıvıdı tıvı vıdı vıdıdıdıvıdıdı

1 1 1
2012-12-20T20:15:52+02:00

Ağaçların yaşları gövdelerindeki halkalarından anlaşılıyordu. Bizler ağaçların yaşlarının olgunluklarını bir fotoğraf makinesi gibi kaydeden ağaçlardan biliriz. Biz onları küçükken hep arkadaşlarla beraber adına eğlence dediğimiz ve hayatımızda yer edindiğimiz bir buluş olarak atfetmiştik.

Evet. Biz belki geç gelmemiştik dünyaya ama erkende geldiğimiz söylenemezdi. Televizyonların ilk çıktığı yıllara tanıklık etmedik. Fakat Ericsson’un GA–628 ve ya Nokia’nın 3310’una tanıklık etmedik desek yalan olur. Bir zamanlar teknoloji harikası dediklerimizin çoğu şu an dünyadan silinmiş bulunmaktalar. Bunlar ne mi? Nokia’nın 6600’ı, müzik çalarların yerine şimdilerde ipad’ların yer alması, telgrafların yerine artık fakslaşmaların çıkması,  her kontörlü hatların yerine dakikaya dayalı tarifelerin yer alması ve bunlar gibi bir sürü yeniliklerden bahsetmemiz mümkündür. Teknoloji güzel bir şeydir. Çağa ayak uydurmak için değil çağın kendisine ayak uydurması için yaratılmıştır. Velâkin bazı yeniliklerinde bir kelebeğin ömrü kadar süre tanıtmaktadır. Bu iyi mi yoksa kötü mü hala da anlaşılmış değildir.

Dünya dönmektedir. Döndükçe de değişimi de beraberinde getirmektedir. İnsanlar artık sokaklara dökülmekteler. Yıkılmaz denen diktatörlükler bir bir yıkılmaktalar. (Ör: Saddam Hüseyin, Devrik lider Muammer Kaddafi vb.) Ne teknolojiye dur denilebiliyor ne de kapitalist sistemin sömürücü politikasına. Olmaz denenler oluyor, olması gerekenler sırra kadem basıyor. Öyle bir dünya ki zıtlıkların bir arada yaşandığı hayrı da şerri de beraberinde yaşıyoruz.

Durum böyle olunca eskilere nazaran özlemler kat kat büyümüş durumda. Şimdilerdeki her ürün bir reklâma sahipken eskilerde ürünlerin reklâmını halk kendi kendisine destanlaştırırdı. Kara trenler vardı adına türküler yakanlar oldu. Türkülerini dillerden dillere adeta bir destansı olarak her yere taşıyanlar. Hala bazen dilimizde dolanır “Kara tren gecikir belki hiç gelmez./ Dağlarda salınırda derdimi bilmez. / Dumanını savurur halimi bilmez. / Kan dolar yüreğim gözyaşım dinmez.” Bazen sevgiliye bir özlem taşırdı bazen de yolcuya söylenen bir hasret türküsü. Ama her dilde söylenen bir türküydü kara tren…

Günümüzün yeni gençleri çok şanslı olmakla birlikte yer yer kaçırdıkları güzel zamanları da oldu. En önemlisi de değişen dünyanın teknolojiye ayak uydurmaya çalışması ile yeni yetişen gençliğin daha bir a-sosyal olmasına neden oldu. Onlar ki doğanın güzelliklerinden mahrum birer nesil olarak geldiler.

Şimdi ki nesilde olan gençlere harika diyebilmek ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu söylemek pekte doğru bir kanı değildir. Evet, kimileri fakir olarak doğar kimileri ise zengin olarak. Ama yaşamın gün geçtikçe zorlandığı doğru bir vurgudur. Eskiden söylenen tabirlere baktığımızda ekmek parası kazananların hep ‘‘Ekmek aslanın ağzında’’ diye söyledikleri tabiri günümüz tabirindeki söz olarak ‘‘Ekmek aslanın midesinde’’ diye değişmiştir. Hayata tutunmak zorlaştı ama bir o kadar da bazıları için gün geçtikçe kolaylaşmıştır. Ama dünya değişiyorsa ve medeniyetler ilerleme kaydediyorsa şimdiki nesilin, eski nesili elbette geçeceğe benziyor.

Ağaçlardan bahsetmiştik. Öyle ki biz her ağacın ismini belleğimizde isimlerimizi ezberler gibi ezberleyip yaşlarını halkalarından öğrenirken, yeni neslin daha hangi ağacın bırakın yaşlarını öğrenmeyi isimlerini bile bilmeyenlerle doludur. Böyle tablolar yaşamın içinden bir kopuşun olduğunu gösterir. Evet, bizimde eksik kaldığımız yönlerimiz olduğu elbette olmuştur. Bizlerde sadece isimler ve yaşlarla yetinmeyi istedik fakat bir gün de olsa bir ağacın gölgesinde dinlenirken akıl erdiremedik, dertlerini dinlemeyi.

Bir ağacın dilinin olabileceğini düşünemedik. Ya da bir ağacın dili olsaydı neler anlatırdı bizlere hiç düşündük mü? Düşünecek olursak eğer eminim ki sıralardı bütün dertlerini, hüzünlerini, sevinçlerini, kederlerini vb. her türlü duygu ve düşüncelerini ifade ederdi. Ve başlardı anlatmaya; Yazın havaların çok güzel olduğu ve güneşin tam saat 12’yi gösterdiği anlarda, güneşten kaçanların sığındığı bir ağacın gölgesinde oturup serinlerken, karşısındaki denize inat nargilesini fokurdatıp ağacın her halkasının sırrına erişme imkânı sunmaz mıydı acaba? İnsanlarından tutunda göçmen kuşlarına kadar kim bilir her çınar ağacının kaç tane yolcusu olmuştur.

Ah bir anlayabilseydik koca çınar ağaçlarını. Onların sohbetlerine bir oturuşta doyabilir miydik acaba? 

1 4 1